'Game of Thrones' dersleri-3: Ateşin Kızı/Buzun Oğlu

'Game of Thrones'a temel olan roman 'Buz ve Ateşin Şarkısı'nın adındaki 'buz' ve 'ateş'i kişileştirmek istesek karşımıza 'Jon Snow' ve 'Daenerys Targaryen' çıkar.
'Game of Thrones' dersleri-3: Ateşin Kızı/Buzun Oğlu

Hollywood Joseph Campbell’a çok şey borçludur. Karşılaştırmalı mitoloji alanının bu büyük ismi, ‘The Hero of a Thousand Faces’ adlı kitabında (Türkçeye ‘Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ diye çevrilmiş) tüm kültürlerin kahramanlık hikâye ve efsanelerinde mevcut evrensel bir örüntüden (‘monomit’) bahseder bize. Buna göre ‘kahraman’ (‘hero’), üç aşamalı bir ‘yolculuk’tan geçerek ortaya çıkar: Önce içerisinde yer aldığı sıradan, ehemmiyetsiz, hatta ‘aşağı’ yaşam koşullarından ‘ayrılış’; başka yerlerde zorluk, tehlike, imtihan dolu bir süreçten ‘geçiş’; ve nihayet bilgi, beceri, deneyim, güç kazanmış olarak ‘dönüş’… Bu yapılanmanın, folklor ve antropolojinin önemli konu başlıklarından ‘geçiş ritleri’ne ilişkin Arnold van Gennep ve Victor Turner’ın kavramsal-kuramsal katkılarından beslendiği de bilinir. 

Campbell’in kahraman ‘monomit’i pek çok roman ve filmde karşımızdadır. ‘Yüzüklerin Efendisi’nden ‘Yıldız Savaşları’na ve ‘Matrix’e kadar esinlenilmiş bu örüntünün emarelerinin ‘Game of Thrones’da da bulunduğu hissine bir süredir sahibim. Şüphesiz eserin yaratıcısı George R.R. Martin, pek çok klişenin dışına çıkmayı başarmış bir isim. Önde gelen, sevilen karakterleri öldürmekte de tereddütsüz, hemen her karakteri bir kahraman olduğu kadar canavar olarak takdim etmekte de… 

Yine de ikisi hariç! Hanedanlar arası dehşetli bir taht savaşının sürdüğü hikâyede, öldürülmüş önceki kralın kızı ve hanedanın son temsilcisi Daenerys Targaryen (Emilia Clarke) bunlardan biri. Diğeri de Jon Snow (Kit Harington); ilk sezon Sean Bean’in olağanüstü performansıyla can bulan, dizinin tek ‘püripak iyi’ karakteri ve Martin’in (belki de klişe-kırıcılığın gereği olarak!) birinci kitabın sonunda ‘öldürdüğü’ Lord (Ned) Stark’ın ‘piç’ oğlu… 

Campbell’in kahraman ‘monomit’ini bana onlar çağrıştırıyor. Her ikisinin hayatında da ‘kopuş-geçiş-dönüş’ aşamalarına karşılık gelebilecek olaylar var. Kral babası katledildiğinde sürgünde utangaç, çekingen ve çaresiz bir kız olan Daenerys, abisince göçebe-savaşçı Dothraki kabile şefiyle zorla evlendirilerek başladı yolculuğuna. Kardeşinin ölümünde acımasızlığı, kocasının ölümünde dayanıklılığı öğrendi. Alevli ateşlerle sınandı ve ‘Ejderlerin Annesi’ olarak şimdi müthiş bir orduyla babasının kaybettiği tahtı geri almak için ‘dönüş’ yolunda. 

Jon Snow ise babasının hüküm sürdüğü ‘Kış Tepesi’nde yıllarca ikincil, aşağılanan, üvey annesinin nefretini çeken bir ‘piç’ evlât olduktan sonra ‘Buz Duvar’ın dibinde ülkeyi koruyan ‘Gece Nöbetçileri’ne katılma yoluna gitti. Oradan ‘Duvar’ın ötesine geçip ‘soğuğun efendisi’ ‘Yabanıllar’la ilişki kurdu. Halen bir dolu zorluk ve tehlike (‘geçiş’) içinde. ‘Dönüş’ü muhteşem olacak bir kahraman vaadi de var. (Romana bakıldığında nereye yol aldığı belli, ama ‘spoiler’ avcılarını azdırmamak için susalım!)
Romanın adı da bende bu iki karakterin konumuna ilişkin daha güçlü öngörülerde bulunma arzusu doğuruyor! ‘Buz ve Ateşin Şarkısı’nda buz ve ateşi ‘kişileştirmek’ istesek karşımızda belirecek iki karakter onlar olur: Nefesleri ateş üfleyen ejderlerin annesi Daenerys ve buzda nefes alıp-veren, ‘kar’ soyundan Jon ‘Snow’!..
Martin, Campbell’in kahramanlık mitine de ‘kafa tutup’ bu karakterleri ileride harcar mı henüz bilemiyoruz. Ama ben her ikisini de kaybetmeye dayanamam! Aksine eseri yeni bir isim vermeye varacak noktaya götürüyorum hayalimde: ‘A Dance of Ice and Fire’, yani ‘Buz’ ve ‘Ateş’in dansı!..