Fal, ezan, hüsranlar

Dizilerin altın devri kapandı ama o devirde büyümüş sektör aynı hacimle yerinde. Üstüne üstlük reyting, bir 'muhafazakâr cendere'ye girdi.
Fal, ezan, hüsranlar

Show TV’de yeni başlayan, bir Güney Kore dizisinden uyarlama ‘Aşk Ekmek Hayaller’, bizim mazimizden bazı nadide parçaları da hatırlattı. Kemalettin Tuğcu, Kerime Nadir ve Yeşilçam melodramları bunlar!..

Perde, zenginliğin bağrında açılıyor: Konağımızın ‘Küçükbey’i ile bir hizmetçi ‘emanet’i küçük kız arasında çocukluktan başlayan alâka büyüyünce de sürmüş, lâkin davul dengi dengine çalınca olanlar olmuş, beyimiz Ferit’in (Sinan Tuzcu) annesi Keriman (Müjde Ar) oğluna ‘denk’ (neredeyse 10 yaş büyük gösteren!) bir eş olarak Leyla’yı (Berna Laçin) bulmuştur.

Gelgelelim zorla güzellik olmamış, üstüne üstlük ‘oğlan’ da doğmamıştır! Zoraki evliliği doğacak oğlana endekslemiş herkes hayal kırıklığına uğrar, ip kopar, Leyla evi terk eder. Ve cami-türbe dolaşmaya başlar. Bir evliya sandukası önünde “Allah’ım, geleceğim için, huzurum için, yüzümün akı için bir erkek evlât ver bana, bir oğul” diye yakardığını ve dudakları kıpır kıpır dua okuyup ‘Âmin’lendiğini izleriz. 

‘Hidayet sahibi’ bu kadını birkaç sahne sonra kocasının kuzeni, konağın ‘ezik’ ve ‘sığıntı’ sakini ve de eski sevgilisi Erdinç’le (Burak Hakkı) yasak ilişki içinde göreceğizdir! Sonrasında (zahir, duası kabul olup!) bu ilişkiden oğlu olacak, ama tabii çocuk Ferit’ten sanılacaktır!.. 

Karısı böyle yapar da Ferit durur mu?! O da Leyla konakta yokken çocukluktan sevdiği Reyhan’la (İrem Altuğ) halvet olur. Babasını hizmetçi ablasıyla ‘basan’ küçük kızı, arkasında dikize yatmış (demek ki olup biteni onaylayan!) babaannenin “Şışşşt” diye kontrole aldığını görürüz!..

Tabii Reyhan hamile kalacak; eve dönen gelin “Yılan beslemee!” kabilinden ona saldıracak; kaynana gelinine “Karı olaydın da kaptırmayaydın kocanı” mealinden lâflar edecek; sonrasında da Leyla “Eyvah, bir oğlan geliyor” korkusuyla, yukarıda belirttiğimiz gibi Erdinç’e dolanıp ondan bir oğlan koparmaya girişecektir!..

‘Falcı’yı atladık ki olmaz! Aktardığımız sahnede Leyla camiden çıkarken bir falcı “Üzme kendini bir oğlun olacak” diye çeker onu kendine, ama devamını feci getirir: “Kocanın bir oğlu olacak ama başka kadından; senin de oğlun olacak ama başka adamdan!..” 

Görüldüğü gibi hikâyemizde dualar kabul olmakla kalmıyor, fal da çıkıyor! Dinî, manevî ve (bâtıl) itikadî çeşitlemeler bundan da ibaret değil. Kürtajdan kaçıp kayıplara karışan Reyhan, Erdinç tarafından bulunur ve yakalanmamak için metruk bir yere saklanmışken doğurmaya başlar. Çığlıklar atarken onu izleyen Erdinç’in yüzünde (Burak Hakkı’nın eşsiz performansıyla) bir kızsam mı-üzülsem mi bakışı vardır. Bu bakışa tam doğum olup da oğlanın viyaklaması okunan ezanla birleşince bir manevi ürperti de eklenir!.. 

Ezan ne alâkadır? Cami-türbe ne alâka ise odur! ‘Muhafazakârlık buğulaması’ denilebilir!..

Neyse, zaman akar, bir kenar mahallede (şimdi yoksulluğun bağrındayız!) ‘dikiş’le geçinen Reyhan’ın oğlu Uğur (Barış Hacıhan), babası Ferit’in unlu mamûller fabrikasına canı simit-poğaça çektiği için arkadaşlarıyla ‘dalar’. Babasınca yakalanıp, ‘sahte’ üvey kardeşince aşağılandıktan sonra (gerçek baba Erdinç de orada!) hırsızlıktan polise teslim edilir. Ufukta Kemalettin Tuğcu görünmüştür! Sonraki sahnede Uğur yine fabrikada babası ve üvey kardeşi önündedir. Babasıyla diyaloğuna azıcık kulak verelim: 

“- Sen şu dünkü hırsız çocuk d’iil misin?!
- Hırsız d’iilim ben! Adım Uğur!..
- Evet, dinliyorum seni!
- (Elindeki parayı uzatır) Poğaçaların parası! Bana çalmaya cesaretin var, ama yaptığının sorumluluğunu alamayacak kadar korkaksın demiştiniz! Sizin bu sözünüz beni çok utandırdı. Bütün gece uyuyamadım. Annemin yüzüne bile bakamadım. Poğaçaların parasını ödeyebilmek için hurda toplayıp sattım. Aç kalabilirim ama bu utançla yaşayamam. O yüzden lütfen bu parayı kabul edin!..
- Çok komik bi çocuksun sen, biliyosun d’iil mi?!
- Ben gayet ciddiyim!”

* * *

Evet, ‘Aşk Ekmek Hayaller’ bu… Peki ‘bu’na sebep ne?.. 

Galiba şu: Dizilerin altın devri kapandı ama o devirde büyümüş sektör aynı hacimle yerinde. Yapımcı, yönetmen, senarist, oyuncu, vd. tüm çalışanlar (yeni katılanlarla birlikte) ekmek yemeye devam etmek istiyor. Böylece, sektörde ekonomik anlamda küçülme gerekirken bu yapılmayıp, aksine üstünkörü, aceleye getirilmiş, “ya tutarsa” hesabı işlerle kültürel-entelektüel bir gerileme belirginleşiyor. Hikâye/senaryo üretiminde bunca zamandır gelinen noktadan çok geriye düşüldü. 

Üstüne üstlük reyting, bir ‘muhafazakâr cendere’ye girdi ve muhafazakârlığın tarihsel, kültürel, dinsel kodlarından da pek anlayan yok. Cami, türbe, fal, ezan ‘çorbası’ yapıp, melodrama vurarak ve Kemalettin Tuğcu diyaloglarıyla bir yere varılamaz. Paraya, ekibe, emeğe yazık!..