'Ertuğrul', efsane ve 'diriliş'

Geçen haftaki 'Diriliş-Ertuğrul' yazımdan dolayı Osmanlıcı bir gazapla doğrudan hakaret edenler de oldu, kendi tarihçiliklerini çiğ bir üslûpla dile getirip had bildirmeye kalkanlar da... Allahtan böylesi tepkilere aşina olduğum için tedbir almıştım...
'Ertuğrul', efsane ve 'diriliş'

TRT’de başlamış olan ‘Diriliş-Ertuğrul’ dizisi üzerine Pazar günü ‘girizgâh’ mahiyetinde bir yazı kaleme aldım. Orada işin teknik, tematik ve oyunculukla ilgili ‘karakter’istik’ yanlarına girmeyi sonraki yazılara bırakarak sadece dizinin akışına temel oluşturacağı anlaşılan ‘Osmanlı kuruluş miti’ üzerinde durmayı, buradan da yakın Türkiye tarihinin ‘Türk-İslâm sentezi’ tartışmasına yol almayı tercih ettim. Sonra araya 14 Aralık operasyonu ve bu operasyonda içerilen bazı diziler girince konuya devam etme imkânı bulamadım. Bu arada da ‘Diriliş-Ertuğrul’ yazımıza irili-ufaklı tepkiler posta kutumda birikti.

Söz konusu yazının ağırlık noktasını gerçek olmaktan ziyade kurmaca bir şahsiyet olarak beliren Osman Bey’in dedesi ‘Süleyman Şah’ oluşturmaktaydı. Osman’ın babası Ertuğrul Gazi, bir tarihsel şahsiyettir. Ama Süleyman Şah böyle değil ve onun efsanevi (‘uydurma’) olduğu hemen hemen bütün tarihçilerin hemfikir olduğu bir nokta. Bununla birlikte efsanenin nasıl ortaya çıktığına dair yorumlar söz konusu ve ben yazımda bunlardan birini, kendi akademik hayatımın başlangıcına kadar giden ve o zamandan bugüne kalıcı iz bırakmış, Avusturyalı tarihçi Paul Wittek’in ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu’ adlı çalışmasından bir alıntıyla örneklemek istedim. Nihayetinde amacım, Osmanlı’nın kökenine ilişkin kurmaca ‘tarih inşası’nın şimdi bir ‘görsel kurmaca’ olarak tekrarlanıyor ya da ‘diriltiliyor’ olduğuna dikkat çekmekti.

Bu yazıdan dolayı Osmanlıcı bir gazapla doğrudan hakaret edenler de oldu, kendi tarihçiliklerini çiğ bir üslûpla dile getirip bana had bildirmeye kalkanlar da… Allahtan böylesi tepkilere akademik hassasiyet gerektiren daha önceki başka yazılarımdan da aşina olduğum için tedbir almıştım. Yazıyı gazeteye göndermeden önce bu konuda kendisine danışılabilecek en yetkin isimlerden olan kadim dostum, Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve Tarih Vakfı YK Üyesi, Dr. Oktay Özel’i arayarak yazdıklarım üzerine bir değerlendirmede bulunmasını rica ettim. Oktay, sağ olsun, beni kırmadı, yazıyı önceden okuyarak hem tarihsel açıdan bir yanlışı olmadığını, hem de onu genel boyutuyla da anlamlı ve düşündürücü bulduğunu belirtti.

Bununla da kalmadı ve bana (“içim rahat olsun” diye!) çıkardığı bazı notları da cevabî mektubunun ekinde gönderdi. Onları burada paylaşmak istiyorum! Hem onun yazdıkları, Osmanlı ‘kuruluş miti’nin Süleyman Şah motifinin gerekçelerini daha da anlaşılır kıldığı için, hem de tarihsel-drama olarak karşımıza çıkan bir televizyon dizisine yaklaşırken akademik hassasiyet noktasında hiç de zannedildiği kadar kayıtsız olmadığımızın bilinmesi için… Ayrıca Oktay’ın, verdiği bilgiler ışığında dizinin Türkiye’de mevcut iktidarla etkileşim ve titreşimli motivasyonuna dair en sonda getirdiği yorum da kayda değer!..

Oktay, “sözünü ettiğin konuda şunlar var (ki hemen hemen bütün hikâyeyi kaynakları ile birlikte özetliyor)” diyerek iki kaynak zikrediyor önce:

“-Colin Imber, ‘Osmanlı Hanedan Efsanesi’, Oktay Özel & Mehmet Öz (der.), Söğüt’ten İstanbul’a. Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar (Ankara: İmge Yayınları, 2.Baskı, 2005) içinde, s. 258-60.

