Ekranda değil evinde ara 'porno'yu

Kimse endişelenmesin, bir 'Sex Factor-Türkiye' olmaz, yapılmaz... Ama bu, pornografi bizde eksik demek de değil.
Ekranda değil evinde ara 'porno'yu

Önceki gün basına ‘Yetenek yarışmalarında son nokta’ diye haber olan ‘Sex Factor’ adlı realite-şov aslında yeni değil… 10 yıl önce Milliyet gazetesi bünyesinde çıkardığımız ‘Popüler Kültür’ ekinde ‘Şimdi de pornostar’ başlığı altında şu haberi yapmıştık çünkü:

“Biri Bizi Gözetliyor, Ben Evleniyorum, Popstar derken sokaktaki insanı ekrandan şöhrete davet eden ‘reality show’ akımı nihayet ‘seks’le de buluştu. ABD’de hazırlıkları son aşamaya gelen yeni bir yarışmanın katılacak adaylara vaat ettiği bu defa ne evlilik, ne de popstarlık. Yarışmayı kazanan aday, porno yıldızı olarak şöhreti yakalayacak! Her bölümde dört kadın yarışmacı ile Los Angeles’ta bir evde insanın kalbini hoplatacak film ve fotoğraf çekimleri ile fütursuz söyleşiler yapılacak. Sonucu, programın web-sitesinde oy kullanacak seyirciler belirleyecek” (13 Kasım 2003).

10 yıl önce haberini yaptığımız bu yarışmada yalnızca kadınlar yarışırken şimdi ‘Sex Factor’de sekizi erkek sekizi kadın 16 yarışmacı olacakmış. Onlara porno yıldızı olmayı öğretecek ‘hocalar’ da tabii… Meşhur porno yıldızı Belle Knox’ın sunacağı yarışmanın ödülü 1 milyon dolar. Kazanan adayın Knox’la bir porno filminde rol alması da caba…

Haberde dikkat çeken bir başka ayrıntı da pornocu Knox’ın Duke Üniversitesi öğrencisi olduğunun kaydedilmesi. Sibel Kekilli’ye dünya çapında oyunculuk kariyeri edindiği halde hâlâ porno çektiği günleri soran kafalar açısından yadırgama yaratacak bir nokta olsa gerek! Ülkenin en ‘gözde’ porno yıldızı Duke Üniversitesi’nde ve yine herkesin gözleri önünde öğrenimini sürdürüyor.

Evet, çünkü porno oyunculuğu ABD ve diğer pek çok Batı ülkesinde bir endüstri, işkolu, meslek, hatta ‘sanat’ olarak olağanlaşmış
durumda. İzleyen milyarlarca insan için ayıp olmayan, oynayan çok daha sınırlı sayıda insan için niye ayıp sayılıyor?! İşte bu devasa ikiyüzlülüğün aşılabildiği yerde bir porno oyuncusu setten çıkıp üniversite dersliğine elini-kolunu sallaya gidebiliyor, sınıf arkadaşlarıyla muhabbet edebiliyor.

İşin bir başka ikiyüzlülük arz eden yanı da şu: Başka yazılarda da değindim, ekranlarımızda oldukça popüler pek çok programda seyir (akış) ve seyredilme (teşhir) açısından ‘seksüel’ değilse de ‘kültürel’ bir pornografik mahiyet zaten var. Bunu bazı izdivaç programları üzerine de, ‘Survivor’ üzerine de, ‘Müge Anlı İle Tatlı-Sert’ üzerine de mevzubahis ettiğimi hatırlıyorum: İnsanların tanınma-bilinme uğruna birbirini yemesini, şiddeti şiddetle yıkamasını, tökezleyip yıkılışını; veya kaybolmuş hayatlara dair mahcup edici sırların ifşasını, mahremiyetlerin tüm çıplaklığıyla teslim alınmasını izlemenin doyulmaz hazzı… Pornografi esas buralarda var! E, o zaman pornografi adına ‘Sex Factor’ çok daha samimi ve masum değil mi?!

Ensest ve yamyamlıktan sonra ‘porno’ya da takılıp ‘cadı avları’ için yeni davetiyeler çıkarmayalım! Kimse endişelenmesin, bir ‘Sex Factor-Türkiye’ olmaz, yapılmaz…

Ama bu, pornografi bizde eksik demek de değil. Bunu netleştirme yolunda, kaybının ne kadar büyük olduğunu her geçen gün daha iyi anladığım, Türkiye’de medya ve popüler kültür eleştirilerinin üstadı, rahmetli Ünsal Oskay hocamızın bir anekdotuna, anısı önünde bir kez daha saygıyla eğilerek yer verelim! Enfes kitabı ‘Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım’daki (YKY, 2000) ‘Özgürleşim Açısından Erotizm ve Porno’ başlıklı yazısında Ünsal Hoca, ‘cinsellikte inisiyatif eşitsizliği’, ‘metalaşma’ ve ‘şiddet’in olduğu yerde erotizmden değil pornodan söz edilebileceğini belirttikten sonra bakın neler söylüyor:

“Porno’nun bir de bizdeki yaygın biçimi var. Bir Bulgar mizah yazarının ‘Dünya Poturunu Çıkarıyor’ başlığı ile yayımlanan kitabındaki ilginç öyküsünü hatırlıyorum. Öyküde sürülerini yamaçlara yaymış iki çoban sohbet için bir araya geliyor. Konuşurlarken biri ötekine, koyunu aşmaya çalışan koçu gösteriyor. Koç, parası ile, mevkii ile, hiyerarşideki yeriyle cezbedemeyeceğini bildiği koyunu ‘imana getirebilmek’ için yapabileceği tek şeyin onu sevmek, kulaklarını yalamak, koyuna duyduğu aşkın gücünü ve istekliliğini haykırmak olduğunu biliyor. İki çoban bir süre koçun yaptıklarını seyreder. Sonra, koç ile koyunu gösteren birinci çoban ötekine sorar: ‘Sen, evde hiç karına bu koçun yaptığı gibi şeyler yaptın mı? Ben hiç yapmadım’ der…

Bu da hepimizin, bilerek değil kuşkusuz, kendi hayatımızda evlerde yaptığımız porno!.. Hemen teselli olsun diye belirtelim: Teşhir söz konusu olmadığı için, hukuken porno sayılmıyor!”