'Güllerin Savaşı' nasıl sürer?

Güllerin Savaşı, tipik bir 'Yukarıdakiler-Aşağıdakiler' klişesi. Ben kendimi 'Aşk-ı Memnû'nun setindeymiş hissettim!
'Güllerin Savaşı' nasıl sürer?

Kanal D’nin yeni dizisi ‘Güllerin Savaşı’nın ilk anda beni çeken yanı, adı oldu. Britanya tarihinin meşhur ‘Gül Savaşları’, yahut ‘Güllerin Savaşları’ (‘Wars of the Roses’) çağrıştı zihnimde. Fransa ile Britanya arasındaki ‘Yüz Yıl Savaşları’nın ardından 30 yıl süren (1455-1485), sonrasında da Britanya’nın dünya tarihinde önünü açan bu iç (hanedanlar-arası) savaş, bilindiği gibi ‘Game of Thrones’a, daha doğrusu bu dizinin dayandığı, George R. R. Martin’in ‘A Song of Ice and Fire’ roman dizisine ilham kaynağı olmuştur.

Benzer bir esinlenmenin ‘Güllerin Savaşı’nda olduğu sanısına kapılmak hayal kırıklığı olur. Karşımızda dizi film tarihimizin en çok işlenmiş konsepti, zengin-fakir çatışması var. Aynı şekilde dizi film tarihimizin en çok mekân tutulmuş seçeneği, ‘köşk’ var. Yine aynı şekilde, dizi film tarihimizin en çok duygu tellerimizi titretmiş ilişkilerinden olan fakir kız-zengin oğlan aşkı ile de yol alınacağı çok muhtemel…

Fakat bunların ötesinde ve bunların toplamı olarak karşımızdaki, tipik bir ‘Yukarıdakiler-Aşağıdakiler’ klişesi. Ben kendimi ‘Aşk-ı Memnû’nun setindeymiş hissettim! Çekimler aynı yerde yapılıyor gibi de geldi ama bilemiyorum.

‘Aşağı’da hizmetkârlık konumunda çok-çocuklu, tek-ebevenli bir ailemiz var. ‘Yukarı’da da kötü kalpli genç bir ‘sahibe’ ve onun ruh sağlığı bozuk ama iyicil erkek kardeşi… Ana eksen, ‘Kötü Hanımefendi’ Gülfem’le (Canan Ergüder) ‘Uşaklarımız’ın alt-ortanca kızı Gülru (Damla Sönmez) arasındaki, özellikle de Gülru cephesinden tek yanlı, hastalıklı ilişki ve bu ilişkinin giderek çatışmacı bir dinamik kazanması. ‘Gül’lerin savaşı da bu zaten…

Gülfem’e çocukluğundan beri hayran olan, ona özenen, onu model alan ve onun gibi olmak, hatta ‘O’ olmak isteyen Gülru, bu arzu ve hayali karşılığında hep (hem mecazen, hem de gerçekten!) tokat yemiş ama yine de hayalinden vaz geçmemiştir. Biz onun hayal kırıklıkları silsilesine köşke bir ömür hizmet vermiş ailesiyle birlikte Gülfem tarafından kapının önüne konulduğu noktada intikal ettik! Gerçi Gülru, idolü Gülfem’in böyle korkunç bir kötülük yapabildiğine hâlâ inanmak istemiyor. Ama dizinin ismiyle vaat ettiğine bakılırsa bu acı gerçekle yüzleşmesi yakın ve sonrasında da dizinin bu ‘iki Gül’ün savaşına sahne olacağı aşikâr.

Tüm klişe muhtevasına karşın dizinin yine de özgün ve ilginç bir katkıda bulunabileceği yerin burası olduğu kanısındayım; yani Gülru’nun ‘Gülfem-bağımlı’ ruh hali ve bu halin dışavurumlarına odaklaşıp yoğunlaşmak…

Çoğumuzun hayatında, ama bir ebeveyn, ama bir akraba, hoca veya arkadaş olsun, kendisine hayranlık duyulan, özenilen, benzemeye çalışılan biri olmuştur. Aynı şekilde, madalyonun öbür yüzü olarak, böyle bir kişi tarafından dikkate alınmamak, göz ardı edilmek, varlığınızdan haberdarsızlık, küçümsenme, incitilme, hatta örselenme de büyük ihtimal olmuştur. Hayranlığınıza hoyratlıkla mukabele edilir. Adeta ‘aşk’ nev’inden özdeşim hayaliniz, taş gibi sert, buz gibi soğuk, bıçak gibi keskin bir ‘had bildirme’ ile hayal kırıklığına uğratılır. Tıpkı Gülru gibi, yanına sevgiden titreye titreye çıktığınız yarı-tanrıça modeliniz size öyle bir bakar, davranır, konuşur ki ne diyeceğinizi şaşırır, diliniz dolanıp sarsaklaşır, sersemler ve sendelersiniz.

Tabii beklentinizin bittiği, hayallerinizin tükendiği, hayal kırıklıklarınızın mutlaklaştığı yerde sonuç, hayranlığın hiddete, ‘aşk’ın nefrete, meftunluğun lanetlemeye dönüşmesi olur. Gülru da Gülfem karşısında o noktaya doğru savrulacak görünüyor.

Ancak böylesi aşk-nefret sarkacında salınan, kendi yarattığınız ‘idol’e bağımlılığın en feci yanı, bunun kendi potansiyellerinizin farkına varmanızı engellemesi olur. Siz yeterli, yetenekli, yetkin ve yaratıcısınızdır ama yüceltip aşılamazlaştırdığınız kişi bunu görmenizi imkânsızlaştırır. Öyle ki ona benzemeye çalıştıkça kendi benzersizliğinizi kurban ettiğinizin farkında olmazsınız. Üstelik bazen, aynen Gülfem’in karşında Gülru’nun durumunda gördüğümüz üzere, benzemeye çalıştığınız insan, sizdeki yetkinliği sizden önce fark etmiş ve bu bakımdan ‘alârm’a dahi geçmiş olabilir!..

Bakalım Gülfem gibi olmaya özenip moda tasarımı okumuş Gülru, Gülfem’in onda kendisine muazzam ve büyük ihtimal yenik düşeceği bir rakip gördüğünü nasıl anlayacak? Hayatının en büyük engeli olan ‘Gülfem aşkı’nı aşıp kendi ‘aşkın’lığının farkına ne zaman varacak?..

Dizi, bu sorularla sarmalanan tematik yönü üzerinden hem klişeyi çatlatmakta, hem de izlenmeye değer nitelik kazanmakta. Kurtulursa da bu kulvardan kurtulur ve yoluna devam eder sanıyorum. Bakalım!..