'O Ses' acaba çocuk sesi mi?

Acun Ilıcalı klasiği 'O Ses Türkiye'nin türevi olan yarışma-şovu izleyin, karşınızdakilerin birer 'yetişkin minyatürü' çocuklar olduğunu fark edeceksiniz!
'O Ses' acaba çocuk sesi mi?

Star TV’de yaz ekranı için işlerliğe sokulan ‘O Ses Çocuklar’, adından da anlaşılacağı üzere bünyesinde fazlasıyla çocuk barındıran realite-şov tarzı bir şarkı yarışması. Ancak programda yine fazlasıyla ‘eksik’ olan bir şey var ki o da ‘çocukluk duygusu’…

‘Çocukluk duygusu’ tabirini Fransız tarihçi Philip Ariès’e borçluyuz. Ariès’in çocukluğun tarihi üzerine çığır açıcı mahiyetteki kitabında yer alan tezi, genelde Ortaçağ’da çocukluk olmadığı şeklinde özetlenir ama onun asıl söylediği, Ortaçağ’da ‘çocukluk duygusu’nun eksik olduğudur.

Tez çok tartışılmış, sorgulanmış hatta yanlışlanmıştır. Ancak hiç kimse de çocukluğun modern dünyada bilinen anlamıyla, sınırları (başı-sonu) belli bir kültürel evre olarak kategorize edilmesi durumunun modern-öncesi dönemlerde de mevcut olduğunu söyleyememektedir. Gerek Batı’da, gerekse Batı-dışı dünyada modernleşme (şehirleşme, endüstrileşme) öncesi toplumsal işleyişe bakıldığında, bebeklikten yetişkinliğe ilerleyen bir hayat akışı içinde çocuğun, yetişkinin ‘minyatürü’, çocukluğun da yetişkin yaşamına en hızlı entegrasyonun hedeflendiği oyun ve eğitim (‘çıraklık’) pratiklerinden ibaret ‘varla yok arası’ bir dönem olduğu söylenebilir.

Yaşadığımız topraklar özelinde buna karşılık gelen güzel bir örnek, Yaşar Kemal’in şu sözlerinden hareketle verilebilir: “Bana hiçbir zaman çocukmuşum gibi köyde kimse davranmadı. Başka çocuklara da. Ben köyden ayrılıp şehre düşünce çocukların çocuk olduğunu anladım” (akt. B. Onur, ‘Toplumsal Tarihte Çocuk’ içinde, 1994, s. 4).

Modern-öncesi dünyada durum buydu; konunun bu memleketteki bir numaralı uzmanı Prof. Bekir Onur’dan hareketle belirtmek gerekirse çocukların, yetişkinlerin bütün etkinliklerini, giysilerini, oyunlarını, eğlencelerini paylaştıkları, toplumun da çocukları yaşa ya da psikolojik gelişme evresine göre ayırmadığı bir yaşam söz konusuydu.

Modern-öncesi zamanlar böyle idiyse ‘geç-modern’ şimdiki zamanda da böyle olduğunu ileri sürmemizi mümkün kılan fazlasıyla veri var ve bunlardan en güncel olanı da ‘O Ses Çocuklar’

YETİŞKİN MİNYATÜRÜ ÇOCUKLAR

Acun Ilıcalı klasiği ‘O Ses Türkiye’nin türevi olan yarışma-şovu izleyin, karşınızdakilerin tam da yukarıda zikredildiği şekilde birer ‘yetişkin minyatürü’ çocuklar olduğunu fark edeceksiniz! Yine yukarıda belirtildiği gibi, yetişkinlerin etkinliklerini, giysilerini ve eğlencelerini paylaşan bu ‘yetişkinleştirilmiş çocuklar’da ‘çocukluk duygusu’ndan eser olmadığını, o küçücük varlıkların nasıl bir ‘kaşarlanmış şarkıcı plastikliği’ ile arz-ı endam ettiklerini de göreceksiniz! Ve nihayet yine yukarıda kaydedildiği gibi, çocukları yaşa ve psikolojik gelişme evresine göre ayıran ‘modern’ projenin bir parçası/pratisyeni olan çocuk eğitimi, gelişimi, psikolojisi uzmanlarının da ekrandaki tabloya yönelik güçlü tepki ve itirazlarına bol bol şahit olacaksınız.

Eğer ‘çocukluk duygusu’ arayışında çok ısrarlıysanız onu bir nebze bulmak için de sahnedeki ‘olgun ve de ergin’ çocuklardan ziyade jürideki Hadise’yi izlemeniz önerilir! Onda, tabii bir hayli ‘yanlış-yönlenmiş’ mahiyette olmakla birlikte bu ‘duygu’yu bulabilirsiniz (“Seni yerim ben yaaa!”; “Ben seni yerim, yerim!”; “Yerim seniii!”).

Durum bu. Modern zamanlarda ayrışık bir kültürel kategori olarak ‘keşfedildiği’ söylenebilecek çocukluk şimdi bu ‘geç-modern’ ya da postmodern zamanlarda yine yetişkin dünyası ile iç içe… Tabii geçerken not etmek gerekir ki ‘modernite’nin çocukluk kategorisi de çok abartılıp idealize edilmemeli. Nihayetinde bir ekonomik sistemin (kapitalizm) ihtiyaçlarına uygun bir ‘çalışan’ ve ulus-devletin ihtiyacına uygun bir ‘yurttaş’ haline getirilmek üzere çocuğun evinden ve ebeveyninden koparılarak okula ‘kapatılma’sı ile karakterize edilebilecek ‘modern’ bir süreçtir çocukluk…

Bu süreç bugün hepten noktalanmış değil ama ‘çocukluk duygusu’nun kaybolduğu bir dönemde yaşadığımızı söylemek de çok yanlış değil. Uzmanlarca 16-17’nci yüzyıllarda daha çok ‘eğitsel’ bir kaygıyla doğuş bulduğu ileri sürülen çocukluk, şimdi daha çok ‘endüstriyel’ kaygılar güdümünde vücut bulmaya devam ediyor. Hem çocuklar, hem de yetişkinler, çocukluğu ‘sermaye’ yapmış bir ‘kültür (eğlence) endüstrisi’nin egemenliği altında birer tüketici konumuna gelmiş durumda. Ve yetişkin dünyasına ne damga vuruyorsa, spordan müziğe, kadın-erkek ilişkilerinden modaya, medyadan magazine, diziye ve şova kadar her şey, çocuk dünyasına da dâhil ediliyor ve orada da karşılığını buluyor.

Sözün özü, çocukluk yok olmadı ama ‘sermaye’ oldu. İşte ‘O Ses’, bu sestir!..