'Mivıtır'ın pop-kültür çağrışımları

Başbakan'ın tvitırın kökünü kazıma arzusunun yol açtığı en kalıcı çağrışım, elektriğin elden gittiği dünyanın 'kıyamet' haline dair bir fantezi-bilimkurgu 'Revolution' oldu.
'Mivıtır'ın pop-kültür çağrışımları

Başbakan’ın tvitırın kökünü kazıyacağı haberini ‘Artı 1 TV’ye partilerin reklam filmleri üzerine bir değerlendirme yapmaya giderken arabada öğrendim. Bursa konuşması tazeliğini korurken radyoda hararetli bir ‘geyik muhabbeti’nin önü çoktan açılmış, herkese son tvitiniz ne olurdu sorusu soruluyordu! Ben de kervana katıldım: “Bütün kökler aynı hızla kazınıyordu, birinciliği tvitır’a verdiler…” 

Sonra kanala varınca program öncesi ana haber bülteninde izledim Başbakan’ı ve Türkiye ve dünyadaki pek çok insan gibi ben de gülmekten kendimi alamadım. Olayı trajedi olmak yerine komediye vuran en çarpıcı motif, ‘mivıtır’dı tabii!.. ‘Tvitır-mivıtır’, eğer acele edilmezse patenti kapanın elinde kalacak marka değerinde bir deyiş artık! Nitekim anında bu adla bir oyun ortaya çıkıp Google Play Store’da yerini aldı. 

Başbakan’ın konuşmasını izlerken zihnimdeki ilk çağrışım, yel değirmenlerine saldıran Don Kişot oldu. Ama bunun olguyu tam mânâsıyla karşılamadığını hissettim. Sonra ‘Kutsal Hazine Avcıları’ filminde elindeki pala ile ‘Indiana Jones’a hareket çekip korku salmaya çalışan ‘yerli’nin akıbeti geldi aklıma… Fakat bu çağrışımı da hem o filmin genelindeki, hem de o sahnedeki ‘çıplak oryantalizm’i düşünüp kendime yakıştıramadım. 

Derken çağrışımlar silsilesi tarihe vurdu ve matbaaya neredeyse 300 yıl geçit vermeyen Osmanlı’ya uzandım. Osmanlı’dan ‘neo-Osmanlıcı’lığa miras bir iletişim korkusuyla mı karşı karşıyayız acaba diye de düşünür oldum. 

En sonunda Başbakan’ın tvitırın kökünü kazıma arzusunun yol açtığı en kalıcı çağrışım, ‘Revolution’ oldu. CNBC-e’de ikinci sezonu izlenen dizi, elektriğin elden gittiği dünyanın ‘kıyamet’ haline dair bir fantezi-bilimkurgu. ‘Bilimsel’ bir yanlışlık veya kasıt sonucu elektrikler tüm dünyada gitmiş, elektrik-öncesi tarımsal ve buhar-makineli günlere kaotik şekilde geri dönülmüştür. Durum o kadar vahimdir ki daha önce Google’da üst düzey pozisyondaki bir bilgisayar dehası ayağa düşmüş; gençler bilgisayar ve internetten bîhaber; insanlar arada geri gelir gibi olan elektriğin kısa bir süre açtığı cep telefonu ekranlarını mucize kabilinden karşılar haldedir. 

Başbakan, ‘mivıtır’ı bilmem ama tvitırın kökünü ancak elektrikleri keserse kazır. Bunun başka yolu olmadığı hemen anlaşıldı zaten… Ve daha önce bir başka vesileyle belirttiğim üzere, tvitırın da içinde yer aldığı internetle mücadele, bir buhar tabakası ile yumruklaşmaya benzetilebilir. Biraz eski ama içeriği hâlâ geçerli yazısında Kerem Batır’ın kaydettiği üzere, “İnternet dediğimiz tek bir ağ değildir. İnternet ağların ağıdır; yani pek çok küçük ağın birbirine bağlanması ile oluşmuş bir sistemdir. Bu yapısı da İnternete esneklik getirmekte, ağlardan bir kısmı devre dışı kalsa bile İnternet varlığını devam ettirebilmektedir…” 

Ve şu sonuç cümlesi: “İnternetin devletler tarafından kendi egemenlik alanlarında düzenlenebileceği fikri de yanlıştır. İnternette devlet sınırları yoktur. Bu tür düzenlemeler ya işlevsiz 
kalacak ya da çok büyük oranda etkili olarak diğer devletlerin egemenlik alanlarına tecavüz edecektir” (K. Batır, “İnternet ve Hukuk”, ‘İnternet, Toplum, Kültür’ içinde, 2005, s. 153-175).
Şu işe bakın ki bugün tvıtır ve diğer internet iletişim platformlarının kökünü kazımayı düşünenler, bir ara kendilerinin kökünü kazımaya yeltenenler karşısında ayakta kalabildiyse bunu da bir ölçüde internete borçludur. 2007’deki ‘e-Muhtıra’yı hatırlayın! Muhtıra, tüm dünyanın önünde elektronik ortamda ‘kadük oldu’. Ülke içinden ve dışından, her taraftan, herkesten ve tabii herkesin gözleri önünde demokrasi adına tepki ve kınama mesajları anında çığ gibi yağdı onun üzerine. Muhtıra başarısız olduysa bu, önemli ölçüde de ‘elektronik’ olmasından, yani kiminle (‘İnternet’le!) dans ettiğinin farkında olmamasındandı. 

Bunları yaşamış bir siyasi irade ve ekip, içine düştüğü yolsuzluk/hukuksuzluk batağından bir zamanlar kendisine karşı girişimleri boşa çıkartmış bir ‘ağ’ı devre dışı bırakarak kurtulmaya çalışıyor. ‘27 Nisan’cılar, ‘27 Mayıs’çıların ‘Ankara Radyosu’nu kontrol altına almakla yapabildiklerini yapma imkânını internet karşısında bulamadı. Şimdi interneti kontrol etmeye çalışmak da olsa olsa bunu yapanları paradoksal biçimde ‘27 Nisan’cılarla aynı hizaya getiren bir girişim olmaktan öteye gitmeyecek.
İyisi mi elektrikleri kesin de ‘Revolution’ın kurgusu ne kadar gerçekçiymiş, bunu anlama fırsatımız olsun!..