Muhteşem Yüzyıl: Bitime iki kala...

'Muhteşem Yüzyıl' şimdiye kadar çok az diziye nasip olmuş parlak bir final yapma noktasına gelebildiyse bunu Recep Tayyip Erdoğan'a borçludur.
Muhteşem Yüzyıl: Bitime iki kala...

'Muhteşem Yüzyıl’da finale iki bölüm kala fark edilen o ki dizi, fantezi dozu alabildiğine azalmış, ‘belgesel’ vasfı daha belirginleşmiş bir tarihî drama olarak ‘son dem’lerini oynuyor. Şehzade Bayezid (Aras Bulut İynemli) ve Şehzade Selim (Engin Öztürk) arasındaki çatışmanın akışını, hele ki Bayezid’le babası Süleyman (Halit Ergenç) arasındaki o iç burkultucu mektuplaşmayı (“Bîgünahım dime bari tevbe kıl cânum oğul”) izlerken adeta İsmail Hami Danişmend’in ‘İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi’ni okuyormuş hissine kapıldım!..

‘Muhteşem Yüzyıl’ uzun süre ‘Hürrem Sultan’ ve bu merkezi karakterle özdeşik mahiyette bir Meryem Uzerli dizisi olarak yoluna devam etti. Bunun ‘taassubî’ nitelikteki muhafazakâr tepkiyi en çok kışkırtan nokta olduğunu düşünüyorum. Dini de, tarihi de, siyaseti de ‘eril’ (ataerkil) okumaya alışkın bu muhafazakârlık, Osmanlı’nın en görkemli hükümdarını ve dönemini konu alan bir tarihî dramada merkeze böyle bir kadın başrolün yerleştirilmesinden rahatsız oldu. Ancak doğrudan çok fazla telaffuz edilmeyen bu rahatsızlık, kendisini dizinin tarihî gerçeklerle bağdaşmayan, ‘fantezi’ denilebilecek noktaları üzerinden dışa vurdu: 16’ncı yüzyıl Osmanlı sarayında, bir bakıma bugün İstanbul’un görkemli iş merkezlerinde yaşananları andıran tarzda kadın-erkek ilişkileri; Harem’de kadın temsilinin oryantalist tahayyülle titreşim içinde resmedilişi; dekolte giysiler, erotik sekanslar, vs…

Fakat bu söylenenler, tarihî gerçekler hiç ama hiç kaale alınmayıp tümden uçuk bir yol tutulduğu şeklinde de anlaşılmamalı. Tarihin kurgulanması sürecinde akademik mahiyetli duyarlılık ihmal edilmedi. Sadece kurgunun gereği olarak hayalgücü ve fantezi, seyri yoğun ve dinamik kılma yolunda kaçınılmaz olarak ön plândaydı.

Dizi için dönüm noktası, Başbakan’ın “ecdadımızı ayağa düşürdüler” tarzında bir tepkiyi, diziyi işaret ederek alenen göstermesi oldu. Pek çok kişi bunun dizi açısından bir kırılma noktası olacağını düşünmekteydi ama aksine bu, dizinin dönüm noktası oldu. Eğer bugün ‘Muhteşem Yüzyıl’ şimdiye kadar çok az diziye nasip olmuş parlak bir final yapma noktasına gelebildiyse, yine hiçbir diziye nasip olmayan bir belgesel ‘çıktı’sına (‘Muhteşem Yüzyıl Gizli Dünya’) sahipse bunu Recep Tayyip Erdoğan’a borçludur. Bu bakımdan “Hürrem’in fendi, Tayyip’i yendi” de denilebilir!..

Gerçekten, tüm suçlama ve karalamalara rağmen, Başbakan’a ve onun partisine, siyasi çizgisine teveccühü olanlar bile diziye temayülden de vaz geçmedi. Bunun sonucunda ‘Muhteşem Yüzyıl’ yere daha bir sağlam basar hale geldi, diğer deyişle ‘kurumsallaştı’ ki dizinin neredeyse kendisiyle muteber sayıldığı Meryem Uzerli’nin ayrılması dahi sanıldığı kadar büyük sarsıntıya yol açmadı. Zaten Uzerli’nin ayrılmasıyla dizinin, yazıya başlarken belirttiğimiz üzere, fantastik ve ‘fantezi’ arayışlarından endişeye mahal duymadan vaz geçip Osmanlı tarihinin bu en çarpıcı dönemi üzerine bir ‘belgesel-drama’ olarak final kulvarına girdiğini ileri sürmek de mümkün…

Tabii her ne olursa olsun çok deneyimli, yetenekli ve yetkin bir oyuncu kadrosundan ödün verilmemiş olmasının da payı büyük. Sadece dizi film piyasamızda değil, sinemamızda da isim yapmış kült oyuncular, ‘Muhteşem Yüzyıl’ın setlerinden geçti, dekorlarında bulundu, kostümlerine büründü. Bu açıdan da ‘Muhteşem Yüzyıl’ın kurumsallaşmadan öte ‘ekol’leştiği bile ileri sürülebilir.

Başka bir yazıda da değinmiştik, ‘Muhteşem Yüzyıl’ sanılanın aksine aslında muhafazakâr bir kültürel-ideolojik yörüngeye sahip. Tarihe, Osmanlı’ya, Türklüğe radikal, protest, aykırı, alternatif bir bakışı olmadı hiç… Ancak altını çizmek gerekir ki dizi, muhafazakâr söylemini ‘seküler’ bir üslûpla dillendirdiği için başarılı oldu ve ne siyasi/taassubî muhafazakârlığa yenik düştü, ne de seküler kesimlerin toptancı şekilde ve kategorik reddiyesine uğrama durumunda kaldı.

Aslında bu, popüler kültürün genel-ortalama işleyişiyle gayet uyarlı bir çizgiydi. Seküler bir ‘mizaç’la muhafazakâr telkinde bulunuldu. Başarının bir sırrı da bu.