Popüler kültürün seküler isyanı

Karşınızda olan Ergenekoncular, CHP'liler, Ulusalcılar, sosyalistler ve diğer 'aşırı uç' dediğiniz oluşumlar değil. Karşınızda sadece ve sadece 'Hayat' var!.
Popüler kültürün seküler isyanı

Bu yazı yaklaşık bir sene önce yazdığım ‘AKP’nin fethedemediği kale: Popüler kültür’ başlıklı yazımın devamı olarak da okunabilir (bit.ly/110ZOlK). Ama onu, günlerdir devam eden olaylar ve protestocular üzerine bir türlü tam netleştiremediğimiz tablo nedeniyle kaleme alıyorum.

Bu, çoğunluğu itibarıyla bir gençlik tepkisi. 1990’lara doğmuş ‘popüler kültür çocukları’ bunlar. İsyanı anlamanın en uygun yolu da popüler kültürle seküler toplum arasındaki ‘organik’ ilişkiye bakmak olabilir.

Popüler kültür, kapitalist, endüstriyel ve şehirli bir toplumsallığın gündelik hayat kültürü. Ve onun nefes alıp vermesi ancak ‘seküler’ bir zeminde mümkün...

‘Laik’ tabirinden kaçınıp ‘seküler’i kullanmamın tabii ki nedeni var. Her iki kavramın ortak paydası geniş olsa da laiklik, devlet ve rejimle, sekülarizm ise kültür ve toplumla ilişkili bir hali anlatır daha çok. Kök anlamlar, bunu aşikâr kılar: ‘Laik’, ‘klerik’in, yani ‘ruhban’ın karşılığı olup siyaset ve devlette (dindar olsa dahi) ‘din adamı’ olmayanların işin başında olmasını vurgular. ‘Seküler’ (saeculum) ise ‘kutsal’ın (sacred) karşıtı olarak, hayatın akışının ‘kutsal’ca belirlenmesinden vaz geçilip ‘dünyevi’leşmesini ifade eder. Yani hayatın içinde ‘dinsel duyu’ (‘duygu’ demiyorum, dikkat edilsin!) yoğunlaşmasının sınırlanmasıdır asıl söz konusu olan…

Türkiye’de yaşananlar, böylesi bir ‘dinsel duyu’ yoğunlaşmasını hayatın her anında ve alanında hissetmeye hayır diyen, ekseriyeti genç bir topluluğun tepkisi. ‘Dinsel duyu’yu ‘dozunda’ işlerliğe sokmak isteyenlerin tepkisi; mesela ramazanlarda, bayramlarda, kandillerde, ‘Cuma’larda, camilerde, ezanlarda…

Bunların dışında her zaman ve her yerde dinsellikten çıkan bir düzen ve düzenleme arayışı içinde olduğunuzda seküler akışı bozuyor, bağlantılı olarak popüler kültürün işlerliğini kısıtlıyor ve aslında arkanızda saydığınız yüzde 50’nin bir kısmının da içinde olduğu toplumu rahatsız ediyorsunuz.

Çünkü futbol, ancak seküler zeminde neşvünema buluyor. Takımı maç kazanmış, derbi almış, şampiyon olmuş taraftar coşmak, kendinden geçmek, içkisini içmek istiyor. “İçeceksen evinde iç” önerisi, ona “Sokak, ‘kutsal’ın” demek. İşte o yüzden birbiriyle ‘kanlı’ FB, GS, BJK, Trabzon, Karşıyaka, Göztepe, Ankaragücü, Adanaspor, Adana Demirsporlular bir mucizeye imza atarcasına sarmaş dolaş karşınızda beliriyor.

Ama bu çocukların hiçbiri cami cemaatinin önünde içki içmiyor, muhtemelen büyük kısmı Ramazan’da oruç tutuyor. Gördünüz, o kadar çatışmanın ortasında Miraç Kandili’nde cemaate simit dağıtmayı da ihmal etmediler!..

‘Survivor’ ancak seküler zeminde mümkün. ‘Beyaz Show’ ancak seküler zeminde mümkün. ‘Müge Anlı İle Tatlı Sert’ ancak seküler zeminde mümkün. ‘İbrahim Tatlıses’, ‘Tarkan’, ‘Hülya Avşar’ ve dahi ‘Cübbeli Ahmet Hoca’ ancak seküler zeminde mümkün. Diziler, sadece çok şikâyetçi olduğunuz ‘Muhteşem Yüzyıl’, sansürlediğiniz ‘Behzat Ç.’ değil, muhtemelen hiç itirazınız olmayacak ‘Kurtlar Vadisi’, ‘Sakarya-Fırat’, ‘Şefkat Tepe’ de seküler zeminde mümkün… Ve yarışmacılar arasında sıkça mütedeyyin çiftleri de görür olmaya başladığımız ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’ ancak seküler zeminde mümkün.

O yüzden sadece yukarıda sıralananlarla irtibatlı insanlar, oyuncular, sanatçılar, şovmenler, şarkıcılar, starlar değil, tesettürlü kadınlar da protestolarda karşınızda. Çünkü kimse, siz sevseniz de sevmeseniz de popüler kültürle renk, neşe, dinamizm bulan hayatından vazgeçmeye niyetli değil. Sokakta, parkta, metroda sarılıp öpüşen gençlere heyheylendiğinizde sadece onlar değil (kitabım ‘Din Hayattan Çıkar’ın kapak fotoğrafındaki gibi) aşkla el ele ve sarmaş dolaş yürüyen mütedeyyin gençler de payını alıyor.

Ama yine bu çocukların hepsi camiden yola taşmış namaz cemaatinin önünden geçerken dikkatli hareket ediyor. Çünkü herkes, ‘dinsel duyu’yu nerede-ne zaman yoğunlaştırması gerektiğini gayet iyi biliyor.

Bakın bu çocuklar hepimize ders verecek mahiyette öyle bir seküler olgunluk içinde ki ben sıkça ‘pub’larda arkadaşlarıyla oturan, onlar bira içerken kendisi kahvesini yudumlayan tesettürlü öğrenciler görüyorum. Aynı olgunluk nedeniyle protestolar sırasında dindar arkadaşları namaz kılarken polisin farkında olmadan onların huzurunu bozmaması için diğerleri etten duvar oluşturuyor.

Tüm bunları ihmal ediyor, en kötüsünü yapıp onları ‘yüzde 50’yle tekdir etmeye çalışıyorsunuz. Ne acı ki o ‘yüzde 50’den “Yol ver gidelim” diyenler de çıkıyor. Bu, hiç kızmayın-alınmayın, ama popüler kültür karşısında bir ‘folk kültür’ tepkisi ve hiçbir işe yaramaz. Bu çocukların henüz kreşte olduğu ‘28 Şubat’larda da değiliz. “Vur de vuralım, öl de ölelim” diyenlere “Sizin adınız Vur’al mı ki ben size vurun alın diyeyim, ‘Savaş’ mı ki savaşın diyeyim” şeklinde karşılık verebileceğiniz bir tablo yok ortada. Çünkü ‘esasen’ karşınızda olan, 28-Şubatçılar, 27-Nisancılar, Ergenekoncular, CHP’liler, Ulusalcılar, sosyalistler ve diğer ‘aşırı uç’ dediğiniz oluşumlar değil.

Karşınızda sadece ve sadece ‘Hayat’ var!..