Ensestten yamyamlığa abide bilgiler

Abid Vanlı yazısında önce 'ensesti empoze ediyor' diye cadı avına davetiye çıkarıyor, sonra da Maraş'a dondurma ve kuzu yemeye çağırıyor...
Ensestten yamyamlığa abide bilgiler

Kahramanmaraş Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Abid Vanlı’nın ‘Yedi Güzel Adam’ dizisi üzerine kaleme aldığım yazıya gösterdiği tepkiyi üç hafta kadar önce köşemde değerlendirmiştim. Vanlı o yazıma da cevap verdi ve bana yine değerlendirmeye açacak bir başka zengin malzeme sundu (O YAZIYI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN).

Ben Vanlı’yı muhafazakâr kültür, sanat ve edebiyatı popüler kültürün anlatım tekniklerini bihakkın kullanarak ekrana taşımak gerektiği kanısında olduğuma ikna edemedim. O, benim “çaktırmadan toplumun değerlerinin yok etmeye çalış”tığımı ileri sürüyor. Kendi yazısına yönelik değerlendirmemi de (alâkasız şekilde) diziyi eleştirmeye devam ettiğim şeklinde yorumlamış. “Eleştiri yapmak kolay, yapıcı ol” çağrısında bulunuyor. Hâlbuki ‘yapıcı eleştiri’ diye bir şey var ve en zoru o… İçi boş güzellemeler yapmak da, bir yapımı (sayıp sövmeden) ’iktidar projesi’ diye eleştirenlere “Battı mı” diye çirkince s.ataşmak da, asıl bunlar çok kolay…

Ama daha çirkini, “Battı mı” şeklinde veya “Ağzımla değil, başka yerimle güldüm” demeye getiren ifadeleri üslûp diye satmaya kalkışmak; her yiğidin bir yoğurt yiyişi var diye de savunmak. Kalem erbabı olmanın bir adabı vardır. Bunu unutmak en çok o üzerine toz kondurmadığınız ‘Yedi Güzel Adam’a ihanet olur!..

Vanlı’nın ikinci yazısını burada asıl gündeme getirme nedenim, haksız ve öncekileri mumla aratır çirkinlikte bir ithamda bulunmuş olması. Benim “süslü kelimelerle yabancı dizileri mercek altına al”dığımı belirttikten sonra “ensest ilişkileri milletin beynine empoze etmeye çalış”tığımı iddia ediyor.

Bu çarpık iddiaya yol açan, kendisine yönelik değerlendirmeden sonra kaleme aldığım ‘Game of Thrones-3: Ensest meselesi’ başlıklı yazı (YAZIYI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN). Muhtemelen kendisiyle ilgili yazdıklarımdan sonra köşeme bakmaya başladı ve bu yazı gözüne çarptı. Yazıyı nasıl okuduğunu bilmiyorum! Ama onu internette sansasyon uğruna (içeriğine bakmadan) çarpıtılmış manşetlerle veren ucuz internet sitelerinin yaklaşımıyla aynı paralelde bir tavır benimsemiş gibi görünüyor.

Söz konusu yazı şöyle başlıyor: “Game of Thrones’un en çarpıcı temalarından biri de ensest. Ve ensest, antropolojide hayli üzerinde durulmuş bir konu…”

Vanlı’nın benim varlığımdan (giderek de tatsızlaşan) bu tartışmaya yol açmış ilk yazım öncesinde haberdar olmadığını belirtmesi hiç önemli değil ama ben kendisinin ‘antropoloji’den de haberdar olmadığı endişesini taşıyorum! Çünkü ithamı, bu beşeri bilim disiplinini, onun bünyesinde çalışan birçok ismi ve onların eserlerini de bağlıyor.

Fakat esas sorun şu ki söz konusu itham, benim yazdıklarımla bağdaşmıyor. Çünkü ensest konusunda, “yasağın esasını dış-evlilik yaparak daha geniş, güvenli ve koruyucu bir akrabalık ağına kavuşma yolunda ‘toplumsal’ ihtiyacın oluşturduğunda antropologlar hemfikir” demişiz. O yetmemiş, ensest yasağının bir ‘kültürel evrensel’ olduğunu, bu yasağın olmadığı toplum yok, bu her kültürde karşımıza çıkıyor bilgisi eşliğinde kaydetmişiz.

Bunların belirtildiği bir yazıyı ‘ensest ilişkiyi empoze etmek’ diye karalıyor Vanlı… Oysa dikkatli okusa aksi yönde bir izlenim bile edinebilir. Şöyle ki yazıda ensest yasağının sınırlarının kültürden kültüre değiştiği ve kimi toplumda yasağın sınırlarının kuzenleri de kapsamına aldığı belirtiliyor. Yani bizim toplumumuzda gözlenen amca, hala, teyze, dayı çocukları arası evliliğin ensest sayılıp yasaklandığı toplumlar var. 

