İslâmlar savaşı ve laikliğin âhı

IŞİD'le bir temas ve diyalog tesis edildiği hanidir söyleniyordu. Ama belli ki 'hisler' çok da karşılıklı değilmiş. "IŞİD bize eylem yapmaz" diye düşünülmüşse de işte durum ortada!..
İslâmlar savaşı ve laikliğin âhı

‘İslâmlar’ tabirini Mısırlı merhum antropolog Abdülhamid El Zein’den iktibasla bu memlekette ilk kullanan sanırım benim… Zein, farklı toplumsal-kültürel ortamlarda ve politik bağlamlarda İslâmi anlam, deneyim, söylem ve pratikteki çokluk ve çeşitliliği öne çıkarmak amacıyla (1977’de) kullanmıştır bu tabiri… 

Türkiye’de 1990’ların başında kavramı çalışmalarımda işlerliğe soktuğumda akademik dünyadaki bazı muhafazakâr veya ilahiyatçı dostlarım, munisçe itirazda bulunarak ‘çoğul’ olanın İslâm değil, onu yaşama pratikleri olduğunu, dolayısıyla ‘İslâmlar’dan ziyade ‘Müslümanlıklar’dan söz edilebileceğini belirtmişlerdi. 

Gelgelelim söz konusu farklı Müslümanlıkları yaşayanlar, hemen her zaman tek, mutlak, doğru ve gerçek ‘İslâm’ın kendilerininki olduğunu ileri sürmekte, diğerlerinin ‘İslâm’ adına yaşadıklarını ise ‘bidat’, ‘mekruh’, ‘fasık’ saymakta alabildiğine, hatta ölümüne ve öldüresiye bir ısrarla karşımıza çıkarlar. 

Tıpkı şimdi Suriye-Irak hattında ve sınırımızın dibinde Musul’u işgal edip Bağdat’a doğru yola koyulmuş IŞİD gibi… 

Günlerdir büyük kaygı içinde Musul’da olup bitenleri ve bunların öncesi-sonrasıyla Türkiye bağlantılarını öğreniyor, konuşuyor, tartışıyoruz. Türkiye hükümeti-devleti, Suriye’de yaşanan iç savaşa müdahil olduğunda doğrudan ya da dolaylı, bilinçli ya da bilinçsiz IŞİD’in güçlenmesine katkıda bulundu mu? Musul’u işgal eden IŞİD’le temastaki ‘resmî’ yetkililer, Türkiye’ye yönelik IŞİD eylemi olmayacağı mesajıyla ‘tufaya mı getirildi’? Nihayet, ayağını toza-toprağa bulamasını bilen, dolayısıyla da üzerine titremek gereken nadir dış politika uzmanlarımızdan Fehim Taştekin dostumuzun bir zamanlar hafife alınmış isabetli öngörüsü, yani ‘Türkiye’nin Pakistanlaşma’sı yolunda başlama vuruşu yapıldı mı?.. 

Eğer hepsi evetse, Adalet ve Kalkınma Partisi kendisiyle ne kadar övünse azdır!.. 

AKP, Suriye iç savaşında anti-diktatöryal ve demokrasi-yanlısı retoriği kisve yaparak bir kesimden yana taraf ve savaşa angaje oldu. Bu angajmandan çıkan sonuç, yukarıda sıralanan, cevapları meçhul/korkunç bir karanlıkta hepimizi bekleyen sorulardır. Yine bu angajman doğrultusunda IŞİD’le bir temas ve diyalog tesis edildiği de hanidir söyleniyordu. Musul’daki konsolosluk baskını ve rehineler olayı bunu da açığa çıkardı ama belli ki ‘hisler’ çok da karşılıklı değilmiş. “IŞİD bize eylem yapmaz” diye düşünülmüşse de işte durum ortada!.. 

