'Kızılelma' günlüğü-2: Altayların murâdı!

Diziyi izlerken 'Murad Altay' adını her duyduğumda tüylerim diken diken olurken zih-nimde "Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslü-man(ız)" sözü çağrıştı hep!..
'Kızılelma' günlüğü-2: Altayların murâdı!

‘TRT 1’de başlayan ‘Kızılelma’ dizisi üzerine kaleme aldığım önceki yazıya son noktayı koyduğumda 2000 kelimelik bir metnin ortaya çıktığını fark ettim! Bu, şimdi okumakta olduğunuz köşenin sınırları çerçevesinde 4-5 yazı demek. O yüzden hem kısaltmaya gittik, hem de bir yazı dizisine doğru ‘evrildik’.

Tabii bu arada aslında ilk yazıda zikredilmesi gereken bazı noktaları da ihmal ettik. Bunlardan biri şu: Süleyman Çobanoğlu ve Osman Sınav’a böylesi analiz, yorum, çıkarsama, spekülasyon ve tartışma imkânı açan zengin bir kurguyu bize sundukları için teşekkür, boynumuzun borcu.

Osman Sınav ayrıca dizinin tanıtım fragmanında bazı Alevi çevrelerde rahatsızlık yaratan Pir Sultan deyişinden vaz geçmeyip onu jeneriğe, üstelik daha vurgulu olarak taşıdığı için de takdiri hak ediyor. Hem artık sözlü performans eşliğinde sunulmakta deyiş; “Hüseyn’in kanın alalım” dörtlüğünü dinledik. Devamını da bekliyoruz! Daha önce yazdığım üzere: “Mervan soyunu vuralım//Hüseyn’in kanın soralım//Padişahın öldürelim//Tevekkeltü taâlallah…”

Dizinin müziklerine diyecek yok; teknik açıdan mükemmel, ‘tematik’ açıdan da iyi düşünülmüş. Bir Nogay halk türküsü olan ‘Dombıra’, yapım, yazım ve yönetim ekibinin arzuladığı ‘Pan-Türkist’ derinliği gayet iyi yansıtıyor. Öte yandan sık sık duyacağımız anlaşılan ‘Tevekkeltü taâlallah’ deyişiyle de kimi tarihçi, siyasetçi, edip ve münevver tarafından izleri Orta Asya Türklüğüne sürülen Alevilik kapsama alanına alınıyor. Sağ-Aleviliğe dayanılarak ve tabii sol-Aleviliğin inadına…

İdeolojik motivasyon analizi üzerinden girdik bu yazıya, oradan devam edelim! Malûm, simgeler çok önemli ve siyaset, bir bakıma da simgeler üzerinden, simgeleri hayata geçirme yolunda verilen bir mücadele. Bunu düşündürür mahiyette dizide de simgesel titizlik ve hassasiyet pek çok yerde ama özellikle isimlendirmelerde kendini gösteriyor.

En belirgin örnek olarak yakışıklı MİT ajanı ‘esas oğlan’ımız, ‘Murad Altay’ adıyla karşımızda. Bu, böylesi Türk-İslâm sentezci, devletçi, militer ve para-militer dinamizme sahip bir dizide başkaraktere cuk oturan bir isim. Diziyi izlerken ‘Murad Altay’ adını her duyduğumda tüylerim diken diken olurken zihnimde “Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman(ız)” sözü çağrıştı hep!..

Dediğim gibi simgeler çok önemli; uğruna ölünesi, dövüşülesi… O yüzden ilk bölümde öykü akışında tatlı-sert bir mizaha vurularak sunulan “Murat değil Murad” kesiti kanımca biraz daha derin anlamlarla yüklü. Çobanoğlu’nun şair ve edebiyatçı titizliği burada Türk-İslâm sentezci fikriyatıyla buluşuyor. İsmin de, sözcüğün de aslı (Arapça) ‘Murad’. Osmanlı padişahlarının 1’den 5’e kadar sıralananlarının hepsi Murad… Türkçe dil kullanımı açısından bu ve benzeri isimlerin ‘t’ ile yazılıp okunmasının bazı hassas muhafazakâr zihinlerce laik-Batıcı öz-Türkçeciliğin geleneğe yabancı bir zorlaması sayıldığı da bilinmekte.

Aynı doğrultuda ‘soy’adı ile “Altay’lardan gelen” kahramanımız da ‘ruh’ adının ‘Murad’ ettiği mânâ konusunda çok hassas. Asker ocağında onu ‘d’ ile değil ‘t’ ile yazan, üstüne bir de laga-luga yapan çavuşun canına okuyup hücre hapsini boylamaktan sakınmıyor kendini. Bunun, Türk-İslâm Sentezi’nin bu topraklarda Selçuklu-Osmanlı mirasıyla pişmiş ‘İslâm’ bileşenine haksızlık etmeme hususunda titiz bir simgesel uyarı olduğu neden düşünülmesin?!

İyi de peki önceki yazımızda mevzubahis ettiğimiz, genç MİT ajanımıza yönelik Batılı, hatta yerli-oryantalist ‘Bond’ tiplemesi iddiası ne olacak?! Evet, o, dizimizin ‘sentezci’liğini ‘Türk-İslâm-Batı’ formülüne doğru ister istemez itiyor. Bu noktada ‘12 Eylül’ ertesinde resmi ideoloji haline gelen ‘Türk-İslâm Sentezi’nin yine de bazı (özellikle ‘Batıcı’ cunta bünyesinden) heyheylenmeler karşısında, öncü ideologları marifetiyle ‘Türk-İslâm-Batı Sentezi’ diye modifikasyona uğratılmasını da hatırlıyoruz.

Ama tabii dizideki, öylesi bilinçli ve stratejik bir tercih değil. Önceki yazıda kısmen değindiğimiz gibi, daha çok ajan-polisiye tarzının orijinal (Batı-kökenli) biçem ya da formatıyla ilgili, kaçınıl(a)maz bir eklemlenme bu. Şimdi bu konuya giriş noktasındayız ama yine taştık köşeden. Salı’ya devam!..