'Roman Havası' dışarıda da 'açar' mı?

Dış dünya Türkiye'de dizi endüstrisinin anlatım gücü itibarıyla ulaştığı 'kültürel' düzeye rağbet ediyor ama aynı düzey ülke-içinde itibar görmüyor. ''Roman kültürü'ne yönelik klişelerle Roman Havası, çok şaşırtıcı olmayan şekilde yeni reyting düzenlemesiyle değiştirilmiş seyirci-denek gruplarına hitap etti.
'Roman Havası' dışarıda da 'açar' mı?

‘Roman Havası’ yeni reyting ölçüm sistemine uyarlanma sürecindeki dizi sektörümüzde arayışın ne kadar ‘canhıraş’ noktalara vardığının çarpıcı örneklerinden biri… Bu, yalnızca ve tam mânâsıyla bir kafa dağıtma dizisi.

Seyir, zaten (mesela okumaya kıyasla) ‘kafa yorma’ya çok yer açıp imkân veren bir pratik değildir. Ama seyirciden bu ölçüde, denilebilir ki sıfır noktasında bir ‘muhakeme’ talep eden bir diğer örnek de şu ara hatırlamıyorum.

Adeta gözünüzü kapatırcasına zihninizi (düşünce-yorum-akıl yürütme anlamında) kapatıp gürültü-patırtı, şarkı-türkü, oyun-göbek, kavga-dövüş ve de söğüş eşliğinde kafa dağıtarak seyrine bakılabilecek bir yapım ‘Roman Havası’…

Show’da yayına giren diziye ilişkin belki erken davranıyoruz böyle bir değerlendirme yapmakta, ama ilk bölüme baktığımızda tematik ve kurgusal anlamda bir akış olduğunu söylemek zor. Akmaktan ziyade durduğu söylenebilecek, ama ha bire bir ‘koşuşturma’ söz konusu olduğu için ‘duran’ demek de yanlış kaçacağından, adeta hiç durmadan yerinde zıplayan bir hikâye var gibi karşımızda…

Kaç kere saç saça-baş başa kadın kavgası izledim ilk bölümde; kaç kere başkarakterimiz ‘Faraş’ Zarife (Oya Başar) hırsızlık operasyonuyla kardeşi Haydar’ı (Levent Ülgen) don-gömlek bıraktı; ve kaç kere 50’sinden sonra evlendiği kocası Kılıbık Emin’i (Cezmi Baskın) sokakta-kahvede ‘marizledi’, sayamadım. ‘Faraş’ın büyük kızı Aslı (Petek Dinçöz) odaklı art arda sıralanan şarkılı-dansözlü gazino-düğün sahneleri de caba…

‘Roman kültürü’ne yönelik bu memlekette popülerleşmiş, zararsız gibi görünmekle birlikte yine de sorunlu/sorgulamaya açık ve de etnosantrik klişelerle bezeli, bunların bir tekrarlar silsilesi halinde önümüze konmasından ibaret dizi, çok şaşırtıcı olmayan şekilde yeni reyting düzenlemesiyle değiştirilmiş seyirci-denek gruplarına hitap etti. Kuşkusuz bir patlama yaptı denemez, ama yine de seyre mazhar oldu. Ne diziler görüyoruz şu son iki aydır, müthiş tanıtım çalışmalarıyla önümüze sürülüp reyting listesinde ilk 10’a giremeyen!.. O yüzden ‘Roman Havası’ tuttu denilebilir.

Romanlar 'Roman Havası' dizisine isyan etti


Tabii sorulması gereken soru şu: Sektör tarafından hâlâ bir türlü çözülemediği, sırrına vakıf olunamadığı belirtilen yeni izleyici profilinin beklentisi bu mudur? Bilindik-alışıldık ve kalıplaşmış olmanın da ötesinde içeriği sürekli tekrarlardan oluşan, diyalogların görsel anlatının en asgari dolayımlama kurallarının bile altında “kör-kör parmağım gözüne” bir dolaysızlıkla şekillendirildiği hikâyeler midir bugün istenen, beklenen?..

Eğer öyleyse, bundan sonraki süreçte aylar önce gündeme getirdiğimiz bir gelişmenin daha da ivme kazanması ihtimal dâhilinde demektir.

Dizi film sektörümüzde yıllardır yapılanlara bağlı olarak ortaya çıkan teknik deneyim ve kültürel birikim ortada. Bu deneyim-birikim artık Türkiye dışından büyük bir tüketici rağbeti görüyor. Atlantik-ötesinden Uzak-Doğu’ya kadar her yerden pek çok Türk dizisine talep var. Hatta bunların bazıları Türkiye’de, yukarıda belirttiğim yeni reyting sisteminin denek grupları tarafından seyri refüze edildiği için kaldırılmış diziler.

Dış dünya Türkiye’de dizi endüstrisinin anlatım gücü itibarıyla ulaştığı ‘kültürel’ düzeye rağbet ediyor ama aynı düzey ülke-içinde itibar görmüyor. Diğer bir deyişle sektör, yılların deneyim ve birikimiyle küresel-evrensel bir üretim yetkinliğine gelmiş durumda ama bu, ulusal-yerel bazda artık eskiden olduğu ölçüde karşılık bulmuyor.

Bu yüzden yakın gelecekte yapım şirketlerinin ve kendileri de dizi üreten kanalların yurt-dışı ve yurt-içi olmak üzere iki seksiyona ayrılmış şekilde çalışma ve hikâye üretme stratejisine yönelmeleri söz konusu olabilir.

Tabii bu daha genel çerçevede Türkiye’de yaşanan kültürel ayrışma ve ona bağlı artan kutuplaşmayla da ilgili bir durum olup, bunun ayrıca ve sadece dizi üretim sürecinde ortaya çıkan ikilikle de sınırlı olmayan geniş bir kapsamda ele alınması gerekiyor.