Televizyonlarda da IŞİD’in İslâmi kodlarını çözme yolunda tartışmalar var. Bir ‘Selefilik’ bahsi merkezileşiyor ama bakıyorum sorunu açıklığa kavuşturmaktan çok karmaşıklaştıran görüşler sarf ediliyor. Neden böyle diye sorduğumda yaşadığımız coğrafyanın tarihinden çıkan ‘İslâm’la IŞİD’i var eden tarihsel oluğun kaynağındaki ‘İslâm’ arasındaki farkı, farktan öte bu ‘İslâmlar’ın uyuşum sorununu gözden uzak tutmaya dönük bir telaş olabileceği hissine kapılıyorum. 

Usame bin Ladin öldürüldüğünde o dönemde çalıştığım T24’te ‘Ladin Öldü, Yaşasın Ladinizm’ başlıklı bir yazı kaleme almıştım. (http://t24.com.tr/yazarlar/tayfun-atay/ladin-oldu-yasasin-ladinizm,3604). 

İşte IŞİD, Ladinizm’in en güncel ve zinde unsuru. Bin Ladin öncülüğünde ‘Yeni Milenyum’un girişinde küresel-kapitalizm karşıtı bir küresel-İslâm hareketi olarak varlığını tüm dünyaya (patlattığı ‘İkiz Kuleler’ eşliğinde) duyurmuş El Kaide’yi var eden İslâmi tarihsel anlayış ise ‘Vahhabilik’…
18’inci yüzyılda Muhammed ibn Abdülvahhab’la birlikte Arap Yarımadası’nda ortaya çıkan, ‘Selefî’ temellerini 14’üncü yüzyıl âlimi İbn Teymiyye’ye borçlu olan Vahhabiliğin dinamizmini sağlayan iki temel karşıtlık (düşmanlık) odağı neydi, hatırlatalım: Biri Osmanlı, diğeri de tasavvuf-tarikat İslâm’ı! 

Vahhabi İslâm, Müslümanların İslâm’ın özünden ayrılmasından Osmanlı’yı mesul tutar ve Osmanlı topraklarında hayli yaygın etkiye sahip olan tarikatları suçlar. O yüzden tıpkı bugün Musul’da IŞİD militanlarınca yapıldığı gibi türbeler, tekkeler, ‘ziyaret’ler yerle bir edilmiş, Peygamber’e yönelik olan da dâhil, her türlü ‘tazim’, dua, şefaat dileme ‘şirk’ sayılmıştır. 

Bu çerçeveden hareketle IŞİD’in Türkiye’ye de, AKP’ye de soğuk ve dostanelikten uzak olması gayet doğal… IŞİD’le dostluğun yolu ‘Osmanlıcılık’ taslamayı bırakmaktan geçer! IŞİD’le dostluğun yolu, AKP’yi var eden membaın en önemli bileşeni Nakşibendiliği inkâr etmekten geçer! IŞİD'le dostluğun yolu sizi iktidara getiren, orada palazlandıran ve bir iktidar sarhoşu kılan küresel kapitalizmi reddetmekten geçer! IŞİD’le dostluğun yolu Peygamber’e ‘Salât-ü Selâm’dan vaz geçmekten ve Ayasofya’yı ibadete açma projenizin yanına Eyüp Sultan’ı, Telli Baba’yı, nihayet ‘Sakal-ı Şerif’i ziyarete kapamayı eklemekten geçer!.. 

Dolayısıyla IŞİD’in Türkiye başkonsolosluğuna yönelik eylemi beni hiç şaşırtmadı ve kendi tarihsel-ideolojik izleği açısından da tutarlı geldi. Asıl şaşırtıcı olan, aralarında tüm bu tarihsel arka plânı iyi bilenlerin de bulunduğu AKP kurmaylarının Selefi-Vahhabi kökenli bir siyasi anlayışa güven konusundaki naiflikleri... 

Bunun cevabı nedir? AKP neden Türkiye’yi İslâm bağlamında ‘uyuşum’ imkânları olmayan bir anlayış ve hareketle titreşim, etkileşim, gerilim ve nihayet savaşım noktasına getirmiştir? (Öyle ya, Musul’daki konsolosluk toprağı, Türkiye toprağı değil mi? Yani ‘vatan toprağı’na saldırı olmadı mı?!) 

