Erdoğan, Hande, 'Alt Dudak' ve Arınç

Bırakalım kadınlara 'kaç-göç' çağrısına ekranlarda ateş topu gibi konuşan-tartışan tesettürlü kadın köşe yazarları, sunucular, moderatörler cevap versin! Hayâ, iffet, hicap, cazibedar olma/olmama meselesini başları örtük, ayakları ise dekolte ayakkabılarla süslü, göz alıcı renkte ojelerle bezeli kızlar düşünsün! "Direk görseler direğe çıkıyorlar" sözüne karşılığı da 'alt dudak' versin!..
Erdoğan, Hande, 'Alt Dudak' ve Arınç

Amerika dönüşü ‘San Diego Comic Con’dan izlenimleri aktarmaya son günkü ‘The Walking Dead Escape’te ‘zombilerden nasıl kaçtığımı’ anlatarak başlamayı plânlamıştım ki Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın memlekete adım atar atmaz karşıma çıkan “Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak” sözünün çekiminden kaçamadım, ona yakalandım!..

Arınç’ın bu minval üzere ifadeleri yeni değil. Birkaç ay önce de televizyondaki gençlik dizileri üzerinden, kızların etek boyundan oğlanların kravatlarının göbeğe kadar gevşek olmasına kadar şikâyet dolu bir konuşmada benzer duygu ve düşüncelerini paylaşmıştı. O konuşmayı da değerlendirmiştik. (Etekleri zil çalan diziler!-Okumak için tıklayınız)

Başbakan Yardımcısı şimdi de ahlâktan, iffetten, hayâdan yola çıkarak bir yandan yine televizyonları ve gençlik dizilerini hedef gösterip dizilerin 13-20 yaş grubunun sekse bağımlı yetişmesine neden olduğu iddiasını patlatmış. Fakat bu konuşmada ‘alternatif’in ne olduğu konusunda da görüş serdetmekte. “Nerede öyle yüzüne baktığınız zaman yüzü hafifçe kızarabilecek, boynunu öne eğebilecek, yüzünü bizden kaçırabilecek iffet sembolü, hayâ sembolü kızlarımız” diye hayıflanmış mesela… Tabii erkeği de atlamayıp onun iffet sınırlamasını zamparalıktan uzak durmak şeklinde belirledikten sonra yine kadına dair nasihatlerle bitirmiş: “Kadın, mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak.”

Dün de bu sözlere gelen tepkiler üzerine Arınç, bir-buçuk saatlik konuşmasının küçük bir kısmının alınıp eleştiri konusu yapıldığını ve kendisine yönelik başlı başına “kadınlar kahkaha atmasın” yakıştırmasında bulunmanın ‘iğrenç’ ve temelsiz olduğunu belirtmiş. Kadınlardan gelen ‘kahkaha’ dolu tepkileri de bir utanç nişanesi mahiyetinde Gazze’de olup bitenlere havale etmekte.

Ama son noktada topu yine 90’a takmadan da edememiş: “Kocasını bırakıp sevgilisiyle tatile çıkanlar, direği gördüğünde dayanamayıp direğe çıkanlar” olduğunu belirterek… Böyle bir hayatın içinde olanlara kızmanın ötesinde acınabileceğini, ağlanabileceğini ekleyerek…

Direk ne kadar ‘direk’tir, bunu bir kenara bırakıp ‘direkt’ konuya girelim! Bülent Arınç, her ne kadar ‘siyaseten’ Saadet Partisi’nin Erbakan çizgisindeki ‘Aksaçlılar’ından ayrılıp ‘Yenilikçi gençler’le birlikte AKP oluşumuna omuz vermiş olsa da ‘kültürel’ bakımdan Parti’nin nadide ‘Aksaçlı’larından ve hareketin muhafazakârlıktan öte ‘gelenekçi’ kanadının en önde gelen temsilcilerinden sayılabilir.

Gelenekçilik, muhafazakârlığın değişmeyi reddetmeyen ama onu ‘gelenek’le birlikte, yani geçmişle süreklilik içinde öngören çizgisinden farklı olarak, ‘gelenekte ‘demirleme’yi savunan bir pozisyondur. Başbakan Yardımcısı’nın ‘değişme’ konusundaki tavrının başka bağlamlarda muhafazakâr çizgide olduğu söylenebilir. Ama kadın söz konusu olduğundaki “Nerede öyle yüzüne baktığında yüzü kızaran, boynunu öne eğip gözünü bizden kaçıran kızlar” arayışı, onun bu bağlamda ‘gelenekçi’ olduğunu düşünmemize el veriyor.

Muhafazakârlık ve gelenekçilik arasındaki farkı isterseniz yıllar önceki bir televizyon programında Müslüman kadın yazar-gazeteci Hidayet Şefkatli Tuksal’ın (söylediklerinden öte) ekrandaki duruşunun yarattığı etkiye ve buna tepkilere yönelik hatırımda kalanlar üzerinden somutlaştırayım! Tuksal’ın o programda gayet rahat, ferah ve ‘serbest’ konuşurken bacak bacak üstüne atması, Türkiye’de İslâmi kesimin ‘muhafazakâr modernleşme’ ivmesini yansıtan, simgeleyen gayet güzel bir örnekti. Onun, İslâm ve kadın özgürleşmesi üzerine söylediklerinden öte bu oturuşunu da sorgulayan ‘eril’ Müslüman zihinler/ağızlar ise Türkiye Müslümanlığının ataerkil-gelenekçi kanadını temsil etmekteydi.

