'Game of Thrones'-2: Kötü kralın güzel ölümü

Kral Joffrey'in kötülük zevkinin doruklarında olduğu bir anda canı alındı! Bunu şöyle de okuyabilirsiniz: İktidarından en emin olduğun an, onu kaybetmeye en yakın olduğun andır!
'Game of Thrones'-2: Kötü kralın güzel ölümü

(Spoiler içerir!)

‘Game of Thrones’un yeni sezon 2’nci bölümü yürekleri ferahlatan bir sürprizle kapandı. ‘Adalet yerini buldu’ diyen çok. Kolay değil, hanidir korkunç bir öfke birikimine yol açmış, kötülüğü en damıtık biçimde varlığında yaşatan Kral Joffrey’in kötülük zevkinin doruklarında olduğu bir anda canı alındı!.. Bu, ‘Game of Thrones’ kurgusunda çok rastlanır bir durum değil. Daha önce de yazdığımız üzere o, aksine, seyirciye hiç acımayan sürprizlerin dizisidir.

Joffrey’i ilk sezonun sonunda gayet iyi tanıdık; ona tam zıt kutupta hikâyenin en damıtık iyisi olan Ned Stark’ın (Sean Bean) kellesini, Lord’un kızı ve kendisinin eşi olan Sansa Stark’ın (Sophie Turner) gözleri önünde adeta sadisttik bir oyun oynarcasına uçurttuğu sahnede… Savaşta korkak olduğu ölçüde (bir bakıma bunu dengelercesine) nefrette parlak, annesiyle dayısının ensest ilişkisinin ürünü bu ‘kifayetsiz muhteris’in, onu canlandıran Jack Gleeson’un olağanüstü performansıyla dizi-film tarihinin unutulmaz kötüleri arasında parlak bir yer edindiği söylenebilir.

Joffrey’nin zehirlenerek ölüme uğurlanışını, “Oh olsun, etme-bulma dünyası işte” diye karşılamak mümkün tabii. Fakat galiba çıkartılabilecek başka dersler de var. ‘Kötü Kral’ın ölümü, kendisini bir muktedir olarak artık tamamen rakipsiz, iktidarına meydan okuyacak dişe dokunur hiçbir odak kalmamış zannettiği anda geldi. Netleştirmek için öncesine bakalım!..

‘Sözde’ babası (dedik ya, asıl babası, dayısı!) Kral Robert Baratheon’un (Mark Addy) ölümünden sonra annesi öncülüğünde müthiş bir kumpasla tahtı gasp eden Joffrey, yukarıda belirtildiği üzere tahta ‘meşru’ varisi (Robert’ın kardeşi Stannis Baratheon) oturtmayı hedefleyen Lord Stark’ı öldürtünce iki büyük ailenin öç saldırısına muhatap oldu. Stannis Baratheon’u (Stephen Dillane) savaştaki tüm acizlik ve korkaklığına rağmen Lannister soyunun dehşetengiz lideri, dedesi Tywin Lannister’in (Charles Dance) son anda imdada yetişmesiyle savuşturdu. Stark’ların varisi olup babasının öcünü almak için kendisine karşı büyük hazırlık içindeki Robb Stark’ı (Richard Madden) da feci bir tuzağa düşürterek annesi ve hamile karısı da dâhil olmak üzere ‘doğrattı’. Sonucu en çarpıcı yansıtanın, Joffrey’nin hem annesi, hem arkasındaki ‘ana güç’, hem de ondaki ‘kötülük aşkı’nın ‘ana müsebbibi’ Cersei Lannister’ın (Lena Headey) “Stark’ların soyunun kuruduğu”nu gözleri ışıl ışıl telâffuz ettiği an olduğu söylenebilir.

Bu süreçte iki yere vardık. Bir, iktidar yoğunlaşması ve pekişmesi o dereceydi ki artık ‘dış dünya’ Lannister’lara ve Kral Joffrey’e tehdit olmaktan çıkmış gibi göründü. Bununla birlikte, iki, iktidar öyle bir tutku ve tatminsiz bir arzudur ki dışarıda bulamadığını içeriden üretir. Kardeşten, dosttan, ‘yol arkadaşı’ndan… Veya dizimizdeki gibi ‘dayı’dan... Geoffrey, zaten hiç haz etmediği ama Baratheon’lara karşı savaşta da çok şey borçlu olduğu, o savaşta ‘Yarım Adam’ (‘Half Man’) diye baş tacı edilmiş ‘cüce’ dayısı Tyrion Lannister’e (Peter Dinklage) yöneltti hışmını…

Cüce Tyrion, malûm, dizimizin ‘akil ve arif’ insanı. Bu ‘manidar’ tabii. Özü çatışma ve savaş demek olan feodaliteyi aklın ve bilgeliğin ‘cüceleştiği’ karanlık bir dönem diye tasvir etmek mümkün. Böyle olunca sağduyu, akıl ve en önemlisi vicdanın bir ‘cüce’de tecessüm ettirilmesinin sembolik olarak anlattığı bir şeyler olsa gerek!..

İzlediğimiz bölümde, Stannis Baratheon’a karşı savaşta kendisini destekleyen Tyrell ailesiyle ittifakın gereği olarak Margaery Tyrell’le (Natalie Dormer) düğününde Joffrey’nin dayısı Tyrion’a yönelik en ağır aşağılama, onur kırıcı tutum ve davranış örneklerini dayanılmaz rahatsızlık içinde dakikalarca izledik. Fakat bu mutlak, kapkara ve sızıntısız gibi görünen ‘iktidar çemberi’nden en umulmadık anda Joffrey’in zehirlenerek ölmesine çıktık.

Evet, bunu isterseniz kötülük cezasız kalmaz mesajı olarak okuyun!..

Ama şöyle de okuyabilirsiniz: İktidarından en emin olduğun an, en zayıf olduğun ve onu kaybetmeye en yakın olduğun andır!..