Orhan Baba ve Elvis

Orhan Gencebay arabeskinin izini sürerken Afro-Amerikan kökenli 'blues'da da Elvis Presley 'rock'n'roll'unda da teşhis edilebilecek 'kültürel' dinamiklere rastlamak mümkün.
Orhan Baba ve Elvis

Önceki gece NTV’de “Arabesk sosyolojik açıdan bizim ‘blues’umuz sayılır” dedik ya, bir grup genç twitter’da ma’karalama faaliyeti başlattı. Onları daha da coşturacak bir başka şey söyleyeyim: Orhan Gencebay da bir bakıma bizim Elvis Presley’imizdir!..

Kurulan cümlelerde ‘sosyolojik olarak’, ‘bir bakıma’ gibi ifadeleri atlarsanız bu sözler size hoş ve boş bir coşku musluğu açabilir. Fakat beni asıl şaşırtan, kuşağımın dünyasında hayli vurgulanıp tartışılmış olan arabeskle ‘blues’un ortaya çıkış dinamikleri açısından benzerlik iddiasını gençlerin bu kadar yadırgaması. Ben çok konuşulmuş bir noktayı tekrar etmenin mahcubiyetini duyarken bu, onların yeni duydukları bir şeymiş meğer!..

Beni tartışmaya ilk çeken, Burak Eldem’le İzzet Eti’nin enfes kitabı ‘Rock Tarihi-Ve Başkaldırdı Apollon’ (1985) olmuştur. Erdem ve Eti, rock müziğin köken, gelişim ve 1970’lerdeki devrimsel atılımını ekonomi-politik ve ideolojik dinamikleri atlamadan sunarlar. Özetle söyledikleri şudur: Rock’ın altyapısında ‘rock’n’roll’, onun altyapısında da ‘blues’ ve ‘country’ müzik bireşimi vardır. Söze ‘blues’dan başlarlar.

Okudukça anlarız ki ‘blues’, Siyah kölelerin Amerika’ya anavatanlarından taşıdıkları müzik geleneklerinin Hıristiyanlığa zorla uyarlanmaya bağlı olarak kilise müziği üzerinden tanıştıkları Avrupa armonisiyle kaynaşmasından ortaya çıkmıştır. ‘Blues’, Amerika’da Afrikalı (Afro-Amerikan) olmanın anlamıdır. 19. yüzyılda elde edilen özgürlükle önü açılır ve/fakat bir başka tür kölelik olan ‘işçilik’ halini hüznü-neşesiyle, acısı-isyanıyla işleyen bir tür olarak kristalleşir.

Yer dar, ayrıntıya giremiyoruz. Arabeski patlatan da Türkiye’de iç göç sonucu 1970’lerin şehirlerinde farkedilir olan kır kökenli ‘fabrika köleleri’dir. Arabesk onların kentin kıyısındaki yaşam mekânlarıyla da (Gecekondu Kültürü), onları şehrin merkezine ulaştıran taşıtlarla da (Dolmuş Kültürü) tanımlanır. ‘Anavatan’larındaki müziğin (halk müziği) uyarlanmaya zorlandıkları kültürel örüntüde pek karşılığı yoktur. Şehirde yürürlükte olan, aristokratik saray geleneğinden devşirme sanat müziği ile Batı burjuva geleneğinden taklit Türkçe sözlü hafif müziktir. Arabesk, onlar için boşluğu dolduran ‘helva’ olur. Geride bırakılmış halk müziği motifleriyle şimdi maruz kalınan sanat ve pop müzik motiflerinin karması olarak (‘blues’un Amerika’da Afrikalı olmayı ifade etmesi gibi) kentlileşmiş köylü olmanın ifadesidir. En önemlisi, ‘folk’u ‘pop’a incitmeden çeviren müziktir. Dolayısıyla bizim ‘öz-hakiki’ pop müziğimizdir.

Türün öncüsü Gencebay’ın performansında ‘karışım’ın izini sürmek bizi ‘rock’n’roll’un simgesi Elvis Presley’in pozisyonuyla bir karşılaştırmaya dahi kışkırtır. Elvis, malûm, ‘country’ söyleyen bir kamyon şoförüydü. ‘Blues’u Güney’in müziği olmaktan çıkarıp tüm Amerika’ya yaymaya çalışan prodüktörler Siyah’ın müziğini ‘Siyah’ gibi söyleyecek Beyaz arayışlarında onu buldu. Sonuç, ‘rhytm-and-blues’ ile ‘country-and-western’ karışımından çıkan ‘rock’n’roll’dur. Bir başka deyişle bu, Amerika sokaklarının yoksul çoğunluğunu oluşturan iki kesimin, köken itibarıyla, ‘Afrikalı köle’ ile ‘Avrupalı köylü’nün duygu tellerini buluşturan bir melezlemedir.

Bunu anımsatan bir melezlemeden Gencebay’ın müziğini çözümlerken Martin Stokes bahseder (Aşk Cumhuriyeti: Türk Popüler Müziğinde Kültürel Mahrem’). ‘Batsın Bu Dünya’nın aynı anda hem sanat, hem halk, hem de Batı pop müziği unsurlarının devrede olduğu melezleştirilmiş şarkıların ilki olduğunu kaydeder. Dolayısıyla Gencebay da Türkiye’de şehirlerin yoksul çoğunluğu ‘Anadolu köylüsü’nün duygu tellerini ‘şehirli’ üslûpla ilk titreten müzisyendir. Elvis ve ‘Orhan Baba’ benzetmesi, (tekrar hatırlatalım, ‘bir bakıma’) bu kültürel-ekonomik zeminde önerilebilir. Aradaki bir fark, Elvis’in müzik endüstrisi tarafından yaratılmış, Gencebay’ın ise o endüstri içerisinde kendini yaratan adam oluşlarıdır.

Gençler, bundan sonra ‘Love Me Tender’ı dinlerken beni de ‘Beni Böyle Sev’i de hatırlayın e mi! Coşkunuz daim olsun!..