-Baki Tezcan, ‘Erken Osmanlı Tarihyazımında Moğol Hatıraları’, H. Erdem Çıpa & Emine Fetvacı (der.), Osmanlı Sarayında Tarihyazımı (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2014) içinde, s. 41-45.”

Sonra şöyle devam ediyor:

1’inci anlatı: Şükrullah, Aşıkpaşazade, Bayati ve Oruç Bey, Süleyman Şah’ın, Osman’ın dedesi, yani Ertuğrul’un babası olduğunu söylerler. Ancak bu atıflar tamamen kurmaca ve efsanevidir. Bu efsanenin ilham kaynağı ise büyük ihtimal Anadolu Selçuklularının kurucu ismi Selçuklu hanedanına mensup Süleymanşah (Kutalmışoğlu) idi.

2’nci anlatı: Ancak bu hikâye Osmanlıların atalarını belirsiz bir Doğu Anadolu mekânına oturttuğu için, Osman’ın (ve Beyliği’nin) Kuzeybatı Anadolu’da ortaya çıkmış olduğu gerçeği karşısında alternatif şecereler de oluşturulmuştur. Bunlardan birine göre (Ahmedi ve Yazıcızade), Ertuğrul’un arkadaşları olarak görülen Gündüz Alp, Enveri’nin manzum tarihinde Ertuğrul’un babası olarak gösterilir. Bu anlatıyı Karamanlı Mehmet Paşa da tekrar eder.

3. En son Neşri, tarihinin elyazması müsveddesinde her iki versiyona birlikte yer verir ve Süleyman Şah’ın, Ertuğrul’un babası olduğu düşüncesine ‘yaygın olarak bilinmektedir’ şeklinde atıf yapar. Eserinin sonraki nüshalarında ise 2’nci anlatıyı tamamen terk eder, orada söz konusu olan Gündüz Alp-Ertuğrul ikilisinin başka bir Ertuğrul’a tekabül ettiğini belirtir ve şecereyi yine Süleyman Şah üzerinden kurar. Bundan sonra bu versiyon, yani 1 no’lu Süleyman Şah’lı anlatı Osmanlı’nın resmi anlatısı olur.”

Nihayet kendi yorumunu da şu şekilde ekleyerek bitiriyor Oktay Özel:

“Burada örtük olarak, Osman’ın kendisini de Selçuklularla aynı soya bağlama imâsı söz konusu gibi. Selçuklu Hanedanı’nın sona ermesinden sonra her ne kadar bu vurgu gereksiz idiyse de, bu ‘Süleyman Şah hikâyesi’, Osman’ın soyunu Selçuklularınkinden ayrı tutan, hatta daha prestijli Gök Alp soyuna bağlayan ‘Kayı boyuna eklemlenme hikâyesi’yle bir arada sürdürülür. İlki, Selçukluların varlığında, onların ‘Süleyman Şah’ını Selçuklu bağlantısından koparıp kendilerine temellük ederek bir ‘meşruiyet’ arayışını, ikincisi ise, artık onların yokluğunda kendi farklı boylarını öne çıkararak ‘üstünlük’ iddiasını sembolize eder. Bu ikisinin sentezini yapan ve Süleyman Şah bağlantısından yine de vazgeçmeden yeni bir paketle sunan ise Neşri’dir. Yani kurgusal ‘Süleyman Şah’ şahsiyeti, Osmanlı’nın Selçuklu mirasını/bağlantısını hâlâ geçerli bir meşruiyet kaynağı olarak gördüğünü ima eder ve ‘ne seninle ne sensiz’ anlamına gelir!.. Çünkü Osmanlı Devleti bütün bu hikâyelerin ortalıkta dolaştığı dönemlerde, kendisini Selçuklu’nun mirasını daha doğrudan sürdüren, en azından teritoryal olarak, Konya merkezli Karamanoğulları Beyliği’ne karşı da bir savaş veriyordu. O yüzden ‘Süleyman Şah’ bağlantısından kolayca vazgeçmemiş olabilirler. Yani işin bir de o zaman için güncel ‘reelpolitik’ boyutu var gibi...

Bu dizi, AKP iktidarının da bir bakıma Selçuklu-Osmanlı sürekliliğine yaptığı vurguyu sembolize eder mi bilemem! Bu kadar ince ve zekice bir imâ içerdiğini sanmam doğrusu!..”