İşler Güçler'den Kardeş Payı'na 'Ahmet ile Murat'

Kardeş Payı'nda takdir edilmesi gereken nokta, dizi sektörüne siyasi iktidar zoru ile egemen olan 'muhafazakâr yeni-normal'le bağlaşık şekilde alabildiğine 'tutuklaşmış' yapımların ha bire önümüze sürüldüğü piyasada hâlâ gözünü budaktan sakınmayan; belki protest değilse de 'bozguncu' ve 'kara' değilse de 'kıpkırmızı' bir komedi anlayışıyla yol almanın sürdürülmesi...
İşler Güçler'den Kardeş Payı'na 'Ahmet ile Murat'

Hanidir bizim ‘Yavru ile Katip’imiz (İtalyan sinemasının 1960-70’lerdeki efsane komik ikilisi ‘Franco e Ciccio’) haline geldikleri söylenebilecek Ahmet Kural ve Murat Cemcir öncülüğünde ‘Kardeş Payı’ ikinci sezonuna Star’da merhaba dedi. Biz de ona hayırlı olsun diyoruz!..

Dizinin yeni sezonuna ilişkin ilk izlenimleri, ‘İkili’nin ‘İşler Güçler’le başlayan (ama tohumları sinemada ‘Çalgı Çengi’ ile atılmış) birlikteliğinden bugüne mütevazı bir tarihsel karşılaştırma eşliğinde paylaşmaya çalışalım!..

‘İşler Güçler’, eleştirel motivasyonlu bir ‘sektör parodisi’ tadında başlamıştı. Dizi sektörünün iç yüzünü ifşa etme yolunda, ön plândaki pırıltılı ve ‘yırtmış’ starların altında, ‘aysberg’in görünmeyen kısmındaki ‘yitip gitmiş’ starlara ve aylarca tek kuruş almadan çalışan herkese uzanan ‘karanlık tablo’ ile yüzleşmenin komedisiydi o…

Eleştirdiğimiz yanı, hayli ‘eril’ (maskülin) bir tona ve fona sahip olmasıydı. Kadın karakterler genelde tamamlayıcı mahiyette, hatta dolgu niyetine konumlanmış kalmaktaydı ‘İşler Güçler’de. ‘Kardeş Payı’ geçen sene ekranlara geldiğinde bu bakımdan bir nebze değişmenin varlığı hissedilir gibiydi. Kural-Cemcir ikilisi ve onları çevreleyen bir dizi renkli karaktere can veren oyuncularla hâlâ erkek-merkezli bir akış olsa da ‘feminin’ ağırlığı artırmaya dönük çaba mevcuttu.

Bunun yanında en önemli süreklilik, her iki dizide de ‘yükselme arzusunda kaybedenler’in komik hikâyelerinin anlatılıyor oluşuydu.

Fakat ‘İşler Güçler’den ‘Kardeş Payı’na geçiş döneminde ‘İkili’nin araya giren sinema filmi, muazzam gişe başarılı ‘Düğün Dernek’te belirginleşen ve dizinin yeni sezon ilk bölümünde de kendisini gösteren bir başka gelişmeye dikkat çekmek gerekir. ‘Yöre komedisi’ne doğru dümen kırmak bu… Diğer bir deyişle, ‘İşler Güçler’de ‘kültürel topografya’ itibarıyla ‘metropole içkin taşra’ olarak şekillenen kurgunun, ‘Düğün Dernek’ gibi ‘Kardeş Payı’nın bu sezon girişinde de bir denge değişimine uğratılarak ‘taşraya içkin metropol’ örüntüsü içinde olduğu söylenebilir. Yani artık ‘yerel’e alabildiğine sinmiş ‘küresel’ kültürel dinamikler, motifler, söylem parçacıkları, tatlar ve motivasyonlar bağlamında bir kurgusal sunuma gidilmesi söz konusu. Düne kadar ‘metropoldeki taşra’ keşfedilip ona mercek tutulurken artık ‘taşradaki metropol’ü hatta ‘küresel’i keşfetme, ona mercek tutma girişiminde bulunuluyor.

Ahmet ile Murat bu ikinci kültürel ‘habitat’ta kendilerini oldukça rahat, etkili (ve muhtemelen ‘kazançlı’) hissetmekte olsalar gerek ki ‘Kardeş Payı’nda yeni sezon Sivas-Divriği’de açıldı. Ve yukarıda işaret ettiğimiz üzere, dünyanın teknolojik, hele ki ‘dijital’ marifetle alabildiğine küçülmesinin sonucu olarak ‘taşradaki metropol’, hatta daha sakınmasız bir ifade ile ‘kozmopolitleşen taşra’ çözümlemesi komediye vuruldu.

Ama bunda ısrar edilmeyeceği, bugün yayınlanacak yeni bölümün dolaşımdaki fragmanından anlaşılıyor. Kahramanlarımız metropole, ‘metropoldeki taşra’ya, mahallelerine dönüyorlar.
Yeni sezonda belirginleşen bir diğer sevindirici boyut ise özellikle Seda Bakan’ın etkili oyunculuğu (Feyyza) eşliğinde daha da ‘dişileşmiş’, tabiri caizse ‘dişi konuşur’ hale gelmiş bir çalışma ile karşı karşıya olmamız. Bunun takdire değer olduğunu belirtmek gerekir.

Ancak daha çok takdir edilmesi gereken nokta, dizi sektörüne siyasi iktidar zoru ile egemen olan ‘muhafazakâr yeni-normal’le bağlaşık şekilde alabildiğine ‘tutuklaşmış’ yapımların ha bire önümüze sürüldüğü piyasada hâlâ gözünü budaktan sakınmayan; belki protest değilse de ‘bozguncu’ ve ‘kara’ değilse de ‘kıpkırmızı’ bir komedi anlayışıyla yol almanın sürdürülmesi… ‘Kardeş Payı’, bir mutaassıp uyurgezerliğe giderek daha fazla mahkûm kılınmaya çalışılan toplumu ‘uyanık’lığa teşvik eden ve zihinsel, ruhsal, hatta ‘libidal’ yönlerden gayet ‘uyarıcı’ akış içinde olan bir yapım.