Böyle bir yazının ensest empozesinin aksine yasağın sınırlarını daha da genişletmeyi düşündüren caydırıcı nitelikte olduğu ileri sürülebilir asıl!.. Ama tabii yazının muradı bu değil. Amaç ne ensesti empoze etmeye ne de sınırlarını genişletmeye çalışmak; sadece yasağı var eden nedenleri antropolojik perspektiften anlamak ve açıklamak...

Yani insanlığın ‘yumuşak karnı’, semavi dinlerin bile insanın yeryüzüne inişinden itibaren çoğalmasını açıklarken en zorlandıkları nokta olan ensest meselesini dizideki bir temadan hareketle antropolojik olarak açmaya çalıştık. Bu arada ensestin belli durumlarda ‘şartlı’ kabul edilebilir olduğu toplumsal-kültürel örnekleri de paylaştık. Vanlı’nın yazısındaki ensest empozesi ithamını en çok bu örneklerin beslediğine kuşku yok. Tarihte ve günümüze daha yakın dönemlerde dünyanın bazı bölgelerinde ‘seçilmiş’, kutsal güçle donatılmış olduğuna inanılan insanların sıradan insanlarla evliliklerinin bu gücü azaltacağı kaygısıyla onların kendi kardeşleriyle evliliklerine izin verildiğine değindik. ‘Kraliyet ensesti’ (‘royal incest’) denilen bu uygulamanın ne kadar itici gelse de bir gerçek olduğunu antropolojinin ‘kültürel görelilik’ ilkesi uyarınca belirttik.

Vanlı “ensesti empoze ediyor” diye adeta bir ‘cadı avı’na davetiye çıkarttıktan sonra samimiyeti konusunda bizi (ağzımız ve dudaklarımızla) güldüren bir başka davetiye çıkararak Maraş’a dondurma ve kuzu yemeye çağırıyor. “Korkmayın, adam yemeyiz” diye ekleyerek… 

Onun bu son sözü, ensest konusunun yanı sıra ‘yamyamlık’ konusunda da çok önemli tespitler yapmış antropolojiye tekrar rota kırmama neden oldu. Kendisine cadı kazanını daha da hararetle kaynatacak yeni malzemeler sunayım!..

Yamyamlığın görüldüğü toplumlarda araştırma yapan antropolog meslektaşlarım iki tür yamyamlık ayırt ederler. Genelde bilinen ‘dış-yamyamlık’, bir kabilenin kendisine yabancı (düşman) olanları öldürüp yemesidir. Daha az bilinen ‘iç-yamyamlık’ ise topluluk üyelerinin ölmüş yakınlarını yemesidir! Bunun altında ölmüş akrabanın bedeninin toprakta çürüyüp gitmesine katlanamayıp, ölenin ruhunu rahatsız edeceğine inanılıp, onu kendi bünyelerine aktarma isteği yatar.

Böyle iç-yamyamlık uygulamasının olduğu bir kabilenin üyesi, Batılı Beyaz insana ölmüş yakınını toprağa gömmesini anlayamadığını söyleyerek o kadar çok sevdiği insanın toprağın altında çürüyüp, bozulup, yılanlara yem olmasına nasıl dayanabildiğini sorar. 

Dış-yamyamlık uygulamasının olduğu bir kabilenin şefi de aralarında araştırma yapan bir antropoloğa “Peki siz hiç insan öldürmez misiniz” diye sormuştur. Bomba ve füzelerle yüzbinlerce insanın yok edilebildiği ‘uygar’ dünyanın içinden gelen antropolog, “Tabii ki bizde de insanlar öldürülüyor” diye cevap verir. Yamyam şef, müsterih, devam eder: “O halde sizde de yamyamlık var”. Antropolog, şaşkın, yanıtlar: “Hayır, biz öldürürüz ama yemeyiz.” Şaşkınlık sırası şeftedir ve sorar: “O halde ne diye öldürüyorsunuz!..”

Öldürdüğü hasmını temel yaşamsal gereksinimler doğrultusunda yiyen bir yamyam, iktidar hırsıyla hiç yok yere milyonlarca insanı öldürenlerden de; Bosna’da Müslümanları katledenlerden de; Sivas’ta insanları ateşe verenlerden de; “Camiyi bombaladılar” yalanıyla kitleleri galeyana getirip katliamlara yol açanlardan da; nihayet, insanların söylediklerini/yazdıklarını politik-ideolojik önyargılarla çarpıtarak cadı avlarına davetiye çıkaranlardan da çok ama çok masumdur!..

Evet, ensest yasağına olduğu kadar yamyamlığa da ‘antropolojik’ aşinalığımız var. O yüzden Abid Bey’in ironik davetine teşekkürle, en kısa zamanda icabet etmeye çalışacağımı da belirterek ekliyorum:
Adam yeseniz de fark etmez.