Arınç, ikinci kanadın hislerine yukarıda zikredilen konuşmalarıyla tercüman olan bir siyasetçi. Fakat onun sözleri sadece kendisinin üzerine kahkahalarla yüklü bir tepki sağanağı boca eden ‘seküler’ kadınlarını bağlamıyor bu ülkenin…

Arınç’ın “herkesin içinde kahkaha atılmaz” tepkisinden televizyon yarışma programlarında, mesela ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’de sıklıkla gördüğümüz, etaplarda kan-ter içinde yarışan, zaman zaman şek kahkahalar atan, kazandığında da sevinçten çıldıran tesettürlü ‘dini-bütün’ kadınlar da nasibini alıyor.

Arınç’ın ‘cazibedar olunmayacak’ tembihinden o hayli cezbedici kreasyonlarıyla ‘mahremiyetin teşhiri’ne yeltenen tesettür defileleri, reklam billboardları, İslâmi moda dergileri veİstanbul’un bir muhafazakâr semtindeki AVM içinde tesettür kıyafetleri satan mağazanın aşağıda fotoğraflanmış vitrini de nasibini alıyor.

Arınç’ın iffetli olunacak, hayâdan uzaklaşılmayacak direktifinden benim kitabımın kapağında yer alan, İstanbul sokaklarında sarmaş dolaş yol alan dindar genç âşıklar da nasibini alıyor.

Hatta Arınç’ın sözlerinden Cumhurbaşkanlığı adaylık tanıtım toplantısına davet edilmiş Hande Yener dolayımıyla Başbakan Erdoğan bile nasibini alıyor!.. Hande’nin şu ara gözde olan şarkısı ‘Alt Dudak’ malûm… Tam da Arınç’ın kafasına taktığı 13-20 yaş grubuna hitap eden Hande, gözünü erkekten kaçıracak iffetli kız arayışları hilafına bakın o şarkıda neler söylüyor:

“Ele geçmez bir daha böyle fırsat, sevelim sevişelim… Yıkıla yıkıla gezip dolaşalım… Eskiyi unut gel barışalım… Gözlerin gözüme değdiği zaman… Hatırı kalır alt dudağın…”

Erdoğan, Hande, ‘Alt Dudak’ ve Arınç… Bu, AKP yelpazesidir. Ve bu yelpaze de Türkiye’de modernleşmenin dindar muhafazakârlığa yansıması, getirisi veya (eğer Arınç’la aynı düşünsel enlem-boylamdaysanız diyebilirsiniz ki) ‘maliyeti’dir. Parti, esasen bu modernleşmenin bugün de süregelen küresel-dijital (kapitalist) evresine başarıyla (hatta seküler, sosyal demokrat, sol siyasi hareketlerden çok daha fazla) uyarlanabilmenin sonucu olarak iktidarda.

Ama şimdi bu süreçsel varoluşunu inkâr yolunda, Türkiye’de yarattığı totaliteryan atmosfer sonucu oluşan tepkilerin de kışkırtıcı etkisiyle gelenekçi-fundamentalist ‘retardasyon’lara sapıyor. Arınç’ın gençlik dizilerini şikâyet odağı yapmasına gerek yok ki. Şöyle bir dikkatlice kendi ‘muhafazakâr’ çevresine baksa yeter de artar bile!..

Bu tablo karşısında bazen AKP’ye karşı kitlesel reaksiyon vermek yerine bir ‘eylemsizlik’ plânı oluşturulsa ve AKP kendisiyle baş başa bırakılsa onun çözülmesi çok daha imkân dâhilinde diye düşünüyorum. AKP, yürüttüğü kriz, zıtlaşma ve çatışma politikasıyla, ve de karşısındaki muhalefetin her hamlesinin yanlış olmasından da istifadeyle ne politik ne de toplumsal olarak bir çözülmeye uğruyor, aksine pekiştikçe pekişiyor.

O, bitse bitse kendi içinden bitecek. Zaten düne kadar ittifak içinde, aynı ‘paralel’de can-ciğer kuzu sarması olduğu bir yapıyı şimdi kanlı-bıçaklı olarak içinden püskürtmeye çalışması bile buna işaret değil mi?!

O yüzden bırakalım kadınlara ‘kaç-göç’ çağrısına ekranlarda ateş topu gibi konuşan-tartışan tesettürlü kadın köşe yazarları, sunucular, moderatörler cevap versin! Hayâ, iffet, hicap, cazibedar olma/olmama meselesini başları örtük, ayakları ise dekolte ayakkabılarla süslü, göz alıcı renkte ojelerle bezeli kızlar düşünsün! “Direk görseler direğe çıkıyorlar” sözüne karşılığı da ‘alt dudak’ versin!..

AKP’yi kendi kendisiyle, Arınç’ı da Hande ile baş başa bırakalım!..