"İyilerin verdiği zarar, en zararlı zarardır": 'Fargo'

'Fargo', bol miktarda Nietzsche çağrışımlarıyla dolu düşüncelere sürüklüyor insanı. Fargo'nun kiralık katil Lorne Malvo ile hayatı hep ezik ve aciz geçmiş Lester Nygaard arasındaki ilişki, Nietzsche'nin iyilikle 'hımbıllık/pısırıklık', iyilerin erdemiyle 'ödleklik' üzerine aforizmalarını hatırlatıyor.
"İyilerin verdiği zarar, en zararlı zarardır": 'Fargo'

Fargo'da çelimsiz Lester'ı Martin Freeman (solda) kiralık katil Lorne'u Billy Bob Thornton canlandırıyor.

(Spoiler/Uyarı!)

Bu yıl Emmy’de en iyi mini dizi ödülü alan ‘Fargo’, Joel ve Ethan Coel kardeşlerin aynı adlı 1996 yılı sinema filminden bir esinlenme olmakla birlikte kanımca ondan çok daha çekici, çarpıcı, düşündürücü içeriğe sahip… CNBC-e’de önceki gün ekrana gelmeye başlayan diziyi bir ikinci ‘Breaking Bad’ olarak niteleme konusunda da sanırım bir popüler mutabakat var.

Ancak ‘Fargo’ bizi ‘Breaking Bad’de olduğu gibi iyiye ya da kötüye meylin kültürel şartlara mı bağlı yoksa doğal potansiyelle mi ilişkili olduğunu sorgulamaya teşvik etmekten de öte noktada ürkütücü ve rahatsız edici bir iddiaya sahip görünüyor.

Bu, şöyle açılabilir: İyi olmak, aslında adına ‘düzen’ denen ezici bir dış-çember (töre/gelenek/devlet) karşısında ve adına itilme-kakılma yahut ‘eziklik’ denen bir iç-çember, yani rutin gündelik hayat akışı karşısında ‘vur ağzına-al lokmasını’ olanın güçsüzlüğünü rasyonelleştirmeden başka bir şey değildir!.. ‘İktidar’, iyiliğe ihtiyaç duymaz. İyilik, iyicillik güçlünün değil güçsüzün ihtiyaç duyduğu, sığındığı, zayıflık sızısını giderebildiği bir ‘karakteristik’tir.

‘Fargo’, böylesi, bol miktarda Nietzsche çağrışımlarıyla dolu düşüncelere sürüklüyor insanı… Bu açıdan Nietzsche’nin iyilikle ‘hımbıllık/pısırıklık’, iyilerin erdemiyle ‘ödleklik’ arasında bir doğrusal ilişkiye vurgu yapan meşhur sözlerini hatırlamakta yarar var:

“Onlar, gerçekte en çok bir şeyi isterler; kimsenin kendilerine zarar vermemesini. Böylece herkesin hoşuna gitmek, herkesi hoş tutmak isterler. (…) Ama erdem deseler de, ödlekliktir bu. (…) Ah bu iyiler! İyi kişiler gerçeği hiç söylemezler. Bu türlü iyi olmak, ruh için sayrılıktır. (…) Baş eğer bu iyiler, teslim olurlar; yürekleri öykünür, canları söz dinler; oysa söz dinleyen, kendini dinlemez.”

Nietzsche’nin bu aforizmalarını anımsatan bir akış, ‘Fargo’nun ilk bölümüne damgasını vurdu. Özellikle bir ‘kötülük meleği’ gibi karşımıza çıkan kiralık katil Lorne Malvo (Billy Bob Thornton) ile hayatı hep ezik ve aciz geçmiş, çelimsiz-güçsüz Lester Nygaard’ı (Martin Freeman) buluşturan diyalogda… Orada, lisedeyken kendisine sürekli tacizde bulunmuş bir zorbanın şimdi yetişkinlikte de kendisine hem ruhsal hem de fiziksel olarak verdiği zarar sonrasında Lester’in ‘güç’ karşısındaki acz ve çaresizliğini örtmeye çalıştığı ‘iyilik maskesi’, Malvo tarafından yırtılıyor.

Kendisini lisede yağ bidonuna sokup yuvarlamış olan, şimdi de sokak ortasında karşısına çıkıp erkekliğini (cinselliğini) aşağılayan, onun 18 yıllık karısıyla okuldayken yattığını bile yüzüne söylemekten çekinmeyen ‘zorba’ya tepkisizliğini Lester, bir dizi ‘medenî’ ve ‘ahlâkî’ gerekçeye dayandırmaya çalışır. Moley ise adeta çocuklarına ‘şov’ niyetine Lester’e zorbalık yapan, üstüne bir de karısıyla yattığını söyleyen adamın nefes almayı bile hak etmediği kanısındadır. Nitekim onun nefesini (Lester’in yerine!) bir bıçakla keser!..

Sonrasında Lester’ın ahlâkî-vicdanî tepkisi (“Bu bir trajedi” der) ve ‘iyicil’ sitemi (“Karısı, çocukları vardı” der) karşısında da patlar: “Adam seni bidona koyup yola yuvarlamış!.. Senin sorunun şu ki tüm hayatını kuralları düşünerek geçiriyorsun. Kural yoktur. Maymundan gelmeyiz. Tüm malvarlığımız, alabildiklerimiz ve savunabildiklerimizdir. Açıkçası dünkünden daha bir ‘adam’sın bugün…”

Burada da Nietzsche çağrışımları kaçınılmaz; söz gelimi: “ ‘Kötü’, insanoğlunun ilk zamanlarındaki bütün durumlarında ‘bireysel’, ‘bağımsız’, ‘keyfî’, ‘alışılmamış’, ‘öngörülmemiş’, ‘hesaplanamaz’ anlamlarına gelir. … Gelenek nedir? Bize yararlı olan şeyleri emrettiğinden dolayı değil, bize emrettiğinden dolayı itaat ettiğimiz yüksek bir otoritedir. En ahlaklı olan kim? Önce yasaya en çok boyun eğen kimse. … Sonra ona en zor durumlarda bile boyun eğen kimse. En ahlâklı olan kimse, kendini töreye en çok feda eden kimsedir.”

Tabii Nietzsche için asıl mesele ‘iyi huylu’lukla ‘iyi’ arasında kurulan ilişkidir. “Güce yönelmenin olmadığı yerde çöküş vardır” diyen düşünür için ‘iyi’, başka yerde aranmalıdır: “İyi huylu insana, mücadeleden kaçana iyi denir. Ama savaşçı olana da ve zaferi tutkuyla isteyene de iyi denir.”

Bu ikinci ‘iyi’, Fargo’nun ‘kötü’sü Lorne Malvo’yu tarif eder gibidir.

‘Fargo’ya bir bütün olarak ama özlüce ‘tercüman’lığı da Nietzsche’ye bırakarak bitirelim o halde:

“Ve kötüler ne kadar zarar verirlerse versinler, iyilerin verdiği zarar en zararlı zarardır.”