Psikiyatrinin yoksullukla imtihanı

Artık psikoterapinin rutinleştiği, psikofarmakolojinin patladığı, depresyonun sıradanlaştığı ve anti-depresanların da adeta aspirin gibi yutulduğu bir 'vasat' söz konusu. İşte 'Ruhumun Aynası' bu 'vasat'tan beslenen ama ona tabi olmayıp aksine onun üzerinde eleştirel hâkimiyet kuran bir yapım.
Psikiyatrinin yoksullukla imtihanı

Ruhumun Aynası'nın başrollerinde Tuba Ünsal ve Özgürcan Çevik oynuyor.

Fox TV’de izlediğimiz ‘Ruhumun Aynası’, toptancı bir yaklaşımla mahalle kültürüne, komşuluk-aile ilişkileri ve sorunlarına odaklı alışılageldik, şu aralar da hayli yaygın yapımlardan bir diğeri diye kestirip atılamayacak nitelikte bir dizi.

Öykü ve senaryoyu kaleme alan Zehra Çelenk, Türkiye izleyicisinin ilgi ve beğeni standartlarını göz ardı etmeyen bir örgüleme içerisinde gayet ciddi dertleri ve söyleyecek sözü olan bir hikâye sunmakta bize.

Yer yer şıkır şıkır akarcasına, yer yer de paldır-küldür yuvarlanırcasına yol aldığı söylenebilecek bir komedinin içinde, yaşadığımız çağın neredeyse tek ‘yükselen’i olan psikoterapi üzerine ne empatiyi, ne sempatiyi elden bırakan, ama inceden inceye de sorgulayıcı bir motivasyon karşımıza çıkıyor.

Zaman malûm… Bir ‘prozac toplumu’ haline gelmiş insanlığımız, terapisiz yapamaz halde. Bu gelişi en önce muştulayanlardan Freud’ün çığır açıcı mahiyetteki çalışmasının başlığından (‘Uygarlık ve Hosnutsuzlukları’) ilhamla ifade etmek gerekirse uygarlığımızın hoşnutsuzlarıyla baş başa, yüz yüze, iç içeyiz. Buna bağlı olarak artık psikoterapinin rutinleştiği, psikofarmakolojinin patladığı, depresyonun sıradanlaştığı ve anti-depresanların da adeta aspirin gibi yutulduğu bir ‘vasat’ söz konusu.

‘Ruhumun Aynası’ bu ‘vasat’tan beslenen ama ona tabi olmayıp aksine onun üzerinde eleştirel hâkimiyet kuran bir yapım. Başkarakterimiz Doktor Elçin’in (Tuba Ünsal) kendi yetişme sürecinde, kişilik oluşumunda yaşanmış hasarları kompanse etme yolunda eğitiminin rotasını psikiyatriye kırdığı, ama ne yapıp etse de bu telafiyi sağlayamadığı hissi veren halini izlerken Avusturyalı yazar ve hiciv ustası Karl Kraus’un meşhur ve de müthiş sözünü alabildiğine duyumsuyoruz mesela: “Psikanaliz, çaresiymiş gibi göründüğü hastalığın aslında kendisidir!..”

Dizimiz bu hiciv yüklü söze bir parça ortak, ama psikiyatriye yönelik topyekûn bir reddiye noktasında olduğu söylenemez. Daha ziyade psikanaliz ve psikoterapi pratiklerinin belli toplumsal bağlamlarla uyarlılığına, diğer bağlamlarla ise ‘doku uyuşmazlığı’na vurgu yapan, böylece daha geniş çerçevede ekonomik, sınıfsal dinamikler üzerinde düşünmeye güle-oynaya çağıran bir içeriğe sahip.

Zengin-asortik bir dünyanın içinde özel muayenehanesinde hasta bakan Elçin, ‘iş-aşk-ebeveyn’ cenderesinde bir ruhsal patlama yaşayarak yanında çalışan, ona tam bir can-yoldaşı konumundaki Gülpare’nin (Filiz Ahmet) yoksul mahallesinin yolunu tutar. Terapistiliğini de beraberinde götürecektir tabii. Gerçi içerisine girdiği yeni dünyada bu biraz da ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satmak’ gibi bir şeydir. Öyle ki bana yıllar önce Doğu Anadolu’da mecburi hizmetini ifa eden bir doktor arkadaşımın anlattığı bir olayı ve ona dayalı (yukarıda mevzubahis ettiğimiz Freud’le de bağlantılı) yorumunu hatırlattı. Şöyle:

İki aşiret arasında kıyasıya kavga çıkmış ve kafa-göz yarılmış halde bir dolu insan kuyruk oluşturup arkadaşımın önüne dizilmiş onun tarafından pansuman yapılmayı beklemektedir. Kuyruk son derece aktif ve dinamik olup sürekli yeni katılanlarla bir türlü sonu gelmemektedir! Karşı karşıya olduğu tabloyu değerlendirirken arkadaşım, “Freud burada olsaydı herhalde ne kadar panikler, belki de yazdıklarını gözden geçirme mecburiyeti duyardı” diye geçirmiş içinden…

Kim bilir Freud belki de ‘uygarlığın hoşnutsuzlukları’na daha çok vakit var diye düşünürdü!..

‘Ruhumun Aynası’nda biraz buna benzer bir tablonun (tabii kurgusal olarak) zengin muhitlerin-sosyetik mekânların psikiyatrı Elçin’in önüne açıldığını öne sürmek çok mu dayanaksız, bilemiyorum. Ancak dizide bize asıl sunulanın, hayatın derdine devanın ‘klinik’ten ziyade yine hayatın içinde bulunabileceği mesajı olduğunu düşünmek galiba en uygunu…

Başıyla sonuyla, önde olanlarıyla arkadaki ‘kale’leriyle çok başarılı ve güçlü bir oyuncu kadrosu tarafından sırtlanan dizinin yeni yayın döneminde kalıcı olması en büyük dileğimiz!..