'Paralel yapı' Osmanlı'da: 'Çırağan Baskını'

Erdoğan'ın tarihsel özdeşim referansı artık Abdülhamid'dir! TRT 1'de gösterime giren 'Çırağan Baskını' büyük olasılıkla bu gözle izlenecektir.
'Paralel yapı' Osmanlı'da: 'Çırağan Baskını'

TRT 1'de gösterime giren 'Çırağan Baskını', zamanlaması manidar bir dizi... Belki tesadüf, belki tamamen denk gelme durumudur, bilemiyorum ama onu 'Yeni Türkiye'nin açılış dizisi' olarak değerlendirmek söz konusu olabilir.

Özellikle mevcut siyasi iktidar zaviyesinden diziye bakıldığında, Sultan 2. Abdülhamid’e karşı gerçekleştirilmiş başarısız darbe girişimi olan ‘Çırağan Baskını’nın bu iktidarın maruz kaldığı iddiasındaki ‘darbe girişimi’, yani ‘17-25 Aralık Baskını’na ‘rezonans’ teşkil ettiği izlenimine kapılmak olanaksız değil...

‘Çırağan Vakası’, Osmanlı’yı ‘Meşrutiyet’le tanıştıran düşünce çığırına (‘Yeni Osmanlılar’) mensup Ali Suavi’nin ‘Meşrutiyet defteri’ni kapatan Abdülhamid’i tahtan indirerek yerine ağabeyi 5. Murad’ı (yeniden) oturtmayı hedefleyen girişimiydi. Ayrıntılara dalıp ‘spoiler’ saçmayalım. Kendisini ‘belgesel-drama’ olarak tanımlayan dizinin ‘Abdülhamid’den (Burç Kümbetlioğlu) ‘Sultan Murad’a (Kadir Özdal) ‘Ali Suavi’den (Caner Kurtaran) ‘Yedi Sekiz Hasan Paşa’ya (Ahmet Mümtaz Taylan), ‘Nakşibend Kalfa’dan (Ayça Kuru) ‘Üstad Skaliyeri’ye (Şahin Çelik) kadar olayda yeri ve rolü olan hemen herkesi önümüze koyarak yaptığı seyir davetine icabet edeceğiz.

Sadece nedenler ve sonuçlar üzerinde durarak Çırağan Vakası ile bugünün Türkiye’sinde olup bitenlere ilişkin ‘paralel’ çağrışımları tespite ve tartışmaya çalışalım.

Sultan Abdülaziz’i tahtan indirip sonra da ölümüne ilişkin kuşkuların hedefi olan ‘Meşrutiyetçiler’, başından beri 5. Murad’a yatırım yapmışlardı. Murad, ‘Yeni Osmanlılar’la da, Batılı devletlerle de ilişkileri iyi olan, üstüne üstlük Osmanlı hanedanının mason locasına üye ilk sultanıdır. Ve konunun uzmanı tarihçiler arasında, eğer Abdülhamid değil de Murad tahtta kalsaydı bugün bir ‘Midhat Paşa Türkiyesi’ ortaya çıkabilirdi iddiasında bulunanlar vardır!..

Fakat Murad’ın ruh sağlığı iyi değildi ve Midhat Paşa bile onu üç aydan fazla tahtta tutamayıp yerine kardeşi Abdülhamid’i oturtmaya mecbur oldu. Tabii böylece bir anlamda da kendi sonunu hazırlamıştır.

Diziye intikalimiz hemen hemen bu noktada oluyor. ‘93 Harbi’ felaket şekilde sonuçlanmış, İngiltere ile Rusya, onların da ötesinde Masonlar devletin içinde ‘paralel’ unsurlarla koordineli olarak Osmanlı’da ‘taht oyunları’ tezgâhlamaktalar. Çırağan Sarayı’ndaki Murad’ı manipüle etmeye dönük girişimlerin ardı arkası kesilmemekte...

Neler olup biteceğini izleyeceğiz, ama bir genel sonuç, bu başarısız darbe girişiminin Abdülhamid’i bir muktedir olmaktan öte ‘müstebit’ haline getirmesidir. Pek çok tarihçinin kaydettiği üzere Abdülhamid istibdadı böyle başlamıştır. Sultan, çevresindeki herkese güvenini kaybetmiş, en yakınında görev yapanlar da dâhil olmak üzere pek çoklarını başka yerlere tayin ettirip İstanbul’dan uzaklaştırmıştır.
Bu çerçevede diziyi “Görüyor musun bak, tarih nasıl da tekerrür ediyor” duygu ve düşüncesiyle izleyen iktidar-yanlısı çok insan olacaktır. ‘Çırağan Baskını’ ile ‘Aralık Baskını’ arasında çağrışımlar bol miktarda uçuşacaktır zihinlerde…

Hatta Abdülhamid istibdadına gerekçe oluşturan Çırağan hadisesinin ekran seyri, 17-25 Aralık süreci sonrasında istibdada dolu dizgin yol alan Erdoğan iktidarını anlama, anlayışla karşılama yolunda bir ruhsal seferberliğe bile vesile edilebilir!..

Düne kadar Başbakan’ın yanı başında övgüye mazhar olup şimdi görev yerleri değiştirilen, hatta önlerinde yargı yolu açılan bir dolu devlet görevlisinin başına gelenler de Abdülhamid dönemindeki ‘selefleri’ni işaretle meşrulaştırılabilir!..

Ve tabii dünden bugüne devletin-milletin âli menfaatleri karşısında dış güçlerin, lobilerin, masonların, baronların hâlâ nasıl iş başında olduğu kanaati de beslenecektir diziyi izlerken... Hatta bu defa ‘dış komplo’nun sınırlarının Avrupa’dan ‘Atlantik-ötesi’ne, Pensilvanya’ya kadar genişlediği de derkenar edilecektir.

Fakat galiba en önemlisi, 11 Ağustos sabahından itibaren bu ülkenin tepesinde daha da mütehakkim oturma arzusunda olan muktedirin hangi tarihsel şahsiyetle asli rabıta içinde olduğuna dair de dizi, çok önemli bir işaret fişeği çakacaktır. Tabii düne kadar söz konusu Menderes ve Özal irtibatından farklı şekilde… Her iki liderle Erdoğan arasında kurulan bağ ya da devamlılık ilişkisi, esasen onların izinde olanın da onlarla aynı elim akıbete uğrama tehlikesini duyumsatıp toplumu mobilize etmeye yönelikti. Şimdilerde buna da pek ihtiyaç kaldığı söylenemez.

Dolayısıyla artık ne Menderes, ne de Özal aslî referanstır.

Tabii ki Atatürk, hiç değildir. Zaten onunla olsa olsa Midhat Paşa arasında bir özdeşlik kurulabilir. Sonları benzememiştir, o ayrı…

Erdoğan’ın tarihsel özdeşim referansı artık Abdülhamid’dir! ‘Çırağan Baskını’ büyük olasılıkla bu gözle izlenecektir.