'Okur-yazar' bir seyircinin dizi serzenişi

Ciddi ve özenli yazılmış 'mektup'lardan biri Burak Erken'den geldi. Benim de üzerine çok kafa yorduğum bir konuda, dizi film sektörümüzün hali pürmelali üzerine...
'Okur-yazar' bir seyircinin dizi serzenişi

Mektuplaşmadan mesajlaşmaya geçilmiş bir dünyadayız. Elektronik ortamda da mektup postalanıyor demeyin! Genelde dikkatsiz, özensiz ve içeriksiz satırları tuşlayıp gönderdiğimiz malzemenin mektup denmeyi ne ölçüde hak ettiği tartışılır. Okurdan gelen geribildirimler de mesaj, yorum ya da e-posta olsun çoğunlukla o bir zamanlar masaya oturup özene-bezene hazırladığımız mektuplar kıvamında ve kalitesinde olmuyor. Fakat işte yine de arada size maziden bir yaprak hissi verircesine ciddi ve özenli yazılmış ‘mektup’lar düşüyor elektronik posta kutunuza. Bunlardan biri, Burak Erken’den geldi. Benim de üzerine çok kafa yorduğum bir konuda, dizi film sektörümüzün hali pürmelali üzerine… Burak’ın dizilere ilgisi çok açık ve yazdıkları yer yer sert olsa da dizi yapımcıları, oyuncuları, yayıncıları (kanallar) açısından ipuçlarıyla dolu. Mektubunu yayımlarken, bu tür gönderilerin çoğalması yolunda beklentimi ve onları da aynı şekilde köşemde paylaşma arzumu okurlarıma iletiyorum!..

“Tayfun Bey, ben televizyon sektörü hakkında az buçuk araştırmış bir üniversite öğrencisiyim. Size bence Türk televizyon sektörünün en önemli sorunları olan; genel olay akışı belirlenmeden hazırlanan diziler, sadece reytingleri az olduğu için kaldırılan diziler ve dizilerimizin uzunlukları hakkında elimden geldiğince bir şeyler yazmaya girişiyorum.

İlk olarak son yıllarda daha meramlarını anlatamadan bitirilen diziler hakkında konuşmak isterim. Malûmumuz, televizyon kanalı sahipleri, bekledikleri reytingi alamadıkları dizileri makine gibi öğütmeyi adet haline getirdi. Son yıllarda Kanal D (‘Veda’, ‘Cinayet’, ‘Boynu Bükükler’, ‘Vicdan’) başta olmak üzere pek çok kanal bu olayı benimsedi. Bu arada Kanal D’nin adını özellikle vermemin sebebi, bilinçli seyirci tarafından “Sonunda izleyecek adam akıllı bir dizi bulduk” şeklinde tanımlanan diziler yapma becerisine sahip olduğu halde böyle dizileri büyük reklamlarla piyasaya sürüp sonra izleyici daha yeni yeni alışmaya başlamışken dizilerin fişini en ufak bir tereddüt yaşamadan şak diye çekmeleri… Bu, seyircileri umutsuzluğa sürüklüyor.

Dünyada büyük kanallar prestij dizileri adı verilen az ve öz bir seyirci kitlesi tarafından izlenen dizileri bitirmezler. Hiç değilse öykülerini düzgün bir şekilde toparlayabilecekleri zamanı tanırlar.

Aslında dizilerimizin süreleri de bir bakıma TV yöneticilerimizin aynı açgözlü ve tembel tutumlarından ötürü aşırı artış gösterdi. Şimdilerde oyuncular ve dizilerin teknik ekipleri “90 dakikalık dizi istemiyoruz” diyorlar. Komik olanı, artık öyle dizi bölümleri çekiliyor ki 130-140 dakika arası sanırsınız bir epik Holywood savaş filmi. Son zamanlarda Kenan İmirzalıoğlu dizilerin süreleri kısalmadığı takdirde dizi çekmeyeceğini açıklamıştı. Dizi parası tatlı gelmiş olacak ki geri adım atarak bu sezon bitmesi beklenen ‘Karadayı’nın (ilk başlarda ümit veren sonra kaşar peyniri gibi sünen bir dizi) 3’üncü sezonunda yer almayı kabul etti. Eğer sözünden dönmeseydi Türkiye’nin en önemli dizi oyuncularından biri olarak dizilerin süreleri hakkında kanalların ciddi bir şekilde düşünmelerine önayak olabilirdi!..

Aslında bu konuda oyunculara da fazla yüklenmemek gerekiyor. Onlara dizi süresi kısalırsa senin ücretini de yarıya düşürürüz diyorlar. Böyle saçma bir mantık olamaz! Birkaç sene öncesine kadar ABD’nin en çok kazanan oyuncusu olan Charlie Sheen ‘Two and a Half Men’ isimli 22 dakikalık sitkomdan haftada 1 milyon dolar kazanıyordu.

Neyse, asıl önemli meselemize dönelim; şu vakitsiz bitirilen dizi sorununa… Bence dizilerin genel olay akışlarının baştan belirlenmesi gerekiyor bu durumun önünü alabilmek için. Bu noktada geçen sezonlarda Star TV’de ekrana gelen ‘Çıplak Gerçek’ dizisini örnek vermek istiyorum. Dizi daha başlamadan reklamlarından itibaren bölümlerin hepsinin çekildiği, işin bittiği söyleniliyordu. Hatırlarsınız belki, dizinin reytingleri pek de iyi gitmemişti. Ama Star TV, dizinin çekilen bütün bölümlerini gece geç saatlerde reklamsız da olsa yayınlamıştı. Gerçi aynı Star TV, geçen sezonun en beklenen işlerinden olan ‘Atlılar’ dizisinin çekilen pilot bölümünü bile göstermeyip işi bitirmiş olsa da bana bu örneği sağladığı için teşekkür ederim! Evet, belki de hepimiz için en hayırlı yöntem, ‘Çıplak Gerçek’ yöntemidir. Ama açgözlü TV kanalı sahiplerimiz ve dizi yapımcılarımızın bu yöntemi uygulayacaklarını sanmıyorum.”