Kan kokusu: 'Hay Way Zaman'

'Hay Way Zaman', Dersim'in sadece 'Jenosid' (soykırım) değil ayrıca bir 'Etnosid' ('ethnocide'), yani bir halkı fiziksel olarak yok etmeye ek olarak 'kültürel' olarak da bitirmeye yönelik bir 'etnikkırım' olduğuna düşülmüş çok güçlü bir not...
Kan kokusu: 'Hay Way Zaman'

Hay Way Zaman, 83 yaşındaki Emoş Gülver in hik yesini anlatıyor...

Perdede size ‘kan kokusu’nun, kendisini kopmuş/koparılmış mazisine bağlayan tek ‘hatıra’ olduğunu anlatan 83 yaşında bir kadın var!..

Onu dinlerken siz de ‘kan kokusu’nu alıyorsunuz! Ama bununla kalsa iyi… Sonrasındaki görüntüleri izlerken bu defa kanınız donuyor. Şimdi de karşınızda 90-100 yaşlarında güleç mi güleç, tonton mu tonton, adeta yumak gibi ihtiyarlar konuşuyor o ‘kan kokusu’ hakkında…

Ama onlar, ‘kan kokusu’ ile başka türlü irtibatlanıyor.

Onlar, ‘kan kokusu’ndan mağdur değil mesul!..

1938 Dersim Katliamı’nda, o kanlı ‘harekat’ta gencecik askerler olarak, şimdi 83 yaşındaki o kadının koparıldığı toprağa, köklerine, kültürüne dair tek bağ olarak hafızasında ‘kokan’ kanı akıtanlar onlar!..

Ve anlatırlarken görüyoruz ki bir kısmı son derece üzgün ve pişman görünse de bazıları aradan 3 çeyrek asır geçtikten sonra bile yaptıklarının yanlış olmadığı kanaatinde. ‘Kızılbaş’ oldukları için ne ‘Müslüman’dan ne de ‘insan’dan sayılan, ‘kanı helâl’ devlet-millet düşmanlarını ‘hizaya sokma’ya dönük bir ‘vatan hizmeti’nden neden pişmanlık duyulsun ki?!

Tabii bunları kanınız donmuş izlerken bir yandan da şunlar geçiyor kafanızdan: Belki de ‘kan kokusu’ böyle bastırılıyor!..

Belki de başka türlü yaşanamıyor, döktüğünüz kanın kokusu mutlaka ki sizin de hafızanızda buram buran tüterken!..

Bunlar, çok kıymetli dostlarım Nezahat ve Kazım Gündoğan’ın artık bir dizi-belgesel olma sürecine girdiği anlaşılan ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ belgeselinin ikinci etabı diyebileceğimiz ‘Hay Way Zaman’ın seyrinden süzülen düşünce ve duygular…

Yönetmenliğini Nezahat Gündoğan’ın, yapımcılığını Kazım Gündoğan’ın üstlendiği, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal Belgesel Film dalında Jüri Özel Ödülü alan belgesel, 1938 Dersim Katliamı’nda ailesinden, dilinden, inancından, tarihinden, kültüründen koparılan bir kız çocuğunun tam 74 yıl sonra köklerini arama, hatırlama, bulma hikâyesi…

Tüm ailesi Dersim’in tepelerinde katledilmiş, yaralı ağabeyiyle birlikte ölülerin arasından düşe-kalka çıkıp köylerine doğru giderken ağabeyini de yolda kaybeden 5-6 yaşındaki bir kız çocuğunun hikâyesi…

O çocuğa, o acı mazisine ağabeyinden yadigâr ‘kan kokusu’yla bağlanan 83 yaşındaki Emoş Gülver’in hikâyesi…

Ben, belgeseli hazırlanma aşamasında izleyip değerlendirme ayrıcalığına sahip olmuş biriyim! Nezahat ve Kazım’ın tam anlamıyla ‘etnografik’ bir alan araştırması mahiyetli bir çalışma yürüterek topladığı bilgiler ODTÜ’de emek emek işlenirken oradaydım ve belgeselin ilk kopyalarını izleyerek hasbelkader görüş ve yorumlarımı ekiple paylaşmıştım.

