Ey Sevgili! Biz cehennemlik miyiz?!

Erdoğan'ın kapısını açıp arkasındaki kitleyle birlikte içeri girdiği bahçenin cumhurbaşkanlığı köşkü bahçesi olmaktan öte 'cennetin bahçesi' olduğuna dair bir ruhsal esrimeye süzülmek bile mümkün!..
Ey Sevgili! Biz cehennemlik miyiz?!

Recep Tayyip Erdoğan’ın, yayına girer girmez YSK tarafından yasak getirilen Cumhurbaşkanı adaylığı reklamı için ne söylenebilir? Soruyu yanıtlama yolunda o ve partisinin daha önce başka seçim kampanyalarında karşımıza çıkan reklamlarıyla kıyasa gidelim!..

Mesela 2011 genel seçimlerine gidilirken kamuoyunun önüne sürülen reklamı hatırlayalım! Nasıl da Erdoğan’ın liderliğini yürüttüğü siyasi hareketin liberal-çoğulcu çizgide olduğu mesajını yaymaya dönüktü!.. Türkiye toplumuna sosyal barış vaat edilmekteydi.

“Aynı bağın gülüyüz biz” nakaratıyla zihinlere yerleşmiş bu reklamın, 2014 yerel seçimleri öncesi ekrana gelen, Erdoğan’ın İstiklâl Marşı okuyarak katıldığı ‘Bayrak’ reklamı ile kıyaslamasına da gitmiştik daha önce... ('Umut'tan 'korku'ya AKP reklamları) Ve demiştik ki 2011 reklamındaki çoğulluk/çeşitlilik vurgusu ortadan kalkarak çoğunlukçu ve türdeşleştirici çerçevede ‘millet’ simgeseline yaslanan; içeriğinde ‘düşman’a işaretin de bulunduğu bir siyasi mesaj verilmekteydi artık… Sosyal barış vaadi gitmiş, sosyal çatışma korkusu beslenmeye başlamıştı. Bu korku temelinde de istikrar, daha geniş anlamda da mevcut iktidarın korunması vaat edilir olmuştu.

Şimdi cumhurbaşkanlığı adaylık sürecinde, ekrana gelmesiyle gitmesi bir olan reklamda ise 30 Mart yerel seçimleri sonrasında artık aslî motivasyonu oluşturan totaliteryanizm daha da pekiştirilirken onun mahiyet ve çerçevesine ilişkin de mesaj netleştiriliyor.

2011 reklamı tüm topluma hitap ederken 2014 reklamı toplumun önemli bir kesimini dışlayan, öteleyen ve düşman addeden, ama ‘bölücü’ de olsa hükümete, özellikle ekonomi açısından güveni sürdüren geniş bir seçmen kitlesine yönelikti.

Şimdi karşımıza çıkan ve Sezai Karakoç’un “Sevgili/En Sevgili/Ey Sevgili” dizeleriyle bezeli şiiri eşliğinde Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı forsunun tevdi edilip köşk bahçesinin kapılarının açıldığı reklam ise AKP’nin yıllar içinde genişlemiş seçmen kitlesinden de beride, bu partinin içerisinden çıktığı İslâmcı siyasete doğru daralan çağrışımlarla yüklü.

Bu reklama bakıldığında öncekilerle kıyaslanmaz ölçüde, seküler toplum algısını sürdürmeye olanak verecek simge ve karakter kullanımında en minimalde olunduğu söylenebilir.



30 Mart 2014 yerel seçimlerine giderken, ‘Paralel Yapı’ya göndermeli şekillendirilen, Mehmet Akif’in “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın” dizelerinden beslenen reklamda bile hâlâ nispeten de olsa çeşitlilik içinde bir toplum tasviri sürmekteydi. Ve yine her şeye karşın ‘beşer’ ve ‘ dünya’ ölçü kılınan bir akış söz konusuydu.

Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk kez doğrudan, metnin içinde bir ‘aktör’ olarak da rol almasıyla karşımıza çıkan şimdiki reklam ise (YSK’nın da yasak kapsamına alınmasına gerekçe oluşturduğu üzere) bütünüyle dinsel bir ‘tınlama’ya sahip. Öyle ki Erdoğan’ın kapısını açıp arkasındaki kitleyle birlikte içeri girdiği bahçenin cumhurbaşkanlığı köşkü bahçesi olmaktan öte ‘cennetin bahçesi’ olduğuna dair bir ruhsal esrimeye süzülmek bile mümkün!..

Önceki reklam içeriklerinden farklı olarak önümüze konulan ölçü esas itibarıyla artık ne liberalizm, ne milliyetçilik ve ne de muhafazakârlık… Tek ama tek ölçü, din... Erdoğan’ın dilinden dinlediğimiz şiirdeki ‘veciz’ ifadeyle söylemek gerekirse: “Yoktan da vardan da öte bir Var vardır…” Ötesi lâfügüzaftır!..

Bu ölçü doğrultusunda toplumun yarısını arkasına almış olarak Köşk’ün bahçesinden girilirken anlıyoruz ki toplumun diğer yarısına o bahçenin kapıları kapalı. Bir bakıma onlar ‘cehennemlik’!..

Ama öte yandan biliyoruz ki ‘hayatın dinamiği’, o ‘Bahçe’nin içinde de hükmünü icra edecek ve din adına muhteşem bir rekabetçi hareketlilik çok geçmeden orada kendini gösterecektir.

Hâşâ, “dinsizin hakkından imansız gelir” demek gibi bir densizlikten sakınırım! Fakat deyişi tersyüz edip kullanmak gerekirse, bu gidişle ‘dinli’nin hakkından ‘IŞİD’li mi gelecek kaygı ve korkusuna da kapılmıyor değilim.

Ve merak ediyorum, acaba bugün Sezai Karakoç’la varılan ‘iç-çember’i daha da daraltacak reklam filmine sıra ne zaman gelecek?..