'Muhteşem Yüzyıl', tarih ve bugün

'Muhteşem Yüzyıl'ı izlerken esas üzerinde durulması gereken, onun tarihimizi ne kadar doğru aktardığı değil, bugünkü hayatımıza ne ölçüde ayna tutup tutmadığı olmalı.
'Muhteşem Yüzyıl', tarih ve bugün

Tarihin, daha doğrusu tarihyazımının çoğu zaman, özellikle de politik-ideolojik stratejiler eşliğinde geçmişi bugüne taşımaktan çok bugünden hareketle bir geçmiş kurduğu, ‘vakıa’dır. ‘Bugün’ değiştiğinde tarih de değişir ve her yeni kuşakta yeniden yazılır. John Dewey’in çarpıcı kaydıyla, “Yeni bir ‘bugün’ doğduğunda ‘geçmiş’ de artık başka ve farklı bir bugünün geçmişi”dir. O yüzden karşımıza her ne şekilde gelirse gelsin, ‘tarih’ denilen metinsel ürünün içinde biz geçmiş kadar, satır aralarında, fısıltı halinde bugünü buluruz. Dolayısıyla tarih, geçmişe dair ama bugüne ait bir söylemsel pratiktir.

Bunları ‘Muhteşem Yüzyıl’ ve bu dizi dolayımıyla Kanuni ‘gerçeği’ üzerine hanidir sürdürülen sert tartışmaların etkisiyle yazıyorum. İddia malûm; dizide ecdadımız yanlış tanıtılıyor... Yukarıda belirtilenler paralelinde diyebiliriz ki ecdadımızın doğrusunun ne olduğu anlayış meselesidir ve ‘zamanın ruhu’na göre değişebilir. Kıymetli tarihçi Salih Özbaran’ın yıllar önce vurguladığı üzere “geçmiş değişmese de bizim geçmişi algılama, kabullenme, yönlendirme niyetlerimiz sürekli değişiyor” olduğu için, hayat aktıkça ‘ecdad’a ilişkin ‘doğru’nun çoğulluğunun kaçınılmaz olacağını hatırda tutmak gerekir.

Aynı doğrultuda, ‘Muhteşem Yüzyıl’ı izlerken de tarihimizi ne kadar doğru aktarıyordan ziyade bugünümüzü ne kadar yansıtıyor diye sormak gerekir. Çünkü, eğer diziyi tarihi bir ‘kayıt’ diye ciddiye alsanız dahi unutulmaması gereken, onun geçmişe dair ama bugüne ait bir ürün olduğudur. O, bir tarihî kurgu ve ‘gardrop’ eşliğinde aslında bugünü anlatmakta. Mesele ‘Harem’in ve ‘Hürrem’in gerçekte öyle olup olmaması değil. ‘Harem’ mekân seçilerek kurgulanan ilişkilerin, ‘Hürrem’ karakteri yaratılarak sergilenen pratiklerin bugünkü hayatımıza ne kadar değip değmediği...

Hür kadın Hürrem!

Böyle baktığımızda ‘Harem’in aslında bir ‘şirket’e, endüstriyel çalışma yaşamına katılmış ‘profesyonel’ kadınların rekabetçi ilişkilerinin gerçekleştiği iş ortamına karşılık geldiğini düşünebiliriz. Ailesinden koparılmış bir saray cariyesiyken ‘hiçlik’ten tek başına kendini yeniden var eden; diğer saray kadınları kendisini alt etmeye çalışırken ölümüne ayakta kalma mücadelesi veren ‘Hürrem’ kurgusu da aslında bugüne hitap eden bir imge ve simgedir. Bugünkü hayatın içindeki özgür, yükselme hırsı, iktidar arzusu olan iş kadınını çağrıştırıyor. Hizmet sektöründe, şirket evreninde pek çok kadın, ‘Hürrem’in dizide verdiği mücadelenin benzerini kendisine hem asimetrik yükseklikteki erkeklere, hem de simetrik konumdaki hemcinslerine karşı veriyor.

Demem o ki dizi en çok bugüne yönelik biliçaltı güdümlemelerle seyre mazhar olmakta. İçerikte dozu gün geçtikçe artan ‘kadın çekişmesi’nin erkek izleyici açısından (erotik kıpırtılar eşliğinde) ilgi uyandırıcı olduğunu zaten öne sürmüştük (ki bu da günümüze özgü bir fenomen). Ama dizi kadın seyirciye daha da çok hitap ediyor ve onun gerisinde özgür, ayakları üzerinde durabilen bir kadın olma hedef, arzu ve hayalini beslemesi olduğu düşünülebilir. Kolay değil, reytingde bu hafta hem tüm izleyicilerde hem AB’de milli maçı neredeyse ikiye katladı; tüm gayrı-millilik yaftalamalarına karşın üstelik... Bunun nedeni, dizinin tarihi bugüne getirmek yerine ‘bugün’ü tarihe ustalıkla ‘teyelleme’si olabilir mi acaba? Tartışılması dileğiyle!..