Hep sınıfta kaldığımız ders: Özgürlük!

'Babam Sınıfta Kaldı'yı an itibarıyla çekici kılan, 'Gezi Parkı' olaylarının en 'ateşleyici' unsuru sayageldiğimiz 'Doksanlar Kuşağı'na yönelik dokunuşları fazlasıyla bünyesinde barındırıyor olması...
Hep sınıfta kaldığımız ders: Özgürlük!

Gani Müjde’nin Fox’ta başlayan yeni komedisi ‘Babam Sınıfta Kaldı’ ‘kuşak çatışması’ndan beslenmesi nedeniyle daha önce başka örneklerine sıkça rastladığımız türden bir çalışma. Ancak onu an itibarıyla çekici kılan, ‘Gezi Parkı’ olaylarının en ‘ateşleyici’ unsuru sayageldiğimiz ‘Doksanlar Kuşağı’na yönelik dokunuşları fazlasıyla bünyesinde barındırıyor olması... ‘Özgürlük’ arzusunu her şeyin üstünde tutan bu kuşak, dizinin tematik zeminini oluşturmakta. Bu zemin, çocuklarını hem böylesi özgürlükçü bir kültürel biçimlenme yolunda teşvik etmiş, ama işte hem de onlar kendi başlarına ayakta durabilir olduğunda bu ‘sınırsız özgürlük’ ortamının risklerinden kaygılı ebeveyn kuşağının varlığıyla, çatışmacı bir dinamik zenginlik kazanıyor.

Cem Davran, üzerine titrediği biricik kızının (Melis Tüzüngüç) hayatında en mutlu ve tabii ki ‘en özgür’ epizodu oluşturacak üniversitede ‘kurda kuşa’ yem olabileceği şeklindeki ‘geleneksel’ korkuyu iliklerine kadar hisseden ‘Baba’ rolünde tüm tecrübesiyle karşımızda... Canlandırdığı karaktere yapılacak projeksiyon, aslında birbirini izleyen üç kuşağın karşılaştırmalı bir ‘kültürel’ dökümünü çıkarma imkânı da veriyor. Anlıyoruz ki o, kendisiyle her daim suçlayıcı ve ondan memnuniyetsiz bir dille iletişim kurmuş ‘otoriter’ babasıyla (Halit Akçatepe) hesaplaşma yolunda dünyayı değiştirmeyi hedefleyen bir ‘özgürlükçü ütopya’ya üniversitedeyken meyletmiş! Bir bakıma kendi babasının otoritesi karşısındaki ezikliğini ‘devlet baba’nın çok daha kapsayıcı otoritesine başkaldırarak telafi etmek üzere politik mücadeleye gençliğini hasrederken de üniversite eğitimi güme gitmiş.

Gelgelelim şimdi, adeta “Kuş ne görür yuvada, onu öter havada” misali, kendi babasından sadece daha ‘modern’ bir otoriter baba olarak kızının özgürlük alanına bilinçli-bilinçsiz müdahale etmekte. Kendi babası ise (hayatın içinde çok şahit olduğumuz traji-komik bir örnek!) oğluna sergilediği despotik babalığı değilleme yolunda gayet ‘sempatik’ bir dede olarak torununun özgürlük hak ve arayışına sahip çıkıyor. Tabii bunu yaparken hâlâ oğlunun kendi kızına yönelik sınırlayıcı tavrını kıyasıya eleştirip o suçlayıcı-memnuniyetsiz baba pratiğini üretemeye de devam ediyor. Eminim ‘Babam Sınıfta Kaldı’yı seyredenler arasında kendi babasından, kendi babalığından ve de kendi dedeliğinden pek çok iz ve tecrübeyi neşe-hüzün karışımı bir hissiyatla zihninde canlandıranlar olacaktır!..

Başlangıç şu: Yukarıda kaydettiğimiz üzere, kızına düşkün babamız yıllar önce siyasî (‘anarşik’) olaylara karışıp bitiremeden bırakmak zorunda kaldığı aynı okulu kazanan kızının peşinden, aftan yararlanarak üniversiteye geri döner. Baba-kız olmaktan sınıf arkadaşı olmaya evrilen kimliklerin gülmekten kırılacağımız durum ve olayları karşımıza çıkaracağı kesin. Müjde, ‘memleketimden insan (kültür) manzaraları’ sunarcasına zenginleştirdiği karakter çıkınıyla ‘kültürel değişme’ kadar ‘kültürel çeşitlilik’ olgusu üzerine de zihin açıcı olan eğlenceli bir hikâye sunuyor bize.

Yaz sıcağında bir yudum ferahlık ararken yine de vaktim boşa gitmesin diyenler için uygun bir ‘reçete’...