'Kızılelma' günlüğü-3: Dîni-cinsi ulu bir 'Bond'

'Kızılelma'da 'Bond-M' ilişkisinden ne kadar etkileşim ve esin var, bilemiyoruz. Ama daha önce kaydettiğimiz başka noktalara bu benzerliği de ekleyerek Murad Altay'la birlikte nur topu gibi bir 'James Bond'umuz olduğunu düşünüyoruz.


‘Kızılelma’ analizine ilk yazıdaki ‘yerli Bond’ iddiasını biraz daha temellendirerek devam edeceğiz. Ama önce kısa bir ‘akademik’ parantez açalım!.. 


Sözlü kültürün efsane ve hikâyelerinden, yazılı kültürün popüler romanlarına ve görsel kültürün filmlerine kadar yaygın, Joseph Campbell’in tüm kültürlerde mevcut bir ‘monomit’ olarak tanımladığı ‘kahramanın dönüşü’ (‘the return of the hero’) motifi üzerinden başlangıç yaptı ‘Kızılelma’… Son derece parlak (IQ seviyesi zirvede), yetenekli ve yürekli bir genç olsa da sefih bir dünyanın anaforunda kimsesiz, mutsuz ve intihar eğilimli yaşayan kahramanımız Murad Altay (Furkan Palalı), selâmete ‘Devlet’le çıkarıldı! Onu devletin ‘gözü-kulağı’ (MİT, böyle tanımlandı ilk bölümde) olmaya davet eden ‘anaç’ bir eli zor da olsa tuttu. Ardından yıldırım hızıyla terbiye edilip idmandan geçirildi ve işte o noktaya vardık: ‘Return of the Hero’!..



Şimdi ‘Bond’ benzetmemize geçelim! Eğer bir buçuk yıl önce vizyondaki son (tabii ki sonuncu değil) James Bond filmi ‘Skyfall’ı izlediyseniz bu filmde Bond ve amiri ‘M’ arasındaki ilişkiyle taptaze dizimiz ‘Kızılelma’da çiçeği burnunda ajanımız Murad’la onu MİT’e kazandıran ‘Operasyon Daire Başkanı’ Meryem Kadıoğlu (Zeynep Eronat) arasındaki ilişkinin benzeşikliğine takılmanız pek de şaşırtıcı olmaz.

Ian Fleming’in ölümsüz eseri ve kült kahramanı ‘007’, 1962’den bu yana (23’ü aynı yapım şirketi ‘EON’ olmak üzere) 25 kez beyaz perdede karşımızda oldu. Bond, malûm, ‘Majestelerinin gizli servisi’ MI6 için çalışan hayli aykırı, alkolü, kumarı, kadını seven, uçuk-kaçık bir ajan. Ve onu bir ölçüde de olsa ‘gemleyebilen’ tek kişi, çalıştığı istihbarat servisinin başındaki amiri ‘M’…


‘M’ karakteri Bond filmlerinde bir dizi oyuncu tarafından canlandırıldı ama sanırım hiçbirisi karaktere bir kadın olarak hayat veren Judi Dench’in performansı kadar iz bırakmadı. İngiliz aktris, karakteri 1995’te devraldı ve son film ‘Skyfall’a kadar 17 yıl taşıdı. Ve bu filmde de ‘M’, hikâyenin merkezindeydi. Bu aynı zamanda Dench’in oyunculuğunun ne kadar popüler olduğunu da kanıtlayan bir durum. 

Dench’in karaktere en farklı ve ilginç katkısının Bond’la ‘M’ arasındaki ilişkiye ‘maternal’ bir nitelik kazandırmak olduğu vurgulanmıştır. Yani Bond ve ‘M’, ana-oğul gibiydi. Öyle ki son filmde kolları arasında son nefesini veren ‘M’ye Bond’un (Daniel Craig) sarılışı ve kaybından duyduğu acıyla alnına kondurduğu öpücük, adeta bir evlâdın annesinden ayrılırken yaptığına benzer bir bağlılığın nişanesiydi!.. 


Yüklemi ana(ç)lık olan böylesi bir ilişki, ilk bölümüyle ‘Kızılelma’da karşımıza geldi. Özellikle şu kesit zikredilmeli: Yüreği aklının fersah fersah önündeki zıpır oğlan Murad, teşkilata katılma karşılığında Meryem Hanım’dan bilmem kaç model bir araba istedi. İstediği arabayı önce getirtip sonra da havaya uçurtan Meryem Hanım, hayatının emeline kavuşmasıyla kaybetmesi bir olmuş, toz-toprak içindeki Murad’a telefonda seslendi: “Bi daha bana sakın şımarıklık yapma! Şımarık insanları hiç sevmem. Yarın İstanbul’da olucaksın. O yüzden k[biiip]nı kaldır ve yürümeye başla!..”

İleride neler olacağını hayal edebiliyoruz! Yakışıklı ajanımız bol bol güzel kadınların ilgisine-arzusuna mazhar olup başını belâya sokacaktır muhtemelen… Buralarda ‘MİT-anası’ Meryem onun hem yardımına koşacak, hem de kulaklarını çekecek. Murad da Meryem’den hem illallah diyecek, ama hem de öksüzlüğün ruhunun derinliklerine sinmiş acı boşluğunu onun otoriter görünüm altında aslında şefkat yüklü ana(ç)lığıyla doldurmaya çalışacak. (Bond’un da anne-babasını çok küçükken trajik bir şekilde kaybetmiş olduğunu son film ‘Skyfall’da öğrenmiştik!)

‘Kızılelma’da ‘Bond-M’ ilişkisinden ne kadar etkileşim ve esin var, bilemiyoruz. Ama daha önce kaydettiğimiz başka noktalara bu benzerliği de ekleyerek Murad Altay’la birlikte nur topu gibi bir ‘James Bond’umuz olduğunu düşünüyoruz. Sadece bizim ‘Bond’, merhum Mehmed Emin Yurdakul’un “Ben bir Türküm; dînim cinsim uludur//Sinem, özüm ateş ile doludur” dizelerini, deyiş yerindeyse, terennüm ediyor. 

Dizi, yazmakla bitecek gibi değil. Daha oyunculuklar üzerine tek kelime etmedik. Ayrıca bir ‘Kurtlar Vadisi’ kıyaslamasına gitmek istiyorum. Tabii ilgi-etki kapasitesine de değinmek gerek; ilk bölüm reytingi yüksek değildi. Fakat şimdilik bu kadar yeter deyip yarın yayınlanacak ikinci bölüme bakalım ve böylece diziye biraz daha şans verelim! Sonra yine yazarız.