Seda Sayan'la 'Yol Arkadaşım' bir ironi mi?

'Lâf olsun, torba dolsun' cinsinden evlilikler çoğaldı, bir ömre bir evlilik sığdırma imkânı da azaldı. Zaten esas o yüzden evlilik bu kadar 'ekrana düşmüş', 'şov'laşmış durumda.
Seda Sayan'la 'Yol Arkadaşım' bir ironi mi?

Dünkü Radikal’de Ümit Buget arkadaşımızın Seda Sayan’ın evlilik programı yapmasındaki ironiyi işaret eden ilginç bir haber-değerlendirmesi vardı.

İmam nikâhları da dâhil olmak üzere yedi kez evlenip boşanmış Sayan, bir boşanma programı yapsa, mesela çiftlerin ayrılma nedenlerini, bu arada bir dolu gizli sırrı, kirli çamaşırı da ortaya sererek ilgiye açsa belki böyle bir program için biçilmiş kaftan sayılabilir.

Fakat o, ‘Yol Arkadaşım’ adıyla yakında Show TV’de başlayacak programında, anlaşamayıp boşanan çiftlerin uyuşmazlıklarını sergilemeyi değil, evlenmek isteyenlerin uyumlu olup olmadıklarını bir halk jürisi eşliğinde belirlemeyi hedefleyerek karşımıza gelecek.

Boşanma rekortmeni bir kadının izdivaç programı sunmasının ironisinden söz edilebilir mutlaka. Fakat burada şöyle düşünmek de mümkün: Karşımızda evliliğin şov malzemesi yapıldığı bir pratik var. Seda Sayan da evliliği zaten ‘hobi’ye, diğer deyişle bir ‘şov’a dönüştürmüş değil mi? O halde tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş da denilemez mi?!

Evlilik programlarına hayli zamandır aşinayız. ‘Realite-yarışma’ tarzında 11 yıl önce ‘Ben Evleniyorum’la tanıştık. Bunlar arasında ‘Semra Kaynana’ ile unutulmazlaşan ‘Gelinim Olur musun’ zikredilmeden geçilemez. Öte yandan, Ümit’in yazısında da belirttiği üzere, en çok Esra Erol’la simgesel karşılığını bulan izdivaç programları var. Tabii boşananları birleştirmeye azimli, içerikleri evlilikleri kurtarma operasyonlarıyla bezeli dizileri de unutmamak lâzım!..

Fakat bu türden, evlilikleri coşturmaya, boşanmaları caydırmaya yönelik programlar, zaman zaman (özellikle diziler bağlamında) muhafazakâr bir kültürel-politik enerjiyle de abanılarak istenildiği kadar yapılsın, insanlığımız evliliğin sonbaharını yaşıyor.

Hepimiz biliyoruz ki evlilikler, tarih boyunca hiçbir zaman olmadığı kadar boşanmalarla muteber bugün… O yüzden evlenecek çiftler, daha nikâh defterine imza atmadan, eğer boşanırlarsa birbirlerinden mal-mülk talebinde bulunmayacaklarına dair teminata imza atıyor!..

Evlilik, altın çağını tarım toplumlarında yaşadı. Bildiğimiz anlamda evlilik (ve tabii aile-akrabalık kurumları), en kuvvetli ihtimalle tarımın başlamasına, toprağa bağımlılığa, yaşam kaynaklarının elde tutulmasına, yani mülkiyetin belirmesine bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Bu, ataerkillikle de desteklenmiş, kadının toplumsal, ekonomik ve politik konumundaki gerilik, onu tek-eşli olarak da çok-eşli olarak da ‘koca’ya mahkûm kılmıştır.

‘Bir yastıkta kocamak’, işte o zaman normdu.

Bireyselleşmeyi norm kılan, kadını toplumsal-ekonomik süreçlere açan ve kadın ile erkeğin çok seçenekli olarak kamusal alanda sürekli karşılaşmasına olanak sunan endüstriyel-kapitalist toplum, evliliği geleneksel toplumdaki bu ‘okkalı’ konumundan uzaklaştırdı. Evlilik, giderek bireylerin toplumsal varoluşu açısından bağlayıcı bir gereksinim olmaktan çıktı. Tabii ki bizde çok daha yavaş seyreden, ama yok da denilemeyecek bir süreç bu.

Bu süreçte ‘lâf olsun, torba dolsun’ cinsinden evlilikler de çoğaldı, bir ömre bir evlilik sığdırma imkânı da azaldı. İnsanlar, öyle ya da böyle evlenmek durumunda kalırlarsa, bunu bir gün boşanabilecekleri tahminiyle yapıyor artık; bir yastıkta kocamak isteğiyle değil…

Zaten esas o yüzden evlilik bu kadar ‘ekrana düşmüş’, ‘şov’laşmış durumda. Evliliğin hayatın içinde giderek kaybolmaya yüz tutmakta olan gerçekliğini, ekranın içinde bir ‘gerçeklik gösterisi’ ile ikame ediyoruz da denilebilir.

Böyle olunca yedi koca eskitip evlilikte dikiş tutturamamış Seda Sayan’la ‘izdivaç-şov’, aslında ironi (hatta ‘parodi’) olmak bir yana gayet içtenlikli diye de düşünülebilir.