'Karagül'ün iki 'kötü-gül'ü

'Karagül'de Kendal aynı Dallas'ın 'Ceyar'ı gibi. Kendal'ı çıkarın hikâyeden, dizi biter. Benzer bir durum Kendal'ın konağa kuma gelmiş ikinci karısı Özlem karakteri açısından da söz konusu. O kötü, ama yeri doldurulması zor bir kötü
'Karagül'ün iki 'kötü-gül'ü

‘Karagül’ü izlerken sık sık maziye dönüyorum. Siyah-beyaz ekranlarda ‘Dallas’ı izlediğimiz günlere…

Mutlaka ki şimdiye kadar pek çok dizide aile-içi entrikalar, iktidar çekişmeleri, kimin eli-kimin cebinde belirsiz yasak ilişkiler, birdenbire patlayan gizli sırlar bakımından Dallas-vari hikâye, tema ve motifler bol bol karşımıza çıktı. Ama ben, bütünsel olarak ve bire-bir Dallas’ı bu kadar akla getiren bir kurgu hatırlamıyorum. Tabii bu, ‘Karagül’ün yapım olarak başarısıyla da bağlantılı oluşan bir etki olsa gerek.

Ve bu başarıda en büyük pay, hiç tartışmasız Kendal karakteriyle karşımızda olan Mesut Akusta’nın… O, bizim ‘Ceyar’ımız.

J.R. Ewing, dünya dizi film tarihinin bir numaralı kötü karakteri… Fakat aynı zamanda hiçbir ‘kötü’, onun kadar sevilmemiştir. Müteveffa Larry Hagman’ın unutulmaz performansıyla ‘Ceyar’, bir kötülük makinesi olarak ürettiği nefreti nötralize edecek sevimlilikte bir karakterdi. Bu yüzdendir ki en ön başrol, ‘Southfork Çiftliği’ne J.R.’ın kardeşi Bobby Ewing’in (Patrick Dufy) eşi olarak ‘gelin’ gelen Pamela (Victoria Principal) olarak düşünülmüş olsa da dizi yayına girdikten kısa bir süre sonra ‘Ceyar’ önlenemez bir yükselişle seyirci nezdinde bir ‘sevgili kötülük’ olarak başkarakter koltuğuna fiilen oturmuştur.

‘Karagül’de Kendal da aynen öyle. Kötülüğe doymayan bu üç-eşli ve erkek evlât için adeta ‘kudurmuş’ adamı ben “Ulan Özleeem, Ulan Özleeem” diye o muhteşem yüz ifadesiyle sağa-sola saldırırken izlemeye bayılıyorum! Kızmak, öfkelenmek, nefret etmek ne kelime, sevdikçe seviyor, bağlandıkça bağlanıyorum.

Diğer oyuncuların emeğini hiçe saymıyorum; ama kırılmayacaklarını ümit ederek belirtmek isterim ki Kendal’ı çıkarın hikâyeden, dizi biter.

Benzer bir durum, tabii eşit ağırlıkta olmamak kaydıyla (ki ‘Dallas’ta da aynen öyleydi) Kendal’ın konağa kuma gelmiş ikinci karısı Özlem karakteri (Hilal Altınbilek) açısından da söz konusu. O da ‘Dallas’ta J.R.’ın ‘patetik’ karısı Sue Ellen (Linda Grey) muadili bir karakter. Kötü, ama yeri doldurulması zor bir kötü… Özlem’i çıkardığınızda da dizi ciddi bir kayıpla karşı karşıya kalacaktır.

Kendimi şöyle bir yokluyorum, bu iki karakter dışında (dizideki iki başrol, Ece Uslu-Yavuz Bingöl de dâhil olmak üzere) hiçbir kaybın yaratacağı boşluk ya da zafiyetin onlarınki kadar büyük olacağını sanmıyorum.

‘Antagonistik’ bir karakter çıkarmak, yani ‘kötü’yü oynamak ve insanları bir kurmaca içinde kendinizden nefret ettirmek, sevdirmekten çok daha zordur. Ama ondan daha da zor olanı, kendinden nefret ettirirken bunu dengeleyecek mahiyette bir çekicilik, sempatiklik ve sevimlilik üretebilmek… Her iki oyuncu da bunu yapabildikleri için çok başarılı ve ‘Karagül’, seyir dinamizmini en çok onlara borçlu.

‘Dallas’ analojisini diğer oyuncular üzerinden de sürdürmek mümkün… Kocasıyla değilse de onun kaybının ardından üç çocuğunu alıp İstanbul’dan eşinin memleketi Halfeti’ye gelmiş, kayınbiraderi Kendal’la hiç anlaşamayan bir ‘iyi’ (protagonist) karakter olan Ebru’da (Ece Uslu) Pamela’yı; ona âşık, Kendal’ın teyze oğlu Fırat’ta (Yavuz Bingöl) Bobby’i; konağın en büyüğü (‘matron’u diyelim) Kadriye Hanım’da da (Şerif Sezer) Bayan Ellie’yi (Barbara Bel Geddes) hatırlıyor olabilirsiniz mesela…

Fakat tüm bu söylenenler, ‘Karagül’ün tatsız bir ‘Dallas’ taklidi olduğu anlamında da alınmamalı. ‘Karagül’ halis-muhlis yerli/otantik bir yapım… Bu da yanlış anlaşılmasın! Hikâyenin ‘fantastik’ mahiyetini, genelde Müslüman mahallesinde salyangoz sattırdığı da söylenebilecek, inandırıcılıktan uzak, ‘plastik’ ortamını görmezden geliyor değilim. Ama işte bunlarla birlikte, yani içeriğindeki fantastik, fiktif, ‘mitik’ yanları da dâhil olmak üzere hayli alışık olduğumuz türden yerli, bize özgü bir yapım ‘Karagül’…

Bu toprakta ‘Dallas’ olsa, ancak böyle olurdu dedirten bir çalışma…

Bu toprağa ‘Dallas’ ekmişler, tutmamış dedirten değil…