Kerem'in 'baklava'larının dayanılmaz ağırlığı!

'Güneşi Beklerken'deki baş belası ama masum, zorba ama duygulu, yırtıcı ama şirin 'Kerem'i, hoyrat ve hin, çapkın ve arsız, yakıcı ve haşin 'Yiğit' olarak büyüdüğü bir karakter olarak karşımıza çıkarıyor. Bu bakımdan yeni dizi Kerem Bürsin için bir "büyüdük ve kirlendi dünya" çalışması...
Kerem'in 'baklava'larının dayanılmaz ağırlığı!

Kerem Bürsin’i ‘Güneşi Beklerken’le tanıdık. Kanal D’de bir yılı aşkın zaman yayında kalan, belli bir başarı elde ettiği söylenebilecek bu gençlik (lise) dizisinin en parlak oyuncusuydu. Son derece ‘takoz’ bir sevimliliği vardı. Bu sevimlilik, kendine has yüz-vücut dili ile buluşarak onu özellikle 10’lu yaşların başından (hatta birazcık da öncesinden) sonuna kadar çocuk ve ergen genç kızlarımızın seyrine doyamadıkları bir idol haline getirdi.

Kerem (aynı ad altında) bir zorba oğlan olarak karakter kesmeye başladığı o diziye tüm arızalarından arınmış olgun bir genç olarak noktayı koyduğunda bundan sonraki süreçte hedef kitlesinin değişeceğine dair işaretler de önümüzde fazlasıyla mevcuttu. Artık ergenlerin ilk gençlik aşk imgesi olmaktan öteye geçmesi yolunda seyir endüstrisinden bir çağrı alması an meselesiydi.

Öyle de oldu. ‘Şeref Meselesi’, ‘Güneşi Beklerken’deki baş belası ama masum, zorba ama duygulu, yırtıcı ama şirin ‘Kerem’i, hoyrat ve hin, çapkın ve arsız, yakıcı ve haşin ‘Yiğit’ olarak büyüdüğü bir karakter olarak karşımıza çıkarıyor. Kanal D’nin yeni dizisi bu bakımdan Kerem Bürsin için bir “büyüdük ve kirlendi dünya” çalışması…

Tabii bunun biraz ‘birdenbire’ olduğunu söylemek mümkün. ‘Güneşi Beklerken’de onu gördüğünde adeta çığlık atan çocuk-ergen kızlarımız da bu kadar hızlı büyüdüler mi bilmem. (Büyüdülerse vay halimize; yine bir “adet yaşı bundan düşüyor işte” söylenmesi başlayacaktır!) Ama işte o zorba suratının altında sevgiye aç, hüzünlü bir ruh taşıdığı izlenimi bırakan toy çocuğun, dünden bugüne, arzuya doymak bilmeyen tok bir ‘seks bombası’ olarak bir çırpıda çıkması, ‘hayal’ olarak dahi öyle çarçabuk sindirilebilecek bir şey değil.

Fakat diğer taraftan da sistemin işleyişi böyle... Kerem’i bir sorunlu ergen olarak tanıdığımız ilk dizisinden sonraki bu ikinci çalışmada ‘mafiyöze bir playboy’ olarak görüyoruz. Muhtemelen bir sonraki dizide çoluk-çocuk sahibi, güçlü, kerli-ferli, belki sorunlu bir evlilikle boğuşan, belki sadakatsizliğe yelken açmış orta yaşlı bir iş adamı olarak izleyeceğiz. Ve ondan bir sonra da torun-torba sahibi bir dede olarak karşımıza gelirse kimse şaşırmasın!.. ‘Kitle kültürü’nde vakit, dehşetengiz bir hızla akar. Tabii yarı yolda tüketilmek, posası çıkarılıp püskürtülmek de var. Aşağıdan “Ben de isterem” diye fışkıran genç yüzlerin sizin yerini alma taleplerinin yarattığı tazyik de cabası…

Dolayısıyla Kerem, eli mahkûm, şimdi bulunduğu noktanın hakkını vermek zorunda… O yüzden de izlediğimde bende müthiş depresif etkiye yol açan, artık uzatmaları oynadığımızı düşündüren o altılı ‘baklava seti’ni karnına yerleştirmiş olması anlaşılır bir durum! Tabii benim moralimi hayli bozan bu görüntünün esas alıcı kitlesi olan seyircide nasıl bir etki oluşturduğu asıl önemli olan!.. Acaba Kerem, ‘baklava fetişizmi’ açısından ne ölçüde tatminkâr performans sergiledi, izleyen bölümlere seyirci ilgisi bunu da anlamamızı sağlayacak.

‘Şeref Meselesi’nin orijinalini izlemedim ama uyarlaması üzerinden düşünüldüğünde dahi İtalyan dizisinin ne kadar ateşli olduğunu tahmin etmek zor değil. Bize uyarlaması ‘muhafazakâr yeni-normal’ karşısında bile böyleyse tasavvur edin orijinalindeki hararet katsayısını!..

Sonuçta tutku ile iktidarı, iktidar ile şeref-namus-cinayeti, onlarla aileyi buluşturan dizi, ‘cinsellik olmadan olmaz’ düsturunca hem kadın hem de erkek izleyiciye bolca fantezi ve fetiş sunan sahnelerle lezzetlenmekte. Böyle bir yapımın önde gelen parçası olmak için Kerem’in bir hazırlık süreci geçirdiğini, programlı bir çalışma yürüttüğünü biliyoruz; belli de oluyor zaten… O takoz sevimlilik gitmiş, takır takır bir kazanovalık vücut bulmuş!..

Fakat galiba bu ‘form’a girme yolunda hayli de meşakkatli bir dönem geçirmiş o… Süzüldüğünü fark ediyoruz. Vücut zorlanmış, hatlar gerilmiş ve sanki bir yorgunluk da çökmüş üzerine. “Genç yaşımda ihtiyar oldum” türküsünü içten içe söylüyor gibi…

Öyle ya da böyle, Kerem birden büyüdü. Çocuklar hızla büyüyor, biz de yaşlandıkça yaşlanıyoruz. Zenginin malının züğürdün çenesini yorduğu gibi Kerem’in ‘baklava’ları da bizim kafamızı hem yoruyor, hem bozuyor işte.

Neyse, nazarımız değmesin! Kem gözlere şiş!..