'Muhteşem' kurumsallaşma

'Muhteşem Yüzyıl', artık kurumsallaştığı söylenebilecek bir çalışma ve şu günlerde izlediğimiz, dizinin yapım belgeseli 'Muhteşem Yüzyıl Gizli Dünya' da bunun en bariz örneği.
'Muhteşem' kurumsallaşma

‘Muhteşem Yüzyıl’ her şeyden önce muhafazakârlığın muhafazakârlara bırakılamayacak kadar önemli bir pozisyon olduğunu düşünme açısından kayda değer bir örnek…

Evet, ‘Muhteşem Yüzyıl’ sanılanın aksine kanımca tarihsel, kültürel ve düşünsel anlamda gayet de muhafazakâr bir izleğe sahip. Dizi, Türklük’le de Osmanlılık’la barışık. Geleneği hiçe saydığı söylenemez. Din söz konusu olduğunda da gayet hassas yol alıyor.


Bunu en iyi biz değil Yunanistan anladı! Türkiye’de kaba-saba olmanın ötesinde naif bir mutaassıp duygusallıkla dizi “Ceddimizi ayağa düşürüyor” diye topun ağzına konurken Yunanistan’da (Sırbistan’da da) ‘Muhteşem Yüzyıl’, Osmanlı-İslâm yüceltmesi yapıp Hristiyan dünyayı zaaf içinde gösterdiği için eleştirildi, yayını engellenmeye çalışıldı.

Bizim görmediğimiz bir noktayı Rumlar’ın çok açık fark ettiğini düşünüyorum. Bu, dizinin ‘fantastik’ bir çerçeve içerisinde Türk ve Osmanlı olumlamasını popüler kültürün güncel anlatım tekniklerini bihakkın kullanarak yapmasıydı. Hikâye, kurgu, akış, karakterler, ilişkiler, diyaloglar… Hepsi seyri sürekli kılacak bir çekicilikle, daha da öte kışkırtıcılıkla kotarılmaktaydı.

‘Türk aklı’ en çok bu ‘kışkırtıcı’ boyuta takılıp dizinin ‘tarihsel-kültürel’ etki payını göz ardı etti. ‘Yunan aklı’ ise muhtemelen, tersine, kültürel-tarihsel propaganda boyutuna takılıp bunun ötesinde dizinin kışkırtıcı, ilgiyi kaçınılmaz kılan, yani popüler kültür bağlamında başarılı formatı karşısında panikledi.

Türk mutaassıplığını en çok rahatsız eden nokta malûm: Dizinin ‘Harem’e, yani ‘mahremiyet’, en doğrusu cinselliğe ‘fantezi’ uzanışı… Bu olduğu için diziyi yuhalayan çok ama izleyen de çok. Bu olmasa yuh çekenlerin alkışlayacağına kuşku yoksa da onlar bile izler mi pek emin değilim!..

Ama ‘Muhteşem Yüzyıl’ onu ne harem muhabbetini ve hanedan-içi boğazlaşmayı öne çıkarttığı için ‘tu-kaka’ eden içerdeki Osmanlı-yanlısı bağnazlık karşısında çöktü; ne de atalarının maruz kaldığı fütuhatı ‘zevkle’ izlettiği için dışardaki Osmanlı-karşıtı bağnazlık karşısında saf dışı edildi. Tepeden tırnağa tüm dindar-muhafazakâr, milliyetçi tepkilere rağmen Türkiye’de dördüncü sezonunda ve bitime yaklaşırken zirvede. Tüm protestolara rağmen Yunanistan’da da ekran macerasına devam ediyor. Dünyada yayınlandığı ve halen yayında olduğu ülkeler saymakla bitmiyor.

Böylesi beşeri-toplumsal pratikleri niteleme yolunda işlerliğe sokulabilecek tabir bellidir: Kurumsallaşma… ‘Muhteşem Yüzyıl’, artık kurumsallaştığı söylenebilecek bir çalışma (bu açıdan tek sorun, yakında bitecek olması!) ve şu günlerde izlediğimiz, dizinin yapım belgeseli ‘Muhteşem Yüzyıl Gizli Dünya’ da bunun en bariz örneği.

20’şer dakikalık sekiz bölümden oluşan belgeseli basitçe kamera-arkası olup bitenler şeklinde tanımlamak yetmez. Bu, dizinin altyapısının, arka plânının ve bugüne kadar ona ilişkin ortaya çıkan geribildirimlerin farklı ‘pencere’lerden topluca sunumu.

Yapım ekibi, yönetmen, senarist, oyuncu, danışman ve diğer ilgili ve sorumlular, dizinin neden, nasıl, ne koşullarda yapıldığı; kendi hayatlarında nereye oturduğu; hem kendileri açısından hem de genelde ne anlam ifade ettiği üzerine görüşlerini aktarıyorlar. Unutulmaz sahneler, çekimlerde yaşananlar, set atmosferi, diziden ayrılmış ya da ona sonradan katılmış oyuncular, rüya gibi dekorlar, göz alıcı kostümler, seyirci nezdinde popülerleşip ‘pazar’ı oluşmuş aksesuarlar!.. Hepsi ‘Muhteşem Yüzyıl’ın gizli dünyasının ilginç detayları olarak belgeselde sunuluyor.

Bu tür arka plân değerlendirmesine dayalı programlara yabancı dizilere ilişkin olarak aşinayız ve ilk kez bir yerli dizi için yapıldığına tanık oluyoruz. Fakat ‘Muhteşem Yüzyıl’ ‘belgesel’i onları andırmakla birlikte kapsam ve içerik itibarıyla daha da öteye gitmiş gibi görünüyor. Bu açıdan belki dünyada da bir ilktir, bilemiyorum.