Müminin mümine, münkir etmez ettiğini!

Türkiye'de de hayatı tamamen dine endeksli kılma yolunda ilerlemenin bir sonucu, muhtemel ki bu İslâm-içi çekişmenin daha da artıp keskinleşmesi olacak. Müslüman, Müslüman'ın 'kurdu' haline gelecek yani...
Müminin mümine, münkir etmez ettiğini!

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez açıkladı; “Yapılan araştırmalara göre son yıllarda günde ortalama 1000 Müslüman katlediliyor”muş.

Amma velâkin, şöyle devam etmiş Başkan: “Bunun yüzde 90’ı Müslüman tarafından, kardeşi tarafından katlediliyor.”

İsrail’in gaddarca Gazze’de taş taş üstünde bırakmadığı, İslâm dünyasının da Türkiye başta olmak üzere son derece etkisiz ve tamamen ‘içe dönük’ bir tepki patlaması sergilediği şu zamanda ne kadar manidar bir açıklama değil mi?!

Başbakan Erdoğan’ın günlerdir salonlarda-meydanlarda esip gürlemesinin ne sonucu oldu mesela? Yabancı bir ülkenin size ‘emanet’ temsilciliklerine yönelik, aslında acze işaret bir kitlesel saldırganlık ve İlhan Koman’ın barış, dostluk, medeniyet timsali ‘Akdeniz’ heykelini kırıp döken trajik vandallıktan başka?..

İslâm’ın en önde gelen sloganı, evet, “Müminler kardeştir”. Ancak Diyanet İşleri Başkanı’nın yukarıdaki açıklaması, bunun yanına İslâm’ın bir ‘kardeşkıyım’ (fratricide’) dini olduğu şeklinde ürpertici bir kanaati de ister istemez eklemek durumunda bırakıyor insanı…

Böyle, çünkü müminler kardeş olmadan önce ‘insan’ ve insan da ‘iktidar’la malûl…

İslâm tarihine bakın, Peygamber ölür ölmez, daha na’şı ortadayken İslâm’ın iktidarla tanıştığını göreceksiniz. Hilafet kavgaları, savaşlar, Hazreti Ali ve Hüseyin’in katli, sonrasında Emevi saltanatı…

Tasavvuf, ‘Arap Kisrâsı’ Muaviye ile dünyevi iktidar arayışlarının aracı haline gelen İslâm’ı bu cendereden çıkarmak, onu esasen insanın ‘anlam krizi’ni çözmeyi amaçlayan bir söylem kılmak için açılan bir çığırdı mesela… Ama o da zamanla çığırından çıktı ve tarikatlar üzerinden insani kavgaların, kanlı iktidar mücadelelerinin aracı haline geldi.

Bugün hâlâ gündemde olan şu hilafet konusuna dönelim!.. Sanılanın aksine İslâm tarihinin, Osmanlı da dâhil olmak üzere hiçbir döneminde tam anlamıyla bir ‘ittihat sembolü’ olmadı, daha çok ‘ihtilaf kaynağı’ oldu o… Kimsenin kimseye İslâmiyet’in önderliğini bırakmaya niyeti yoktu çünkü.

Şimdi de adeta bizim muktedirleri hasedinden çatlatırcasına IŞİD’in, pardon, artık İD’in tasarrufunda!.. Önceki gün Cengiz Çandar, Amberin Zaman’ın yazısından hareketle aktardı: Irak ve Suriye topraklarında ‘Hilafet Devleti’ ilan etmiş olan İD’in lideri, artık ‘Halife İbrahim’ adını kullanmaya başlamış.

Ancak hilafetin bu yeni istinatgâhına ilişkin de Diyanet İşleri Başkanı aynı konuşmasında bakın neler söylüyor: “Şebaplar, IŞİD’ler, Boko Haram’lar var. Üzerinde durmamız gereken en önemli husus, bütün bu yapılar nasıl ortaya çıktı. Yanlış yapılar nasıl oluştu…”

Başkan Görmez, mutlaka cevabı ‘teolojik’ çerçevede arama yolunda çaba harcayacak, tartışma zeminleri oluşturulmasına öncülük edecektir. Zaten mevzubahis ettiğimiz konuşmayı (sonuç bildirgesinin bir parçası olarak) yaptığı ‘Dünya İslâm Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi’ toplantısının amacının da bu olduğu anlaşılıyor.

Fakat bizce bu yapılar yeni ortaya çıkmadı, hep vardı, oldu ve olacak. İslâm dünyası hiçbir zaman birlik oluşturamadı. Çünkü bırakın hareket, cemaat, millet veya ülkeleri, neredeyse İslâm adına ortaya çıkan her bir insan teki bile kendi bildiği, anladığı, deneyimlediği İslâm’ın tek, mutlak ve doğru ‘İslâm’ olduğunu iddia ediyor. Bağlantılı olarak İslâm adına tek ve mutlak söz/güç sahibi olmak istiyor. Şu Ramazan ayında ekranlarda birbiriyle örtük ama alttan alta kıyasıya rekabet içindeki ‘İslâm malumatfuruşları’na baktığımızda dahi bunu hissediyoruz.

Kimse kimseye İslâm adına öne çıkma, diğerleri hilafına halifeliğe oynama imkânı vermiyor. Herkes kendi söyleyip kendi dinliyor. Söz gelimi daha dün “Bu millet ümmetin umududur” diyen Başbakan, şimdi “Neredesin, ey İslâm dünyası” diyerek o ‘ümmet’ten şikâyetçi oluyor.

Türkiye’de de hayatı tamamen dine endeksli kılma yolunda ilerlemenin bir sonucu, muhtemel ki bu İslâm-içi çekişmenin daha da artıp keskinleşmesi olacak. Müslüman, Müslüman’ın ‘kurdu’ haline gelecek yani…

Ülkenin ‘seküler’ toplumsal zeminini ‘vesayet’ten intikam uğruna alabildiğine tahrip ettikçe en büyük zararı dine verdiğinizi er-geç anlayacaksınız! Sekülerizmden vaz geçtikçe ‘sekteryanizm’e merhaba diyeceksiniz! ‘Müminler savaşı’ çıkacak yolunuza karşıcı!..