IŞİD'in arkasında hangi 'güç' var?

İstediğiniz kadar "Ne alâka" deyin, şu ilişki bal gibi kurulabilir: IŞİD'in arkasında iklim değişimi var. Onun arkasında da hepimiz varız. Yani Yeryüzü'nün kanser hücresi, insan!
IŞİD'in arkasında hangi 'güç' var?

Belgesele Jessica Alba, Harrison Ford gibi pek çok ünlü Hollywood yıldızı da katılıyor.

Suriye’de yaklaşık 3 buçuk yıldır taş taş üstünde koymayan ve Türkiye de dâhil bölgenin tüm dengelerini bozan, hatta adeta bir ‘Üçüncü Dünya Savaşı’na kapı araladığı söylenebilecek kanlı çatışmaların temel nedeni ‘iklim değişimi’ desem, büyük ihtimalle “Hadi oradan” diyerek gülüp geçersiniz!..

Öyle demeden ve gülüp geçmeden önce birkaç dakika bana şans tanıyın ve aşağıdaki alıntılara lütfen göz gezdirin!..

“Habur Çayı, Resulayn adlı Suriye şehrinden başlar ve Fırat Nehri’ne dökülür. Bu bölgedeki insanlar kuraklıktan çok çekti. Yağış ortalamaları ciddi ölçüde düştü. Habur Çayı tamamen kurudu. İç savaşın başlamasından dört yıl önce Suriye’yi vuran kuraklık, ayaklanmaların başlamasına kadar sürmüştü. Bu, öyle feci bir kuraklıktı ki milyonlarca Suriyelinin yaşamını değiştirdi. Dolayısıyla kuraklık sırasında yaşananları anlamadan iç savaşı anlayamazsınız.”

“Ben küçükken insanlar kuraklıktan bahsediyordu. 11 yaşındaydım. Her yıl yağış miktarı azaldı. Devlet de hiçbir şekilde yardım etmeye çalışmıyordu. Devletin bu tutumu insanları öfkelendirdi, sokaklara dökülmeye can atar oldular. Çiftçilerin çoğu Şam’a ve Humus’a gitti. Şam’ın fakir yerlerine yerleştiler. Bir odada 10 kişi kalıyorlardı. Ayaklanan kişilerin çoğunun Suriye’nin kırsal kesimlerinden olduğunu görürsünüz.”

“Bu sözü edilen kuraklığın modern Suriye tarihindeki en kötü kuraklık olduğunu ve ayaklanma öncesindeki dört yıl içerisinde meydana geldiğini öğrendim. Bir milyon insan yerlerinden olmuştu. Çok korkunç! (…) Bu kuraklık, bir eğilimin parçasıydı. Amerikan Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nde sürdürülen bir çalışmaya göre geçtiğimiz 10 yılda iklim değişikliği Akdeniz bölgesinin kurumasına ve daha uzun ve şiddetli kuraklıklara neden olmuş. Suriye, bu bölgenin tam ortasında!.. Ayrıca ayaklanmadan iki yıl önce Amerika’ya ait gizli bir diplomatik mesaj elime geçti. Onda bazı kasvetli tahminler yürütülüyor. Suriye’de çalışan bir Birleşmiş Milletler görevlisi, kuraklığın Suriye’yi kaosa götürebileceğini işaret etmiş. Ona ‘toplumsal yıkım ve siyasi istikrarsızlık potansiyeli’ diyerek…”

Bu sözler, New York Times gazetesi muhabirlerinden Thomas L. Friedman ve onun görüşme yaptığı, Suriye’deki savaştan kaçıp ABD’ye iltica etmiş bir Suriyeli genç kadına ait… ‘National Geographic Channel-Türkiye’ tarafından geçtiğimiz Pazar gecesi yayınlanmaya başlanan ‘İklim Değişikliği ve Biz’ adlı belgeselin ilk bölümünden alındılar.

Tam anlamıyla insanın iliklerini donduracak mahiyette bir içerikle karşımıza çıkan belgeselin küresel iklim değişimine odaklı başka pek çok belgeselden farkı şu: İzlediğimiz diğer filmlerde de çok rahatsız ve tedirgin edici bilgiler alsak bile tehlikenin hemen şimdi, şuracıkta, yanı başımızda olduğuna dair bir intiba söz konusu olmazdı. Yerkürenin bu doğal ama ‘insan-işi’ felaketi, hep uzak ya da yakın geleceğe ilişkin bir hadise olarak algılanırdı. ‘İklim Değişikliği ve Biz’, hayır diyor! Felaket gelecekte değil, ‘hemen-şimdi’ söz konusu… Kıyamet koptu ve biz onu yaşamaya çoktan başladık!..

