Ramazan bereketi reytinge neden yansımıyor?

Ramazan ayında toplum, beklenenin aksine ve geçen seneden farklı olarak dinsel değil 'seküler' temaşa içeren programların seyrine daha çok bakıyor: 'O Ses Çocuklar', 'Arka Sokaklar', 'Çarkı Felek', 'Ulan İstanbul', 'Kaçak Gelinler', 'Küçük Ağa', 'Güzel Köylü' ve tabii Dünya Kupası maçları...
Ramazan bereketi reytinge neden yansımıyor?

‘Nihat Hatipoğlu ile İftar’, geçen (2013) Ramazan ayında ilk gün reyting listesine dördüncü sıradan girmiş. Hemen sonrasında öyle bir çıkış yakalamış ki ‘Şehr-i Sıyam’ boyunca programı hep ilk üçte görmüşüz. 11 kez ikinci sırada, 10 kez de birinci sırada yer almış. (Bir günün birinciliğini de kıl payı ‘Nihat Hatipoğlu ile Kadir Gecesi’ne kaptırmış!) Ve dördüncü sırada giriş yaptığı Ramazan’ı birinci sırada hitâma erdirmiş.

Her ne kadar genel bir karşılaştırmalı değerlendirme yapmak için henüz erken olsa da programın bu yıl Ramazan’ın ilk haftasındaki performansına baktığımızda farklı bir tablo görmekteyiz.

Geçen sene birinci sırada noktalanan program bu sene üçüncü sırada reytingle açıldı. Üstelik bu sene, geçen seneki başarı üzerinden ve çok daha renkli bir tanıtım kampanyası hayli de sansasyonel (özellikle ödenecek paralar noktasında) şekilde yürütülerek ‘Bismillah’ dendi. Ramazan’ın ikinci günü program dördüncü sıraya gerilemiş. Daha sonra yedinci sıraya inmiş. Ardından yukarı doğru bir hareketlilik olsa da üçüncü sırada sabitlenildiğini görüyoruz.

Henüz ne birincilik, ne ikincilik var. Hâlbuki program, dördüncü sırada başladığı geçen Ramazan’ın ilk haftasını iki günde ikinci, iki günde de birinci olarak noktalamış.

Bu yazıyı kaleme alırken en son reyting sıralaması da geldi ve program bu Ramazan’ın ilk haftasını beşinci sırada tamamladı.

Ramazan ayında toplum, beklenenin aksine ve geçen seneden farklı olarak dinsel değil ‘seküler’ temaşa içeren programların seyrine daha çok bakıyor: ‘O Ses Çocuklar’, ‘Arka Sokaklar’, ‘Çarkı Felek’, ‘Ulan İstanbul’, ‘Kaçak Gelinler’, ‘Küçük Ağa’, ‘Güzel Köylü’ ve tabii Dünya Kupası maçları…

Dediğim gibi, bir genel değerlendirme için erken ama bu sayısal verileri bir takım gözlemlerle buluşturarak bazı yorum ve tahminleri paylaşmak istiyorum.

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu hiç kuşkusuz ‘din uleması’ içinde hâlâ en ‘gözde’ televizüel şahsiyet. Programına ve başarısına ilişkin geçen seneki yazımızda kendisinin hususiyetleri üzerinde durmuştuk. O görüşlerim hâlâ mahfuz ve burada tekrara girmek istemiyorum (yazıyı okumak için tıklayın).

Fakat Nihat Hoca da bu sene Ramazan programlarına yönelik hissedilir ilgi azalmasından payını almış görünüyor. Üstelik bu, Türkiye’de dinsel retoriğin özellikle politik bağlamda daha da dorukta olduğu, buna bağlı olarak İslâmileşmenin alabildiğine toplumsal ve kültürel görünürlük arz ettiği bir zamanda oluyor.

Bu konuda düşünmeye ve tartışmaya katkısı olabileceği inancıyla aklımızdan geçenleri sıralayalım!..

Türkiye toplumu hanidir dinle yatıp, dinle kalkmakta. Din üzerinden kültürel kutuplaşma, tarihsel hınç, siyasi hırs, toplumsal gözdağı, dış-politik tehdit ve daha pek çok şeye dinamizm kazandırılmış durumda.

Bu sıralananların özellikle toplumun seküler kesimleri açısından sorun olarak değerlendirildiği açık, ama ben dindar kesimlerde de bu olup bitenlerin rahatsız edici yankılarının hiç olmadığı kanaatinde değilim. Hatta çok fazla açık edilmese de dine kamusal, özellikle de medyatik işlerlik kazandırma açısından bir ‘doygunluk’ noktasına gelindiğini, bu bakımdan bir ‘ölçü’ sorununun bu kesimlerde de gündem olmaya başladığını düşünmekteyim.

Tabii din çok hassas bir konu olduğu için yukarıda belirtilenler doğrultusunda itiraz yükseltmek kolay değil. Kimse “Dozunda dinsellik lütfen” diyemiyor. Bir dönemin dinsel kuraklığından/kıtlığından/açlığından dem vurula vurula bir ‘dinsel obezite’ye uğradık tepkisi verilemiyor! Üstelik bu en çok dine zarar vermekte; din siyasileşip, ticarileşip, magazinelleşip içeriksizleşmekte ve metalaşmakta denemiyor.

Yine de tahminim o ki insanlar yüksek sesle dillendirmese bile “Bu kadarı da fazla” deme noktasında ve bu, yavaş yavaş, dolaylı yoldan, mesela bu Ramazan’daki seyre yönelik tercihlerde kendisini gösteriyor.

Toplum, dini gündelik hayatın içinde belli ölçülerde (kimisi az, kimisi de çok) yaşamak istiyor ama dini gündelik hayatın tek ölçüsü yapmak istemiyor.

Toplum, her yıl sayıları artan Ramazan programlarında, anlaşılıyor ki artık Nihat Hatipoğlu’nunki de dâhil olmak üzere, hemen hemen aynı formatlı (“Selamünaleyküm Hocam! Sizi çok seviyoruz! Ben falanca-filanca yerden geliyorum. Size herkesin selâmlarını getirdim. Benim size bir sorum olacaktı…” gibi) ifadeler eşliğinde cevapları her yerden kolayca bulunabilecek klişe soruları tekrar tekrar duyup izlemekten usandı.

Muhtemelen toplum, din adına aslında televizyon kültürünün (‘Meşhuriyet Çağı’nın) ‘muamelâtına’ kendini kaptırmış kitleleri görmekten de bıktı. Sohbet esnasında kabul belki, ama Nihat Hoca dua ederken, Kur’an okurken dahi karşısındakilerin ibadete iştirak etmek yerine cep telefonlu elleri kulaklarına yapışmış vaziyette ha bire konuşup diğer elleriyle de telefonda konuştukları kişiye ağızları kulaklarında el sallamaya devam etmelerindeki sorunlu ‘maneviyat’tan sıkıldı.

Kısacası toplum, dinin, ibadetten çok nefsaniyete hizmet eden bu medyatik ‘takdim’lerindeki anormal artış, yani ‘enflasyon’a pek de rağbet eder görünmüyor.

Ne diyelim, bu ‘enflasyon’dan doğabilecek ‘devalüasyon’dan Allah saklasın!..