Dizi seyrinin niceliği ve niteliği

Dizilerin izlenme süreçlerine ilişkin 'niteliksel' sorulara cevap verebilecek araştırmalardan yoksunuz. Çünkü bu, belli evlere izleme ölçüm cihazları yerleştirmekle olup bitebilecek bir iş değil.

Salı günü Fatih Üniversitesi’ndeydim. Sosyoloji Bölümü öğrencilerince kurulmuş ‘Prax’is Kulübü’nün davetiyle ‘Dizilerdeki Sosyolojik İmgeler’ başlığının altını doldurmaya çalışan verimli bir sohbet gerçekleştirdik.

Soru ve yorumların hepsi ayrı ayrı önemli ve değerli olmakla birlikte bu yazıda onlardan birini paylaşıp üzerinde durmak istiyorum. Öğrenci arkadaşımız Celal Kaya, birbiriyle ‘politik’ rekabet içinde olduğu öne sürülebilecek ‘Kurtlar Vadisi’, ‘Şefkat Tepe’, ‘Kızılelma’ üzerine bir soru yöneltti. Kelimesi kelimesine aktaramam ama Celal, “bunlar çok izleniyor, tamam da izleyenler kim ve nasıl bir motivasyonla izlenmekte bu diziler; anlatılana bakıp, verilen mesajları alıp ona göre bir zihinsel/düşünsel tutum geliştiriyor mu acaba izleyenler” demeye getirdi.

Bu, kanımca ister ticari-endüstriyel, ister politik-ideolojik, isterse kültürel-sosyolojik açıdan olsun, konu üzerine kafa yoran herkese hitap edecek, geçerli bir soru…

Dizilerin ‘ne kadar’ izlendiğini öyle ya da böyle biliyoruz. Bir reyting ölçüm sistemi var ve ona dayalı olarak bu ‘niceliksel’ veri elde ediliyor. Ama biz mesela ‘Kurtlar Vadisi’nde ‘17 Aralık operasyonu’ veya ‘Reyhanlı’da durdurulan silah yüklü TIR’ gerçeğinden çıkan kurgunun izleyende ne tür zihinsel/düşünsel tepkilere yol açtığını; ‘Şefkat Tepe’deki ‘Karar Kurulu’nun duygusal, düşünsel ve yorumsal geribildirimlerini; ‘Kızılelma’da Başbakan Erdoğan’a suikast motifinin nasıl alımlanıp değerlendirildiğini gerçekten bilmiyoruz. Evet, bunlar çok izleniyor ama bu kadar seyircinin hepsi aynı tepkisel doğrultuda mı izliyor, yoksa karşıt, kimisi onama, kimisi kınama refleksleriyle mi karşılıyor bu dizilerde olup bitenleri, belirsiz…

Dizilerin izlenme süreçlerine ilişkin, niceliksel olmanın ötesindeki bu tür ‘niteliksel’ sorulara cevap verebilecek araştırmalardan yoksunuz. Çünkü bu, belli evlere izleme ölçüm cihazları yerleştirmekle olup bitebilecek bir iş değil. Ve aslında sosyal bilimlerde hep tartışma konusu olan niceliksel-niteliksel araştırma ikiliğinin burada da karşımıza çıktığını düşünmek mümkün…

Niteliksel araştırma büyük emek, özveri, fedakârlık ister. Araştırmanın ‘bilgi kaynağı’nı oluşturan insanlarla çoğu zaman yüz yüze bile gelmeden bir çırpıda alınmış cevaplarla şekillenen niceliksel araştırmalar, bize ‘neyin ne kadar’ olduğunun cevabını verebilir. Ama ‘neden’ ve ‘nasıl’ sorularının cevabını çok fazla veremez. Bunlara cevap bulmak için, mesela konumuz bağlamında, o dizileri izleyen insanlarla görüşüp konuşmanız, yan yana, diz dize oturup, izlerken etkileşime girmeniz, sohbet etmeniz, yerinde (katılarak) gözlemler yapmanız gerekir.

Bu bakımdan eksiğimiz büyük. Sosyal araştırma şirketleri niteliksel araştırmanın önemini daha yeni yeni kavradı Türkiye’de; ancak televizyon, medya, popüler kültür alanındaki şirket araştırmaları bazında bu yönelim henüz yok. Akademik dünyadan da bu alanlarda ‘niteliksel analiz’ yönünde çok fazla katkı geldiği söylenemez. (Ama tam da bu noktada böylesi bir niteliksel araştırmanın başarılı bir örneğinin verildiği Hakan Ergül, Emre Gökalp ve İncilay Cangöz’ün emek ürünü şu değerli çalışmasını zikretmemek de haksızlık olur: ‘“Medya Ne ki… Her Şey Yalan!” – Kent Yoksullarının Gündelik Yaşamında Medya’, İletişim Yayınları, 2012.)

Bunları kaydetmekle birlikte, böylesi ‘niteliksel veri’ arayışımıza karşılık gelebilecek bir umut ışığının ‘sosyal medya’ya yönelik araştırıcı ilgiden belirebileceğini düşünmek de mümkün. Mesela, daha önce başka yazılarımda da değindiğim SOMERA araştırma şirketi bize programların sosyal medyada gündeme gelme oranlarına ilişkin niceliksel veriler sunduğu gibi, biraz dolaylı olmakla birlikte niteliksel veriler de sunuyor. İzlenen programın en çok ilgi çeken, konuşulan, tartışılan sahnesi, kişisi, karakteri, olayı, diyaloğu ne, bunları öğrenebiliyoruz. Bir de yazılan mesajların, atılan tvitlerin içeriğine yönelik çalışmaya gidilebilse, ‘niteliksel’ izleme eğilimleri açısından biraz daha ileri adım atmış olacağız.

Evet, nitelik önemli. Ve o ünlü deyişi de unutmayalım: Nicelik, nitelik değildir!.