Ekrandaki tarih

'Ben tarih sevmem ama dönem dizilerini severim', son zamanlarda en çok duyduğumuz cümlelerden biri... Ülkem insanını dönem dizilerine bağlayan etmen ne?.
Ekrandaki tarih

(Başlık bana ait değil. VKV Koç Özel Lisesi 10. Sınıf öğrencisi Çağla Bektaş’a ait… Onun bu başlık altında kaleme aldığı yazıdan tarih öğretmeni Ayşe Alan arkadaşım aracılığıyla haberdar oldum. Dizilerden, özellikle de artık bitime üç bölüm kalmış ve üzerine oylumlu bir belgesel hazırlanmış ‘Muhteşem Yüzyıl’dan konuşurken Ayşe Hoca bana Çağla’nın aşağıda okuyacağınız çarpıcı yazısından bahsetti. Gencecik bir kalemin bu alabildiğine olgun satırları, köşemi ‘etkileşimsel’ şekilde okurlarımdan gelen yazılara yer vererek sürdürme kararımın ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha düşündürdü bana. Sözü mutluluk ve gururla Çağla’ya bırakıyorum!)

“Ben tarih sevmem ama dönem dizilerini severim”, son zamanlarda en çok duyduğumuz cümlelerden biri... Uzun zamandır yurtta ve dünyada yakından takip edilen bu dönem dizileri, ülkemizde 2006 dolaylarında ‘Hatırla Sevgili’ ve ‘Çemberimde Gül Oya’ ile altın çağını yaşamıştı. Ancak Türk televizyonculuğunun çok daha eski tarihleri hakkını vererek anlattığı ilk dizi ‘Muhteşem Yüzyıl’ oldu. ‘The Tudors’, ‘Game of Thrones’ gibi dizilere; ‘Boleyn Kızı’ gibi filmlere ve hatta kitap serilerine bakılacak olursa uzun zamandır talep gören Orta Çağ’daki kralların bol savaşlı, entrikalı ve aksiyonlu hayatlarının ülkemizde de gördüğü ilgi cevapsız kalmadı ve yüksek maliyeti, zorlu uzmanlık gereksinimine rağmen dönem dizileri ekranlarımızda yerlerini aldı. Peki, en sıkıcı bulduğunuz ders nedir sorusuna ağız birliği etmişçesine tarih diyen ülkem insanını bu dönem dizilerine bağlayan etmen neydi?..

Aslında bu sorunun cevabı bir önceki cümledeki üç kelimede yatıyor: savaş, entrika ve aksiyon. Yıllarca filmlerini ve dizilerini “aşk, nefret, intikam, hayata dair her şey burada” diyerek pazarlayan yapımcıların, bu teknikle Türk toplumunu tatmin edebildiğini görüp bir bireyin bol savaşlı, entrikalı ve aksiyonlu bir diziye hayır diyemeyeceğini düşünmek zor olmasa gerek.

Bunlar bir yana ‘Pokemon’ izleyip kendini camdan atan, ‘Kurtlar Vadisi’ izleyip mafya babalarına özenen kimi izleyiciler, tarihi karakterler haline gelemeyeceklerini bilerek bu dizilere olan ilgilerini nasıl oldu da kaybetmediler dersiniz?.. Kendini olay örgüsünün içine sokmayı iyi bilen Türk toplumu bunun da yolunu buldu: Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi ardından Kanuni Sultan Süleyman’a dava açan vatandaşımızı sanırım herkes bir yerlerden duymuştur! Bu aşamada dizide izlediği bir bölüme böylesine tepki veren vatandaşımızın tarihi nasıl algıladığına mı, yoksa abartılı heyecanına mı üzülmeli?!

Ülkemiz örfi değerlerine bağlı yaşayan kapalı bir toplumun tipik özelliğini göstermekte. İsyan da etse, onaylasa da ekranda gördüklerine tepkisiz kalmayan bu toplum, tarih derslerinde uyuyan toplumun aynısı olduğuna göre problem ne tarih biliminde, ne öğrencidedir; tarihin toplumda bulduğu yankıdadır. Biraz önce verdiğimiz örnekten ilerleyecek olursak kolayca fark ettiğimiz bir olgudur tarihin yanlış veya çarpık anlaşılması. Şehzade Mustafa öldürüldüğü için Kanuni’ye dava açılması tam da bu eksikliğin bir sonucu. Olup bitenlerin magazinel boyutuyla ilgilenen birey bunun sonucunda olayın özünü kaçırır. Toplum dedikodu biçiminde anlatılan tarihi sevmektedir, güzel kadınlar ve yakışıklı erkekler tarafından canlandırılan tarihi karakterleri sevmektedir. Popüler kültürün her parçasında olduğu üzere ekrandaki tarih de görüntü ve heyecan bazlı işlemektedir. Yani aslında tarih değil, tarihten esinlenilmiş senaryo ve oyuncular görmektedir bunca ilgiyi. 

Peki, tarih ekranda bu diziler dışında hiç mi yer almıyor? Evet, alıyor, ancak kaliteli olanlar fazla izleyici toplayamıyor. Büyük kısmında ise tarihi, izleyicileri hayattan bezdirecek kadar dogmatik ele alan tarihçiler katı fikirlerle, kabarmış milliyetçi damarlarla tarihi anlatmaktan ziyade empoze etmeye çalışıyorlar. Bu durumsa tarih-sever bireyi bile tarihten soğutacak kadar olumsuz bir etki yaratıyor.

Ne çoğu tarih kitabında ve televizyon programındaki aşırı milliyetçi söylemler tarih bilincini yerleştirebilir, ne de birkaç gerçeğe yakın dönem dizisi… Toplumun tarihi içselleştirmesinin tek yolu, gerçek tarihi topluma sunmaktan geçer. Bunun yapılması ise bana göre daha demokratik ve farklı görüşlerin kabul edilebildiği günlere kalmıştır.