Ölü doğan, öleyazan diziler

'Eskiden, şaşaa ile tanıtımı yapılan dizilerin yayına girdiklerinde ilk beşte olması genelde beklendikti. Şimdi yüzlük listenin üst yarısında bile görmediğimiz diziler var.

Birden şunu fark ettim: Çok değil, birkaç hafta önce üzerine yazı yazdığım bazı yeni yerli dizilerin adını da, yayınlandığı kanalı da hatırlamakta zorluk çekiyorum! Hatırlamam ise yine birkaç hafta, hayır o kadar da değil belki ama bir miktar daha fazla hafta sonra onların yayından kaldırıldığı haberini okuduğumda oluyor!..

Bağlantılı olarak, revaçtaki en çok izlenen dizilere bakın, hemen hepsi önceki yıllarda yayına girmiş olanlar. 11 yıllık ‘Kurtlar Vadisi’ en çok izlenen dizi. Üç buçuk yıldır yayında olan ve bize sezon ortasında final yapacağını açıklamış ‘Muhteşem Yüzyıl’ yayınlandığı günün en çok izleneni...

Belki bu da bir ilk! Yayınına son vereceğini sezon başında ilan etmiş bir dizinin hâlâ en çok izlenen olmasının başka örneğine rastlanmış mıdır acaba?!

Bunların karşısında şu anda adını hatırlamakta dahi zorluk çektiğim pekçok yeni dizinin neredeyse ekrana gelmesiyle gitmesi bir oldu.
Eskiden, şaşaa ile tanıtımı yapılan dizilerin yayına girdiklerinde ilk beşte olması genelde beklendikti. Şimdi bırakın ilk beşi, hatta onu, yüzlük listenin üst yarısında bile görmediğimiz diziler var.

Alın size ‘Saklı Kalan’!.. Kendini ispatlamış tecrübeli ve kaliteli isimlerle yabana atılmaz ‘fan’ kitlesine sahip genç isimlerden oluşan oyuncu kadrosuna kimsenin söz söyleyemeyeceği dizi, totalde 83’üncü sırayı tutturdu ilk bölümüyle...

Çünkü yeni diyebileceğimiz hiçbir şey yokken yine (mi!) diyebileceğimiz pek çok şey var onda!..

Yine denize nazır bir zengin yalısındayız; yine muazzam göz kamaştırıcı bir şirket binasındayız; yine servetin bölüşüm ve idaresinde aile üyeleri arasında çekişme-çatışma var; yine aile, şirket ve servetin üzerine titreyen bir ‘büyük hanım’ var; yine ‘yukarıdakiler’ ve ‘aşağıdakiler’ var; yine yalının hizmetçi kadrosunda şoför kontenjanını dolduran delikanlı, yalının delişmen ve uçarı zengin kızıyla imkânsız aşkın peşinde; yine bu delikanlıya ‘aşağıdakiler’den biri, genç ve güzel hizmetçi kız da gizli-saklı âşık; yine ‘yukarıdakiler’de aldatma-sadakatsizlik var; yine genç-taze bir kadın sevgili, yırtıcı tavırları ile ortalığı karıştırıyor; yine sonrasında onun hakkından gelinişini izliyoruz; yine intikam faslı açılıyor; yine gazetelerin sosyete sayfalarında zenginlerimizin rezalet haberlerini görüyoruz... Bu şekilde uzayıp gitmekte.

Eğer böyle değilse, başkalarında olduğu gibi ‘ağalık-aşiret’ konsepti veya ‘kent-kır’, ‘modernlik-gelenek’, ‘feodalite-burjuvazi’ titreşimine dayalı temalaştırma karşımıza çıkıyor. Ya da o unutulmaz Yeşilçam melodramlarının adeta ‘tekno-remiks’lerini izler oluyoruz. Olmadı, artık her biri diğerini andıran edebiyat uyarlamalarımız yahut yabancı dizilerden yapaylık hissi de hiç eksik olmayan uyarlamalar...

Bu, sık sık değindiğimiz muhafazakâr denetim ve reyting kuşatmasından değil yalnız... Ne de tek başına ‘Acunsal enerji’ye atfedilebilecek bir çaresizlik bu. Çok açık ve ciddi şekilde bir senaryo kısırlığı, hatta ‘kabızlığı’nın da söz konusu olduğunu düşünüyorum.

Dizi sektörü iki yıldır krizde olsa da bu krizle hiç uyarlı olmayan yüksek bir tempoda işleyişini sürdürüyor. Anormal de şişmiş bir iş kolu bu. Ve önceki yılların ‘altın çağ’ göstergelerine takılıp kalmış herkes, yapımcısından ışıkçısına, yönetmeni, senaristi, oyuncusuyla para kazanma derdinde hâlâ.

Bu ‘endüstriyel’ seri-üretim anlayış ve pratiğiyle ne fikir, ne de hayal üretiminde tazelenme oluyor. O yüzden “Ya tutarsa” hesabı, aynı tema, konsept, motif ve simgelerle örülü kurgular, ‘temcit pilavı’ gibi karşımıza çıkmaya devam ediyor.

Sonuçta da ortalık, gelmesiyle gitmesi bir olan, adı bile yadigâr kalmayan dizilerden geçilmiyor.