Benim tartışmaya açacağım cevap şu: AKP bu noktaya Kemalizm’den intikam arzusuyla geldi. 

Kemalizm’den, daha açık deyişle ‘laisist’ askeri vesayet sisteminden intikam alma uğruna Türkiye toplumunun seküler dokusunu tahrip ettiler. Bu ‘kültürel’ tahribat karşısında yükselen çığlıkları (‘Gezi’) anlamak yerine lânetleyerek gençleri-çocukları gaza boğdular, gözlerini çıkartılar, linç ettirip öldürttüler. Yetmedi kendi içinde ayrışmış milleti bütünleştirmek yerine, onun yarısını öteleyip, itip-kakıp, tekmeleyip diğer yarısını dışardaki ‘ümmet’le tahkim etmeye çalıştılar. Bu yolda Müslüman Kardeşler, Hamas, El Nusra, IŞİD baş tacı edildi. 

Ama işte sonuç, Musul’daki rehine olayı, siz ne kadar tarihsellikten uzak, duygusal ve romantik olsanız da IŞİD’in tarihi ne kadar iyi okuduğunu, gerçekçi ve rasyonel olduğunu ortaya koyuyor!.. 

Hâlbuki çok değil üç yıl önce Recep Tayyip Erdoğan, Tunus’ta, Mısır’da laikliğin ‘İslâm’ açısından nimetlerinden bahsediyor ve ‘seküler İslâm’ modelinin nadide bir örneği olarak Ortadoğu’da ve dünyada boy gösteriyordu! Kendisine Müslüman Kardeşler’den, Selefî çevrelerden tepki geldi. Ve zaman içinde Başbakan’ımız Ortadoğu’dan geriye sekülerlikten vaz geçip (dinsel anlamda kendi tarihsel-geleneksel köklerini de reddedercesine) selefîleşerek döndü. 

Dünyada tarihsel bir dönüm noktasına damga vuracak ‘liberal İslam’ anlayışının, bir ‘seküler İslâm’ toplumsallığının mimarı olma şansını teptiler. Türkiye’de ve dünyada kendilerine inanmış, güvenmiş, destek vermiş seküler, liberal, sol, sosyalist, muhafazakâr, Müslüman ve gayrı-Müslim pek çok insanı hayal kırıklığına uğratıp utandırdılar. 

Cumhuriyet tarihinde görülmemiş şekilde, farklı etnik, kültürel, siyasal, sınıfsal, ideolojik, dinsel kesimlerin toplumsal mutabakatıyla iktidar olup hiçbir mutabakat imkânı bırakmamacasına toplumu parça parça ettiler. 

Şimdi hem içerde bu parçalanmışlıkla başa çıkmaya, hem de sınır-ötesinde İran’ın ve Irak’taki Şii unsurların da işin içine karışmasıyla koşar adım gidilen bir ‘İslâmlar savaşı’nın bu topraklara sıçrama tehlikesini savuşturmaya çalışıyorlar. 

Kısaca, Fehim Taştekin’den hareketle söylemek gerekirse, sınır-ötesinin Afganistanlaşmasına katkıda bulundular, sınır-içinde de bir Pakistanlaşmaya zemin hazırlamış durumdalar. 

Ne diyelim; biz zaten gelecek kaygısı içindeyiz geçen Haziran’dan bu yana da şimdi biraz da siz düşün bu kaygıya! Bak, IŞİD kadınlara dışarı çıkmayı ne güzel yasakladı!.. 

Bakalım tesettür defilelerinize devam edebilecek misiniz? 

Bakalım zevce, mahdume ve hemşireleriniz, o lüks otomobillerin direksiyonları başında oturmaya devam edebilecek mi? 

Bakalım resort otellerde harem-selâmlık tatillerinizi yapabilecek misiniz? 

Bakalım haşema mayo üretebilecek misiniz? 

Bakalım gazetelerinizde tesettürlü kadın köşe yazarları, televizyonlarınızda tesettürlü sunucular istihdam edebilecek misiniz?.. 

Evet, gün gelecek kendi ‘İslâm’ınız adına laikliği mumla arayacaksınız!..