Hatasız kul, 'arabesk'siz olur mu?

Bu hafta bir başka Orhan Gencebay 'nağme'li dizimiz oldu: ATV'de ekrana gelmeye başlayan, Osman Sınav imzalı 'Hatasız Kul Olmaz.'
Hatasız kul, 'arabesk'siz olur mu?

Orhan Gencebay şarkı sözlerinin sihirli bir çekiciliği olduğuna kuşku yok. Onları isim kılarak yapılacak başka çalışmalar, söz gelimi halihazırda yaygınlaşmaya başladığı üzere dizi filmler de baştan büyük bir avantajla yola koyulmuş oluyor. Ama tabii bu, işin gerisini, sürekliliğini, kalıcılığını garanti edecek bir avantaj da değil. Aksine, söz konusu sihrin ters etkisiyle karşı karşıya kalınarak ağırlığı altında ezilme riski de var.

‘Beni Böyle Sev’, Orhan Gencebay ‘nağme’li ortaya çıkan, tutunan ve halen ikinci sezonunda süreklilik çabası içindeki böylesi ilk zikredilmesi gereken dizi. Gençlik dizisi türünde şekillenip bir üniversite ortamında merkezileşmekle birlikte ‘çevresel’ mahiyette de yetişkin ilişkilerine, hayat hikâyelerine giren, yetkin oyuncu kadrosuyla da ayakta kalan bir yapım.

Fakat kanımca ilgi çekmesinde en önemli neden başka yerde, bir ‘kültürel’ dinamikte yatıyor. Eğer ‘Orhan Gencebay’ çağrışımına yatırım yaptıysanız atlamamanız gereken husus, ürettiğiniz hikâyenin bir şekilde (bariz değilse belli-belirsiz veya ‘ilinti’ düzeyinde) ‘arabesk’ bir havayı solutması olmalı... ‘Beni Böyle Sev’, bu havayı solutabilen karakterler, ilişkiler, duygular ve duyarlılıklar sunabildiği içindir ki sanırım kabûl gören bir dizi oldu.

Bu hafta bir başka Orhan Gencebay ‘nağme’li dizimiz oldu. ATV’de ekrana gelmeye başlayan, Osman Sınav imzalı ‘Hatasız Kul Olmaz’ bu... Ve ilk bölüm itibarıyla edindiğimiz izlenim, arabeskle ‘titreşim’ bağlamında ‘Beni Böyle Sev’ için söylediklerimizin bu dizide mevcut olmaması.

Osman Sınav’ın yeni dizisi her ne kadar Mustafa Kutlu’nun ‘Zafer Yahut Hiç’ adlı eserinden esinlenilmiş olduğu belirtilse de bana dindar-gelenekçi çizgideki, İslâmi geleneğin ‘kıssa’larını örnek almış, zaman içinde de tasavvufi bir dil ve üslûbu iyice öne çıkmış bu hikâyecimizden pek bir şey hissettirmedi. Böyle takdim edilse de ilk bölüm itibarıyla Amerikanvari bir suç-polisiye dizi taklidi izlenimi bıraktı bende. Sınav’ın hep bir ‘fantastik’ Türkçü-miliyetçi önceliği olmuştur da bu defa Kutlu bağlantısı ile sanki muhafazakârlığa, daha doğrusu muhafazakâr reyting işleyişine biraz kolayından oynanmış gibi görünüyor. (Tabii ‘Zafer Yahut Hiç’ adı ile ‘Hatasız Kul Olmaz’ adının ‘mânâ çerçeveleri’ açısından nasıl buluşturulabileceği de üzerinde durulması gereken bir başka soru...)

‘Mustafa Kutlu’ adını geçip dizinin arabesk-çağrışımlı adı, ‘Hatasız Kul Olmaz’a geri dönelim!.. Karşımızdaki yapım, bir Orhan Gencebay ‘nağme’sinden ‘nema’lanmakla birlikte ‘Orhan Baba’yla özdeşik bir arabesk kültürel örüntünün dışında demiştik. Dizinin bir ölçüde ‘post-arabesk’ çizgide olduğu söylenebilir belki ama orada da arabesk aşılmış olsa bile ondan belli tortular yer alır, aksettirilir. Bu öyle de değil. Biraz önce değindiğimiz gibi, belirgin şekilde yabancı esintili, ‘dışarlıklı’ olduğu hissini fazlasıyla bırakan, avantür yanları ağır basan bir ‘kasaba polisiyesi’ var karşımızda.

Oyuncu performansı, hikâye kurulumu veya kurgusal akış ve tempo açısından bir değerlendirmeye gitmekten, henüz ilk bölüm karşımızda olduğu için kaçınalım! Ancak belirtmek gerekir ki ‘Hatasız Kul Olmaz’ın aşması gereken en öncelikli sorun, onun ‘ismi ile müsemma’ olmadığına dair hemen ilk etapta seyircide kendini göstermesi muhtemel ‘kültürel’ yadırgama ile başa çıkmak olacak.