Dizi patlaması ve elde patlayan diziler

İddialı çoğu yeni dizi baharı göremeden yok olup gitti. Oturmuş dizilerle kısa vadede rekabet şansı çok az, uzun vadeye de kanalların tahammülü yok.

Dizi sektörü açısından bu senenin dönüm noktası olması kuvvetle muhtemel. Hayal kırıklıkları, fiyaskolar, yanlış hesaplardan kaynaklanan bir dönüm noktası bu. Böyle bir saptamaya götüren ana veri, aralarında gerçekten değerli, seçkin ve emekle kotarılmış örnekler de bulunan yeni dizilerin patır patır dökülmesi...

Söz konusu dizilerin bir kısmı geçen sezon sonundan bu sezon başına kadar ekranda kaldı (‘Sultan’ gibi). Diğer bir kısmı yaz sezonu boşluğunda göz doldurdu, ama yeni sezonda yılların eskitemediği, yerini sağlamlaştırmış diziler karşısında tutunamadı (‘Kötü Yol’, ‘Evlerden Biri’ gibi). Nihayet bir üçüncü grup da gelmesiyle gitmesi bir olmuş dizilerden oluşuyor (‘Son Yaz-Balkanlar’, ‘Babalar ve Evlatlar’, ‘Bir Ferhat ile Şirin Hikâyesi’ gibi). Sonuçta tam bir ‘dizi patlaması’ yaşanmakta diye düşünülen dönem, kısa sürede karşımıza bir ‘dizi mezarlığı’ çıkarmış durumda.

Yeni dizilerden bir tek ‘Huzur Sokağı’, yayınlandığı günde daha önce mevcut diziler arasından sıyrılarak zirveyi kapmış durumda. Yayına giren onlarca dizinin yegâne kazananı denilebilir. Nispeten üst sıralarda yer alan yeni diziler ise çok da sağlam durmuyor ve her yeni hafta onlar açısından sallantılar ve risklere gebe olarak geliyor.

‘Huzur Sokağı’ başarılı ve hakkını teslim etmek gerekir! Dizi, ona esas oluşturan romanın üretildiği sosyo-politik bağlamdan (özellikle İslâmî hareket açısından) çok farklı bir dönemde kotarıldığı için bir ‘intibak’ sorunu olur diye düşünmüştük, yanıldık. Görünen o ki romanın tematik içeriği zamana uygun şekilde başarılı bir dönüşüme uğratıldı. Anti-kapitalist İslâmî düzen arayışına edebî destek mahiyetindeki romandan dindar kesimin burjuvalaştığı ve kapitalizmle hemhal bir İslâmî-muhafazakâr partinin iktidar olduğu dönemde dini tınısı yüksek bir ‘soap-opera’ çıkarıldı ve bu büyük ilgi gördü.

Başa dönersek, iddialı çoğu dizinin baharı göremeden yok olup gitmesi bu endüstri bünyesindeki herkes için ders çıkarmayı gerektiren sonuçlarla dolu. Piyasaya ‘bodoslama’ dalma günleri geride kaldı. Oturmuş dizilerle kısa vadede rekabet şansınız çok az, uzun vadeye de kanalların tahammülü yok. Bu süreçte en çok ticari kaygılar kadar sanatsal-edebî duyarlılıklara da sahip değerli yapımlara yazık oluyor.

Acaba Amerika’da hayli yaygınlaşmış mini-diziler bu bakımdan bir ara formül olabilir mi? Yani 5-6 bölüm olarak hazırlanan, fakat yoğun seyirci ilgisi oluşunca devam kararı alınan diziler yapılabilir. Özellikle bazı edebiyat uyarlamaları açısından denenmeye değer gibi geliyor bana. Tabii yapım şirketleri, diziye emek verenler (senarist, yönetmen, oyuncu, vd.) ve kanallar açısından bu ne kadar cazip ve kabul edilebilirdir, bilemiyorum. Ama büyük umutlarla başlanıp bir kaç haftada hüsranla sonuçlanan çalışmalardansa hedefi baştan çok büyük koymayan, sınırlarını asgaride belirlemiş, mütevazı ve minik umutlu işler şu iklimde daha akılcı sanki...