5-6 yaşında yaşadıklarından sonra Emoş Gülver, kendisini evlatlık alıp ‘Batı’ya götüren bir subayın ailesinin parçası olur. Belki karnı tok-sırtı pektir. Ama hep bir eksiklik, eğretilik, ‘ecnebilik’ hissi ve bu hisse eşlik eden bir ürkeklik, ürperti ve ‘üşüme’ içindedir. Büyüse de, evlense de, kendisi çoluk-çocuk sahibi olsa da hiç ama hiç eksilmez bu iç üşümesi…

Belgesel, onun kızı Serpil’in “Ben kimim” ve “Annem neden bunları yaşadı” sorularına yanıt arama çabasından ve bu çabanın Gündoğan’lar tarafından desteklenmesi sonucunda bir ‘mucize’ kabilinden ortaya çıkıyor. Kayıp köklere doğru Dersim’e yolculuk, Emoş’un amcaoğlu Kamer’le Dersim’de buluşmasıyla son buluyor.

Ne aklınızın alabileceği, ne de kalbinizin ve gözlerinizin dayanabileceği bir hikâye bu…

Fakat ben, ilginçtir, izlerken ağlayamadım. Hâlbuki şimdi şu satırları yazarken bile göz yaşlarımı zor tutuyorum!..

Çünkü izlerken, başta dediğim gibi, kan kokusunu alıyor, kanınız donuyor, paralize vaziyette kaskatı kesiliyorsunuz ve gözyaşınız akmıyor.

Sonrasında film üzerine düşünürken ve işte hakkında bir şeyler yazmaya çalışırken, onu izlerken donmuş göz pınarlarınızın çözüldüğünü hissediyor ve ağlıyorsunuz!..

‘Hay Way Zaman’, Dersim’in sadece ‘Jenosid’ (soykırım) değil ayrıca bir ‘Etnosid’ (‘ethnocide’), yani bir halkı fiziksel olarak yok etmeye ek olarak ‘kültürel’ olarak da bitirmeye yönelik bir ‘etnikkırım’ olduğuna düşülmüş çok güçlü bir not…

Eğer böylesi ‘Frenkmeşrep’ (Jenosid/Etnosid) tabirler kulak tırmalıyor diyorsanız, gelin o zaman Kürt Aleviliği ve Dersim üzerine çalışmaların abide ismi Mehmet Bayrak’ın olup bitenleri çok daha yerli ve ‘otantik’ şekilde ‘arifane’ tarifleyen ‘7T’sine müracaat edelim!

Dersim’in plânlı-programlı, sistematik bir resmi ‘operasyon’ olduğunu kaydeden Bayrak, onu ‘7T’ ile gayet çarpıcı izah ediyor: Te’dip (terbiye etme), tenkil (uzaklaştırma), taktil (kesme/parçalama), tehcir (göç ettirme), temsil (asimile etme), temdin (medenileştirme) ve tasfiye (arıtma)…

‘Hay Way Zaman’, ‘7T’nin hayli acıtan bir açılımı!..

‘Hay Way Zaman’, insan olmaktan utanma hissine sizi sürükleyen bir yapım!..

Ve ‘Hay Way Zaman’, hâlâ bu topraktan, bu toplumdan, bu insandan topyekûn ümidi kesmemekte ısrarlıysanız, ümidi yeniden yeşertme yolunda bir ön-gereklilik olan ‘yüzleşme’ye ilişkin bir ‘başlama vuruşu’ niyetine izlenecek, es geçilemeyecek bir çalışma!..

Onu yapanların yazdığıyla bitirmek gerekirse:

‘Hay Way Zaman’, geçmişe dair bir ağıt, bugüne ve geleceğe dair bir umut!..

(‘Hay Way Zaman-Dersim’in Kayıp Kızları’, halen İstanbul’da Beyoğlu-Pera, Kadıköy-Moda, Levent-Cinema Pink, Maltepe-Axium Grandhouse, ayrıca Ankara-Büyülüfener Kızılay, Bursa-Korupark Cinetech, Diyarbakır-Galeria Şehir, Eskişehir Cinema Pink, İzmir-Karaca, Mersin-Cep ve Tunceli-Sinema 62 salonlarında gösterimde.)