Meryem'siz de muhteşem!

Herkesin Vahide Gördüm'ün yeteneği, birikimi ve deneyimi üzerine düşünmesi lâzım. Uzerli ile kıyaslayıp tivitırda "Hürrem babaanne olmuş" diye ciyaklamanın âlemi yok..
Meryem'siz de muhteşem!

Vahide Gördüm’ün “Vira-Bismillah” dediği ‘Muhteşem Yüzyıl’, sanırım şunu dost-düşman herkese kanıtladı: Bu, bir Meryem Uzerli dizisi değildir.

‘Muhteşem Yüzyıl’ tematik (ideolojik) olarak da içerik (tarihsel doğruluk) olarak da her türlü eleştiriye açık bir çalışma, buna şüphe yok. Fakat sonuçta kabul etmek de gerekir ki ortada teknik, anlatı, oyuncu performansı ve reji açısından kaliteli bir yapım var. Bu, özellikle göreli değerlendirildiğinde böyle. Dizi ne taklit ve ‘çakma’ ürünler eskitti, hem drama hem komedi tarzında, unutulmasın! Üstelik bunların bir kısmı, diziye sıkça yöneltilen ‘oryantalizm’ eleştirisini mumla aratacak mahiyette vasat, vıcık vıcık bir ‘oksidentalizm’ (Batı-karşıtı kalıpyargılar) ve ‘Acem-fobisi’ni kurguya vurdular.

Hepsinden öte ‘Muhteşem Yüzyıl’, kendisine yönelik yalın kat “Ecdadı küçük düşürüyorlar; tarihimizi yanlış tanıtıyorlar” şeklindeki ‘taassubî’ saldırı karşısında ayakta kaldı. Kolay değil, Başbakan meydanlarda açtı ağzını yumdu gözünü, demedik lâf bırakmadı.
Bu badireyi atlatmış dizi, Uzerli’nin terk-i diyar etmesiyle çökseydi buna şaşmak gerekirdi. Hâlbuki bazıları Meryem’siz yeni bölümün zirvedeki yerini korumasına şaşmış görünüyor. Şaşıranların düşünmesi gereken, Meryem’in bulunduğu yere gelmesinin ardında yabana atılamayacak bir yapım, yönetim, anlatım ve canlandırım (casting) emeğinin olduğu. ‘Muhteşem Yüzyıl’ı zirveye Meryem taşımadı. Meryem’i zirveye ‘Muhteşem Yüzyıl’ taşıdı.

Bir başka deyişle ‘Muhteşem Yüzyıl’ istesek de istemesek de kurumsallaşmıştır ve bilindiği üzere kurumsallaşmış yapılar/yapımlar kişilerle bâki değildir. Kanımca ‘Muhteşem Yüzyıl’ kurumsallaşabildiği için hem politik yüklenme karşısında, hem de ondan çok daha önce, kendisini doğuran aklı, Meral Okay’ı yitirmesine rağmen ayakta kalabildi. Dizi, Meral’i kaybetti yıkılmadı da Meryem’in kaçmasıyla mı yıkılacaktı?!
Sonuçta Meryem gitti, Vahide geldi… Gördüm, ‘tertemiz’ bir oyuncu. Tam da bu yüzden işi zor. Onu pirüpak, müşfik, merhametli başrollerde izlemeye alışığız. Belki de bu, ‘kötü’yü oynadığı ilk başrol. Fakat herkesin onun yetenek, birikim ve deneyimi üzerine düşünmesi lâzım. Uzerli ile kıyaslayıp tivitırda “Hürrem babaanne olmuş” diye ciyaklamanın âlemi yok. Ben tersine, kritik bir ayrılık sonrasında yola Vahide Gördüm gibi kıdemli bir oyuncuyla devam etmenin tam da dizinin kurumsallaşmasına yakışır, takdir edilmesi gereken bir tercih olduğu kanısındayım.
 
Nihayet ‘Muhteşem Yüzyıl’, yine kurumsallaşmasından beslenecek şekilde, önceki sezonlarda ‘Hürrem-Meryem’de yoğunlaşmış görünen ilgiyi ‘tablo’nun bütününe yayacak maharetin senarist ve yönetmen makamlarında fazlasıyla bulunduğu bir yapım. Hem ‘Tarih’ de onların yanında! Çünkü biliyoruz ki ‘Sarı Selim’in Manisa’ya tayininin ardından Kanuni döneminde artık tahta yönelik şehzadeler arası çekişmeler belirginleşir. Kanuni’nin oğlu Mustafa’yı ‘nizam-ı âlem’ için çatır çatır boğdurmasından sonra Selim’le Bayezid’in kapışmaları başlar. Üstelik bu kapışma başlamadan Hürrem Sultan ölür! Kanuni de giderek sözünün hükmü zayıflamış bir ihtiyar olur. (Bunlar Türkçü tarihçiliğin abide ismi İsmail Hami Danişmend’in ‘İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi’nden ve orada, yazdıklarımın eksiği yok fazlası var!)
O yüzden bu, artık bir ‘new generation’ dizisidir. Şehzadeler ve onların eşleri ya da gözdeleri arasında çekişme ve çatışmalara açılıyoruz. Hatta sezon sonu gelmeden ‘Hürrem’, ebediyete intikal ettirilebilir!..

Kısaca, Meryem gibi ‘Hürrem’ de gider ama ‘Muhteşem Yüzyıl’, hem de bir ‘klasik’ olmaya doğru yola devam eder.