Orda bir köy yok uzakta!

Güzel Köylü dizisinde bize sunulan resim, Ferdi Tayfur'un 'Hadi Gel Köyümüze Geri Dönelim' şarkısının klibinde ya da bir dönemin 'Falım' sakızı reklamlarında "Oooovv" diye baş gösteren köylü dedeler eşliğinde karşımıza çıkandan çok farklı değil!
Orda bir köy yok uzakta!

STAR TV’nin yaz sezonu için ekrana sürdüğü ‘Güzel Köylü’, ‘olmayana ergi metodu’ ile kotarıldığı söylenebilecek tatlı bir çalışma.

Olmayana ergi metodunda aslında doğru olmayan bir ifade ya da sav doğru kabul edilerek işe başlanır ama sonuçta onun yanlış, tersinin doğru olduğu ispatlanır.

‘Güzel Köylü’, elektronik, plastik ve betondan bir ‘orman’ (‘cangıl’) haline gelmiş büyük şehirden (İstanbul) tüm doğallığı, pastoralliği, safiyeti, samimiyeti ve bozulmamışlığıyla sığınılabilecek bir köy varmışçasına karşımıza çıkan ve bunun olmadığı, olamazlığı, olabilemezliği ile yoluna devam eden bir komedi.

Türkiye’de köyler, kentten bunalıp, boğulup, sıtkı sıyrılıp kaçan bir insanın kendini içine attığında yağmurdan kaçarken doluya tutulabileceği riski barındıran yerler artık. Aslına bakılırsa pazar ekonomisinin kalbi kentlerin, bu ekonominin uzantısı olmuş köylere nazaran daha ‘samimi’ olduğu dahi ileri sürülebilir. En azından şehir, tüm bozulmuşluğu, berbatlığı, yapaylığı, fiziksel, zihinsel, ruhsal kirliliği ile açık olarak karşımızda. Köy ise bize ‘doğallık’ yanılsaması sunarak karşımızda!.. Başka deyişle, ‘hunhar’ bir modernleşmenin cehennemî mekanı metropollerin insanı için bir ‘vaha’ değil ‘serap’ o…

Ayrıca doğal-pastoral bir yaşantıya hasret kalmışlığımızı kendine sermaye yapan (kültür endüstrisinin bir parçası sayılabilecek) bir ‘köy endüstrisi’nin varlığından da bahsedilebilir. ‘Köy tavuğu’, ‘köy yumurtası’, ‘köy yoğurdu’, ‘köy ekmeği’ takıntımız ve bunlara karşılık olarak önümüze sürülenler mesela… Ve mesela, geçenlerde İstanbul’un gözde semtlerinde yaşayan bir arkadaşımın oturduğu siteye civar bölgelerden ‘köylülerce’ getirilen yumurtaların nasıl fabrika çıkışlı olduğunu tespit ettiklerini anlatması!..

‘Güzel Köylü’de karşımıza çıkan tablo da bol kahkaha eşliğinde buna benzer çağrışımları tetikliyor. Aynen kombine üretim tesislerinden alınmış yumurtaları köy yumurtası diye ‘kakalamak’ gibi, karşımızda köy ahalisi, köy delikanlısı, köy kızları diye dolaşanların da ‘fabrikasyon’ bir şehirli yutturmacası olduğunu hissediyoruz. Şehirli insanın hep hayallerini süslemiş meşhur ‘Halime’, ‘samanlık’, ‘uçkur’ kodları üzerinden şekillenen pastoral-erotik fantezilere göndermeleri okuyoruz!..

Fakat tüm bunların da ‘bilinçlice’, yani bir bakıma ‘parodi’ mahiyetinde tasarımlandığını, anlatılanın aslında öyle olmadığına dair bir farkındalık eşliğinde (‘olmayana ergi’ olarak!) sunulduğunu da fark ediyoruz. Bize sunulan resim, aslında yıllar önce Ferdi Tayfur’un ‘Hadi Gel Köyümüze Geri Dönelim’ şarkısının klibinde ya da bir dönemin ‘Falım’ sakızı reklamlarında (aralarda bir çalının arkasından veya bir su birikintisinin içinden “Oooovv” diye baş gösteren köylü dedeler eşliğinde) karşımıza çıkandan çok farklı değil!.. Oralardaki ‘komedi’nin daha geliştirilmiş ve genişletilmiş bir versiyonuyla karşı karşıyayız.

İstanbul’un hem taşıt, hem insan, hem iş, hem de aşk trafiğinden alabildiğine bezmiş Gül’ün (Gizem Karaca) babaannesi olduğu iddia edilen bir yaşlı kadının (Zerrin Sümer) yaşadığı Güzelköy’e kaçışıyla açılan bir hikâye izliyoruz. Tabii Gül, İstanbul’un insanı örseleyip öğüten, bucak bucak kaçtığı pek çok niteliğini köyde hem karşısında buluyor, hem de ihanetine uğradığını düşündüğü sevgilisi Kaan (Mehmet Ali Nuroğlu) gibi, onları köye beraberinde getiriyor. İzledikçe bu topraklarda “Hadi gel köyümüze geri dönelim” çağrısını hayata geçirebileceğiniz bir yer kalmadığına dair düşüncelerinizin doğrulandığı hissine kapılıyorsunuz.

Fakat bir yandan da Türkiye’de hızlı, yoğun ve kesintisiz yaşanan köyden kente göçün aslında ‘kültürel’ anlamda köylülerin kentlileşmesine değil, kentlerin köylüleşmesine yol açtığını ve ‘şehir kültürü’nden pek eser kalmadığını hatırlıyorsunuz. Buradan bakınca, diziyi eğlenerek izlerken işinin ne kadar zor olduğunu düşünmeden de edemiyorsunuz. Türkiye, köylülüğün yurt sathında betonla yoğrulup plastikle berkitildiği o kadar güzel bir ‘köylü’ ülke ki ‘Güzel Köylü’nün onunla aşık atması çok zor!..