RTÜK ve gölge boksu

Kadına yönelik şiddetin mizaha/komediye vurulmasını engelleyerek bu gerçeği değiştiremez, sadece üstünü örtersiniz.

RTÜK, ATV’nin gözde komedisi ‘Alemin Kralı’na 340 bin lira ceza kesti. Sebep, dizideki en ilgi çekici karakterlerden ‘Kubat’ın (Metin Yıldız) bir bölümde karısı Nihale’yi (Ececan Gümeci) dövmesi ve ona hitaben ‘lan’, ‘ulan’, ‘keriz’, ‘manyak’, ‘zilli’ gibi ifadeler kullanması. RTÜK üyeleri bunları toplumsal cinsiyet eşitliğine ters, kadınlara yönelik baskıları teşvik edici ve kadını istismar eder nitelikte bulmuş.

Ağlamak mı gülmek mi gerektiği belirsiz, trajikomik bir karar bu. Ortada türü ‘komedi’ olan bir eser var. Toplumsal bir gerçeğin mizahi abartıyla kurgulanması söz konusu. Kurgu, gerçekte var olmayan bir hayatı mı yansıtsın?! Üstelik ilk de değil. ‘İnce İnce Yasemince’nin revaçta olduğu günlerde Kurul şimdiki yaklaşımda olsaydı herhalde ‘İtilmiş-Kakılmış’ skecini hiç izleme imkânı bulamayacaktık.

Motivasyon bariz: Televizyondaki kurmaca yapımlar için hep söz konusu edilen yaygın, ama ne kadar doğru olduğu tartışmalı ‘şiddeti teşvik’ iddiasına yaslanılmış. Ama dedik ya bu, bir komedi. Korku ya da gerilim türü dramalar için bile hayli tartışmalı ve sorunlu olabilecek bu kararı bir komedi dizisi için uygulamak vahim.

Kadına yönelik şiddetin mizaha/komediye vurulmasını engelleyerek bu gerçeği değiştiremez, sadece üstünü örtersiniz. Bu dayak manzaraları, söz konusu argo hitaplar hayattan çıkıyor. Onları ekranda ‘hayal’in içinde yasaklamak, ‘medya okuryazarlığı’na da ket vuran, kitleyi bu bakımdan cehalete mahkûm kılan bir tutum aslında.

Çünkü medya okuryazarlığı, bir yandan da gerçek hayattaki yanlışlığı, bu yanlışlığın kurguya yansımasından hareketle (onaylamak değil) sorgulayabilmek demek. Özellikle komedi türünde kurgunun bir yanlışlığı yansıtarak aslında onun ‘yanlışlanması’ yolunda etkide bulunduğunu bilmek de tabii. ‘Alemin Kralı’nda ‘Kubat’ın ‘Nihale’ye uyguladığı şiddetle, sarf ettiği argo ifadelerle esasında bunların gerçek hayattaki karşılıklarının kakara-kikiri bir yanlışlamasına gidildiğini fark etme noktasına gelebilmek yani...

RTÜK ise bunların gerçek hayatın bir yüzü (ataerkil cinsiyet eşitsizliği) açısından pekiştirici olacağı kanısında. Bu, toplumu ‘ergen’ görmek demek. Toplumun (tabii devletin de) televizyonla kurduğu ilişkinin halihazırda ‘ergence’ olup olmadığı bizce de tartışılmaya değer. Ama böylesi bastırmalarla bu ergenlikten çıkılacağını düşünmek bir o kadar yanlış. Toplum böyle olgunlaşmaz. Aksine bu tür uygulamalar toplumu her daim ergen kalmaya mahkûm eder.

RTÜK Başkanı Davut Dursun önceki hafta düzenlenen, bu köşede de etraflıca değerlendirdiğimiz ‘Fresh Mesh’ etkinliğinin açılışında konuşurken gayet olgun ve ‘özdüşünümsel’ bir üslûpla “RTÜK sevimli bir kuruluş değil” demişti. Sonra da onun bütün dünyada benzerleri olduğunu vurgulayarak eklemişti: “Esas mesele bu düzenlemede neyi ne kadar doğru yapıyoruz, o önemli.”

Kusura bakılmasın ama bu cezada her şeyi çok yanlış yaptınız! Kadına yönelik şiddette ‘Kubat’la savaşmanın gölge boksu yapmaktan öte bir anlamı yok çünkü.