'O Ses Türkiye' özet: Hasan-Gökhan Sentezi

'Kimse bu sezon 'O Ses Türkiye' açısından bir hayal kırıklığından söz edemez. Kanımca Acun, bu durumu iki 'faktör'e borçlu; Gökhan ve Hasan'a...
'O Ses Türkiye' özet: Hasan-Gökhan Sentezi

‘O Ses Türkiye’ (OST) açısından bu sezon bir öncekine nazaran daha parlak geçti denilebilir. Şov geçen sene sönüktü ve sezon başladıktan sonra yayına girip önce reytingi düşük olsa da giderek hem total izleyicide, hem de AB grubunda kendisini sollayan ‘Karadayı’nın ciddi meydan okumasıyla karşı karşıya kaldı. (Aslında Acun Ilıcalı ‘realite’lerinde seyirci açısından inceden inceye bir doygunluk noktasına gelindiğini hissediyorsanız, yalnız değilsiniz!)

Fakat bu sene ‘OST’, ‘Karadayı’ karşısında zirvedeki yerini uzun süre kararlıca korudu. Gerçi sona doğru dizi totalde ‘realite’nin önüne, ama sadece milimetrik farkla geçti. Yine de AB grubundaki açık ara üstünlüğü eklendiğinde ‘OST’nin daha başarılı olduğunu düşünmek mümkün. Her ne olursa olsun, sanırım kimse bu sezon ‘OST’ açısından bir hayal kırıklığından söz edemez. Ve kanımca Acun, kendisi açısından büyük şans olan bu durumu iki ‘faktör’e borçlu; Gökhan ve Hasan’a…

‘Athena Gökhan’, geçen sene hayli durağanlaşmış şovu yeniden dinamikleştiren isim oldu. O, yeni bir izleyici kitlesinin programa meylinde de belirleyiciydi. Önceki yıllarda ‘pop-alaturka’ havalı dönüp duran şova onunla ‘rock’kadanak gelen ağırlık, sanırım niteliksel bir sıçramaya yol açtı. Üstüne üstlük karşımızda sarsaklığı, safdilliği ve samimiyetiyle alabildiğine ‘plastik’likten uzak biri vardı. Bu, bir müzik insanı olarak onun seyirci gözündeki saygınlığına büyük sempati eklenmesine de neden oldu.

Seyirci oylarıyla final yolunda son noktaya gelen 4 yarışmacının Gökhan’ın takımından olmasında bu sempatinin de payı olsa gerek. Tabii ki yarışmacıların performanslarına haksızlık etmek istemiyorum. Ama bir yandan da bu başarılı yarışmacıların Gökhan’la çalışmayı seçmelerinin bir ‘sebebi hikmeti’ olduğu pekâlâ ileri sürülebilir.

Özellikle de sezonun ‘Şampiyon’u Hasan Doğru açısından! Zonguldak’ta çorbacılık yapan Hasan’ın bir ‘Türk Pavarotti’si kıvamında karşımıza çıkışı ve gayet yerinde kararla Gökhan’la çalışmayı seçişi aslında ortaya ‘erken final’ çıkardı. Bir bakıma sonucu bilerek, çokça Gökhan’ı ve giderek ondan daha çok Hasan’ı izledik!..

‘Sıradan insan’a şöhret vaat eden ‘realite’lerin kabak tadı vermesinde en önemli nedenin, ‘yırtma’ hırsıyla içi-içini yiyen, bu bakımdan son derece türdeş ruh haline sahip adayları ha bire karşımıza çıkarmaları olduğunu düşünüyorum. Acun’un başına bu sene mucize kabilinden bir ‘talih kuşu’ gibi konan Hasan, işte bu türdeş tipolojinin tamamen dışında ve zıddında, alabildiğine ‘kalendermeşrep’ bir kimlik, kişilik ve pratikle karşımızdaydı. 


Bahçıvan Chance-Çorbacı Hasan


Kendi halinde, sessiz, sade, saf ve masum ‘Şampiyon’ Hasan, bana Jerzsy Kosinski’nin unutulmaz romanından uyarlama ‘Merhaba Dünya’ (‘Being There’, 1979) filmindeki ‘Bahçıvan Chance’ karakterini hatırlattı. Peter Sellers’ın muhteşem oyunculuğuyla (ki bu, onun yaşarken gösterime girmiş son filmidir) Chance, ömrü bir zenginin evinde bahçıvanlık yaparak geçmiş, bahçede kendine ait bir evde sürekli televizyon seyrederek yaşayan ve dış dünya ile tek teması bundan ibaret saf ve masum bir adamdır. Film, ev sahibinin ölümünün ardından Chance’in evden ayrılıp ‘gerçek’ dış dünyaya açılmasını ‘komedi’ye vurarak hikâye eder.



Chance’in suskunlukla sarmalanmış saflığı, herkesin herkesin kurdu olduğu, kıyasıya rekabetçi bir toplumda ‘arif’liğe işaret sayılır! Toplum o kadar ‘zehirli’dir ki aslında televizyondan duyduğu cümlelerle, spotlarla konuşan adamın basit, yer yer de absürt sözlerini bilgelik ve derin anlam yüklü aforizmalara yorar. Ve iş, Chance’i Amerika Başkanlığı için düşünmeye kadar varır!..

Filmin sonunda Chance, bir gölün üzerinde yürür, ortasında durup Hz. İsa’nın asasını andırırcasına elindeki şemsiyeyi suyun dibine doğru batırır ve sonra tekrar yürümeye devam ederek uzaklaşır. Böylece film, yaşadığımız dünyada ‘masumiyet kaybı’nı bize Chance üzerinden ve ‘masumiyet timsali’ İsa-Mesih analojisiyle duyumsatır.

Film böyle sona erer. Bahçıvan Chance’in akıbetinin ne olduğunu bilmiyoruz. 

Kim bilir belki Hasan’la öğreniriz!..