Diziler 'mental retardasyon'a uğradı

Muhafazakârlığın resmi-politik taarruzu karşısında dizi piyasası, yenilik arayışından uzaklaşıp seyirci nezdinde çoktan tüketilmiş demode kurgulara gerilemiş görünüyor.

Türkiye televizyonlarında şu aralar ekrana yeni gelen dizilerin çoğuna bakan yabancı gözler, bu memlekette bir zamanlar ‘İkinci Bahar’, ‘Çemberimde Gül Oya’, ‘Avrupa Yakası’, ‘Fatmagül’ün Suçu Ne?’, ‘Yaprak Dökümü’, ‘Aşk-ı Memnû’, ‘Suskunlar’, ‘Uçurum’, ‘Kayıp Şehir’ gibi dizilerin yapıldığına inanamazlar.

Keza halen yayında olan (bazıları yakında veda edecek) ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’, ‘Bir Erkek Bir Kadın’, ‘Behzat Ç.’, ‘Kuzey Güney’, ‘Muhteşem Yüzyıl’, ‘Yalan Dünya’ gibi çalışmaların varlığına inanmak da bu yeni sürüm dizileri izlediğinizde zor.

Bir kısmı yayına dün girip bugün çıkan (son örnek, ‘Tozlu Yollar’), bir kısmı henüz başlamış (son örnek, ‘Her Şey Yolunda Merkez’) yapımların ortak özelliği şu: Bunlar, televizyon seyircisinin son 20 yılda kazandığı (tabii yine de çok büyük değil, ‘mütevazı’ olduğu kabul edilmesi gereken) olgunluk düzeyinin hayli gerisinde. Televizyon yayıncılığımızda dizi film işine yeni yeni soyunulan zamanlardaki naif, tecrübesiz, birikimsiz ürünleri hatırlatıyorlar. Dolayısıyla, bir ‘mental retardasyon’, yani zihinsel gerilemenin dizi film piyasamızda baskın hale geldiği söylenebilir. Bu köşede diziler üzerine yazı kontenjanını artık sadece yabancı dizilerle sınırlama noktasına beni iten bir durum neredeyse söz konusu…

Buraya gelişin nedenleri üzerine çok yazdık. ‘Piyasa’ bir süredir ‘havaya girmiş’ti! Bu sezon başında yerli dizi sayısı en yüksek rakama ulaştı ve buradan inişe geçileceği belliydi. Ama yumuşak iniş yerine tam anlamıyla bir kafa üstü çakılma yaşanıyor. Bunda da siyasi otoritenin gerek yeni reyting düzenlemesi, gerekse RTÜK denetlemeleriyle yarattığı sarsıntı, bir etken. Sonuçta muhafazakârlığın resmi-politik bozgununa uğradığı söylenebilecek piyasada meydan, bu ürünlere kalmış gibi.

Yalnız şunu kabul etmek gerek: Türkiye’de diziler bugüne kadar daha çok laik orta ve üst sınıflar dikkate alınarak yapıldı. Türkiye’nin muhafazakâr/mutaassıp çoğunluğu ile artık iyice kristalleşmiş dindar orta ve üst sınıfların farklı taleplerine, mevcut dizi film piyasasının pratisyenlerinin (yapımcısından yönetmenine, senaristinden oyuncusuna) yabancı olduğu da söylenebilir. Buna paralel olarak, zannedilen şu: ‘Behzat Ç.’, ‘Kayıp Şehir’, ‘Bir Erkek Bir Kadın’ gibi yapımlardan pek haz etmeyen bir muhafazakâr ‘ortodoksi’ var (ortodoksi tabirini, muhafazakâr siyasal iktidar ile toplumsal çoğunluğu bir arada ifade etmek amacıyla kullanıyorum). Ve buna, ‘steril’ ama yıllar öncesinin artık çoktan aşılmış, tüketilmiş, demodeleşmiş temalarıyla (‘Bizim Okul’ böyleydi, ‘Ali Ayşe’yi Seviyor’ da böyle) hitap edilebilir.

Hayır, öyle olmuyor. Bunlar izlenmiyor. Çünkü 1970, 80, 90’larda değiliz. ‘Kitle’, muhafazakâr, hatta hâlâ ‘ergen’ belki ama ‘salak’ da değil. ‘Hababam Sınıfı’, ‘Polis Akademisi’ remiksleriyle onu yakalayamazsınız! Bunlara harcanan paraya da, ‘teknik’ emeğe de yazık (kültürel/edebi/entelektüel emek zaten hak getire). O yüzden bunları yapmaktan vaz geçin ve biraz oturup başka ne yapılabilir diye sakin sakin düşünün! Tüm sorunlu yanlarına rağmen ‘Huzur Sokağı’ bu bakımdan uygun yörüngeyi bulmada dikkat yöneltilebilecek bir örnek…

Şunu da tekrar belirtmeli: Kurgu, ‘heterodoksi’yi sever ve liberal havada nefes alıp verir. Yani eleştiri, sorgulama, sıra dışılık ve aykırılık, onun olmazsa olmazlarıdır. Bunda ısrar etmekten, iktidardakileri de buna ikna etmeye çalışmaktan vaz geçmemeli. Burada da örnek, ‘Muhteşem Yüzyıl… Yüklenmeye boyun eğmedi, yoluna devam ediyor, ‘Resmiyet’ de işi uzatmaktan vaz geçmiş görünüyor.