'O Ses Türkiye'de Gökhan farkı

'Rhythm and Blues'dan 'Punk'a kadar açılan yelpazesiyle Gökhan'ın 'rock'kadanak' jüri koltuğuna oturması, 'O Ses Türkiye'yi başka bir düzleme taşıdı.
'O Ses Türkiye'de Gökhan farkı

Ses Türkiye’nin (‘OST’) önceki sezonu pek parlak değildi. STAR’a âlâyıvala ile transfer olan programın havası zamanla söndü. 4 Ocak 2013’te kaleme aldığımız yazıda değinmişiz; onunla aynı gün yayına giren ‘Karadayı’nın başlangıçta ‘OST’nin 4-5 basamak altında reyting alırken sonra nasıl yükselip hem Total’de hem de AB’de onu sollayarak zirveye yerleşmesini değerlendirdiğimizde… Temel savımız da şovun ‘kalbi’ denilebilecek jürideki sıkıcılık olmuş. Bir tür ‘kalp yetmezliği’ yani…

Bu sezon durum farklı. ‘OST’, ‘Karadayı’nın birkaç puan (AB’de yaklaşık 4 puan) önünde istikrar yakalamış görünüyor. Bunu ‘Karadayı’ya bağlamak mümkün değil; dizi de doludizgin yol almakta.

Farkı ‘OST’de, daha doğrusu onun ‘kalb’inde aramak gerek. Oraya bakınca kısmî bir operasyon görüyoruz. ‘Kalp kulakçıkları’nda yenilemeye gidilmiş, iki yeni ‘kulakçık’ takılmış: Ebru Gündeş ve ‘Athena’ solisti Gökhan (Özoğuz)… Sanırım işin sırrı burada. 

İki kadın iki erkek şarkıcı/solistten oluşan jüride Ebru Gündeş Hülya Avşar’ın, Gökhan da Mustafa Sandal’ın yerini aldı. Avşar’la Gündeş arasında herhalde karşılaştırma götürmez tek nokta sestir. Avşar’ın müzikte kat ettiği yola şapka çıkarmakla birlikte onu esasen bir ‘şov yıldızı’ olarak tanımlamak uygun olur. Gündeş ise ‘ses yıldızı’… Ve ‘OST’ye hem yetkinlik hem de saygınlık bağlamında yaptığı katkı inkâr edilemez.

Ama asıl bu senenin ‘bomba’sı Gökhan! Tek kelimeyle yeni, farklı ve göz ardı edilemez bir renk o. ‘Selef’i Mustafa Sandal’ın da şarkıcılığına söz söylenemez tabii. Yine de Murat Boz’la aynı tarzın (pop) içinde oldukları belirtilebilir. Bu bir türdeşlik hissi yaratarak şovu çok-renkli olmaktan uzaklaştırmaktaydı. ‘Rhythm and Blues’dan ‘Reggae’ye, ‘Punk’a kadar açılan yelpazesiyle Gökhan’ın ‘rock’kadanak’ jüri koltuğuna oturması, ‘OST’yi çok başka bir mevziye ve düzleme taşıdı. Gündeş’le gelen yetkinlik-saygınlık onunla iyice katlandı ve şov (teslim etmeli!) kayıtsız kalınamaz hale geldi.

Fakat Gökhan’ın katkısı bundan ibaret değil. Onu izlemek bir başka zevk! Doğal, içten, çekincesiz, egosantrizmden de rekabetçilikten de uzak, gayet diğerkâm ve ‘koyver gitsin’ci haliyle öbür jüri üyelerini de, izleyenleri de alabildiğine rahatlığa sevk ediyor. Bir ‘stres topu’ gibi!.. 

Onu sevenler jüride kendisinden söz çalınmasına, müzik bilgisine haksızlık edilmesine içerleyen tivitler de paylaştı. Ama o bunu da pek dert eder gibi görünmüyor. Gücü aşikâr ama yumuşacık bir mizaçla sarmalanıp kontrol altına alınmış bir güç bu… Aslında o kadar güçlü ki başkalarının gizli-saklı tutmakta titizlendiği, açık etmekten kaçınacağı her şeyiyle karşımızda; sarsaklığıyla, dağınıklığıyla, en ‘plastik’likten uzak haliyle:

“Benim Yasemin’de de [yarışmacı] böyle oldu… Yani çok şok oldum…???... Ya, ne diycektim, unuttum ben! [kahkahalar] Demin sen [diğer jüri üyesi] konuşurken araya girmiym diye aklımda tutiym dedim, unuttum. [Hadise: “Yazsaydın keşke”] Yazsaydım!.. [Acun: “Üzülmekle ilgili bi şey söyliycektin bence”] Hah, yav, ben en sonunda… şimdi hatırladım; Yasemin bana, yani orda beni seçmeseydi ben, dedim ya, Acun ben gidiyorum dedim Yasemin’i alamazsam… Çünkü hep Arabesk janr’ında, hani…, şimdi… …, rock… … … Dağıldım yine! [kahkahalar, alkışlar] Hayır, kafam karışıyo; söylerken kafam karışıyo. Ben, şey oluyo, uzun kurunca cümleyi, dağılıyorum içinde…” 

Önceki yıllarda ‘OST’yi izler, yazar ve çok da ‘takılmazdık’. Gökhan bizi de müdavim yaptı ya, aşk olsun!..