Pop-faşizmden 'twit-infaz'a Serdar Ortaç 'çatal'ı

MS hastalığına yakalanmış Serdar Ortaç'ın, Ahmet Kaya'ya çatal atmadığını anlattığı görüntüsü bana '1984' filmindeki 'rejim-lânetlisi' itirafçıların kamuya açık yerlerde herkesçe seyredilen kamera kayıtlarını çağrıştırdı!
Pop-faşizmden 'twit-infaz'a Serdar Ortaç 'çatal'ı

Serdar Ortaç geçtiğimiz günlerde İrlandalı model Chloe Louhnan ile evlendi.

Ahmet Kaya’yı ‘popüler faşizm’in linç girişimiyle karşı karşıya bırakan, Serdar Ortaç’ın da angaje olduğu olayın yaşandığı dönemi karakterize eden düstur herhalde şudur: “Her şeyi magazinelleştirebilirsiniz, Kürt meselesini magazinelleştiremezsiniz…”

Kaya, 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreninde aslında ‘haberler’den ‘hava durumu’na, gazete yöneticiliğinden köşe yazarlığına, sanattan edebiyata, dinden laikliğe (ve dahi Türklüğe/Türkçülüğe) kadar pek çok şeyin magazinelleştiği dönemin ruhuna uygun esprili bir cümle sarf etti. Ama işte, karşılık netti: Her şeyi magazinelleştirebilirsiniz, Kürt meselesini magazinelleştiremezsiniz!...

1990’ların sonuna, o on yılın başında açılan özel televizyonlar çığırının en önemli bileşeni olan ‘Türk’ pop müzik patlamasıyla gelindi. Dönemin hemen tüm genç starları Serdar Ortaç’tan hiç de farklı bir çizgide olmayıp ‘ulusalcı-Türkçü-Kemalist’ ideolojik duyarlılığı ‘poplaştırmaya’ dönük efor sarf etmekteydiler. Ülkenin güneydoğusundaki kanlı karanlığı ‘örtme’ yolunda ışıklı konser salonlarında ve evlerdeki ‘ışıklı kutu’ların içinde ‘Türk’ popçuları, kendileri ne ölçüde farkındaydı bilinmez belki ama çok önemli bir ideolojik işlevle karşımızdaydı. Hatırlayalım, hemen hepsi ‘10. Yıl Marşı’ ile konserlerini veya katıldıkları televizyon programlarını bitiriyordu.

Serdar’ın yerine onlardan biri de olabilirdi o gün o sahnede… Dolayısıyla kişileştirilmesi yanlış olan, esasen bir sosyopolitik ‘bağlam’la açıklanması gereken o meşum olayda kabak en çok Serdar’ın başına patladı. Tabii biz ne kadar ‘bağlam’a vurguda bulunsak da onun kendi şahsî tarihi açısından bunun adı hiç kuşkusuz ‘kör talih’tir! Ve bu ‘kör talih’ hâlâ yakasını bırakmıyor; ciddi bir sağlık sorunu ile başa çıkmaya çalıştığı şu günlerde bile…

Kuşkusuz bugünün sosyopolitik bağlamında Ahmet Kaya’nın o gün başına gelenler bambaşka şekilde anlamlanıyor. Ve şimdi Türkiye’de Kürt gerçeğine, daha keskin deyişle ‘Kürdistan’ olgusuna ilişkin bir ‘popüler tarih’ de inşa edilmekte. Ahmet Kaya’ya ‘pop-linç’ girişimi bu süreçte işlenen bir malzeme artık. Hatta giderek mitolojikleştirildiği de söylenebilir. Dolayısıyla olayın en ‘gözde’ bileşenlerinden Serdar Ortaç da bu ameliyeden payını istese de istemese de alacaktır. Nitekim o ne kadar Ahmet Kaya’ya çatal atmadığını anlatmaya çırpınsa da ‘efsane’leşme noktasındaki olay, artık şüyuu vukuundan beter sonuçlarla karşı karşıya bırakmakta onu…

'İNTİKAM' TWITLERİ

MS teşhisi konmuş, can derdine düşmüş Ortaç’a hasta yatağında yağan rövanşist, intikamcı twit’ler böylesi şüyuu vukuundan beter durumun tatsız örnekleri. Tabii daha elimi Ortaç’ın bu twit’ler karşısında yine hasta yatağında “Annem vefat etsin çatal attıysam” diyecek noktada bir ‘öz-kayıt’ yapıp bunu aynı mecradan, twitter’da paylaşması… Serdar’ın kamera karşısındaki hali, görüntüsü bana (tabii ki arada mahiyet farkı olmakla birlikte) George Orwell’in aynı adlı romanından uyarlanma ‘1984’ filminden hafızamda kalmış, ‘rejim-lânetlisi’ itirafçıların kamuya açık yerlerde herkesçe seyredilen kamera kayıtlarını çağrıştırdı!.. Bir ‘dönem’in suçu üstüne yıkılan Serdar Ortaç’ın bu vahim görüntüsünü bir bakıma ‘linçi linçle yıkama’nın sonucu olarak da okumak mümkün…