Belgeselde bu iddiayı temellendirmeye yönelik ilk örnek, Suriye iç savaşının müsebbibi olarak iklim değişimine bağlı kuraklığa ilişkin oldukça güçlü verilerin önümüze konması… Bir ikincisiyse ABD’nin Teksas eyaletindeki Plainview kasabasında karşımıza çıkan ve yörenin geçim kaynağının temelini oluşturan Cargill kesimhanesindeki üretiminin durmasına neden olacak şekilde büyükbaş hayvan sürülerini yok eden üç yıllık kuraklık…

Sığır sayısında 2 milyondan fazla düşüşe neden olan bu kuraklık, nüfusu 22 bin civarında olan Plainview’da bir gün içerisinde 2300 kişinin işinden olmasına yol açmış ve hayatı dehşetli şekilde sekteye uğratmış.

Plainview’un hikâyesini kendisinden dinlediğimiz ünlü Amerikalı aktör ve ‘House of Lies’ dizisinin başrol oyuncusu Don Cheadle, hayatları kâbusa dönen insanlarla konuşuyor ve başlarına gelen felaketin sebeplerini soruyor, ki burada karşımıza çıkan tablonun hayli trajikomik olduğu söylenebilir. Kasabalılar, başlarına gelen felaketten insan-işi (ve de ‘şeytanî’) bir hayat tarzının sorumlu olduğunu idrak etmektense bunun sebebinin dinî olduğuna kendilerini ikna etmeye çalışıyorlar! Ve bu doğrultuda, periyodik olarak ‘yağmur duası’na çıkıyorlar! İzleyelim:

“Tanrım, sen bize su verirsen, yağmur verirsen koşullar değişir Tanrım!.. Yağmur senindir, lütuf da senindir!..”

Bununla birlikte belgeselde bu insan-yapısı felaketin Tanrı’ya havale edilmesine karşı seferber olmuş ve insanları (daha doğrusu ‘inananları’) bu bakımdan uyarmaya çalışan dindar iklimbilimcilerin çabalarını da izliyoruz. Tanrı’nın bize ‘akıl’la birlikte doğruyu-yanlışı seçmek üzere ‘izin’ verdiğini söyleyip doğaya yönelik bu ‘yanlış’ seçimimizin ‘Tanrı’nın yapıtı’nı tahribe yol açtığını vurguluyorlar (tabii şu asırlardır süren bilim-din ikiliğini uyumlu bir birlikteliğe çevirme yolunda da çaba harcayarak).

Gerek içerik gerekse kurgu olarak en fantastik felaket/kıyamet dizileriyle yarışacak kalite ve kapasitedeki belgeselin üçüncü ve son hikâyesinde ise bize Harrison Ford kılavuzluk ediyor. Onunla NASA üssünden Endonezya’ya kadar açılan bir yolculuğa çıkıyor ve her türden abur-cubur atıştırmalıklarda kullanılan ‘palmiye yağı’ üretimi için dünyanın en büyük oksijen deposu Endonezya adalarındaki ormanların nasıl yok edildiğini dehşet içinde öğreniyor, görüyor, izliyoruz.

86 bin hektarlık orman alanından geriye hemen hemen hiçbir şey kalmamış. Endonezya’da o kadar çok orman yakılıyor ki dumanları uzaydan bile görülebilmekte!.. Tabii on binlerce hektar ormanlık alanları palmiye üretimine açarken hayvanlar da yok edilmekte; koca koca filler de bol bol zehirlenip patır patır devriliyor.

Bu şekilde ilk bölümünü Harrison Ford, Don Cheadle ve Thomas Friedman mihmandarlığında, gerçekten büyük bir ruh ve yürek sıkışıklığıyla izlediğimiz belgeselin mesajı net: İklim değişikliğini hafife alıyoruz; oysa onun etkilerini sandığımızdan çok daha hızlı şekilde göreceğiz, hatta görmeye başladık bile!.. Öyle ki yine belgeselde ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice tarafından belirtildiği üzere, dünyadaki çatışmaların çoğunun altında yatan baskı unsurları da onunla bağlantılı: Kuraklık, sel, besin yetersizliği, su yetersizliği gibi…

O yüzden, istediğiniz kadar “Ne alâka” deyin, şu ilişki bal gibi de kurulabilir: IŞİD’in arkasında iklim değişimi var! Tabii onun arkasında da hepimiz varız. Yani Yeryüzü’nün kanser hücresi, insan!..

Bu belgesel kaçmaz!.. İlk bölümü kaçıranlar için tekrarı yarın (3 Ekim) saat 12.00’da, izleyen birbirinden sarsıcı bölümler ise Ekim ayı içinde her Pazar, saat 21.00’da Nat Geo-Türkiye’de…