'Şefkat Tepe'den son söz: 'Bitiremiyceksiniz lan bizi!'

Hükümet, 'Cemaat'e karşı yıllardır süren 'paralel'liğini sona erdirme yolunda her şeyi yapıyor da 'popüler kültür'de yetersiz kalıyor. Bunun en belirgin örneği de 'Şefkat Tepe' karşısındaki zafiyet.
'Şefkat Tepe'den son söz: 'Bitiremiyceksiniz lan bizi!'

Binlerce kişiyi kapsayan dinleme skandalı ve ‘Baba-Oğul’ görüşmeleriyle ortalık karşılıklı çekilmiş kılıçların şakırtısından geçilmiyor. Bu tablo, İslâm dünyasının önemli bir gerçeğini bilenler için aslında ne şaşırtıcı, ne anlaşılmaz, ne de beklenmedik. Hatta epeydir beklendik olduğu, geç bile kaldığı ileri sürülebilir.

İslâm-içi karşıtlık ve çatışma dinamiğinin amansızlığıdır bu. Ve bu dinamik temelinde beliren mücadele, İslâm-dışı odaklara yönelik mücadele kadar, hatta bazen ondan çok daha sert, keskin ve acımasız olabilir. Ben bunu bir Nakşibendi topluluk üzerine gerçekleştirdiğim araştırmada fark etmiştim. Nakşibendiler için ne Hıristiyanlar, ne Yahudiler, ne de laikler, ama ‘Vahhabi’ Müslümanlardır en ‘lânetli’ sayılanlar… Vahhabilere yönelik olarak bir şeyhin, “İslâm’a Yahudilerden daha fazla zarar veriyorlar” dediğini duydum mesela. ‘Cehennemlik Vahhabi’, bu çevre için günlük rutinde en çok telâffuz edilen deyişti.

Böyledir, çünkü hitap edip kendinize yönelmesini istediğiniz bir ‘kitle’ için çok kritik bir nüfuz mücadelesidir söz konusu olan. AKP için de ‘Cemaat’ için de Türkiye’nin ‘seküler’ kesimlerine hitap gibi bir öncelik sorunu hiç olmadı. Sorun, esasen, dindar-muhafazakâr kesime hitap yolunda rekabet. Fakat bu, 28 Şubat-sonrasına denk gelen 2000’ler dönümünde ortaya çıkmadı, çünkü o süreçte ‘askeri vesayet’ karşıtı, yani ‘dışardaki öteki’ne yönelik bir ittifak söz konusuydu. Gayet de ‘simetrik’ (yekdiğerine ‘paralel’!) bir ilişkiydi bu.
Ama şimdi 2010’lar dönümünde her iki taraf açısından da ‘içerdeki öteki’ne yönelik amansız ve kıyasıya bir savaşım söz konusu. İttifak ve ‘simetri’ bozuldu, bir politik ‘asimetri’ arayışı var. ‘Paralel devlet’ tabiri tam da bu simetriden asimetriye yol alma arzusundaki ‘Parti’nin kendisine ilişkin önceki konumun ifşası aslında.

O yüzden düne kadar ‘Türkçe Olimpiyatları’nda sitayişle bahsedilip memlekete âlây-ı vâlâ ile davet edilen ‘muhterem’ şahsiyet hakkında şimdi neredeyse İnterpol’de yakalama kararı çıkartma noktasına gelindi! ‘Ziyaretgâh’ kılınmış okyanus ötesi mekânlardan “İnlerine gireceğiz” diye söz edilir oldu.

Hükümet, ‘Cemaat’e karşı yıllardır süren ‘paralel’liğini sona erdirme yolunda her şeyi yapıyor da ‘popüler kültür’de yetersiz kalıyor. Bunun en belirgin örneği de ‘Şefkat Tepe’ karşısındaki zafiyet.

STV’de yayınlanan dizi başlangıçtan itibaren Türkçü-militarist içeriğiyle ayırt edilebilecek, Kürt sorunundan ve Güneydoğu’da akan kandan beslenen bir kurguyla karşımızdaydı. ‘İktidar bloğu’, yukarıda değerlendirdiğimiz üzere ‘uyumlu bir paralellik’ arz ederken de diziden kimsenin şikâyeti yoktu.

İlk kırılma ‘barış süreci’yle belirdi. Ama esas kırılma, ‘dershaneler’ meselesiydi. Kopma da ‘paralelliğin bozulması’yla oldu. Ve izleyenlerce ‘Karanlık Kurul’ tabir edilen bir tematik motif geliştirilerek yukarıda değindiğimiz İslâm-içi çatışma dinamiği dizide çarpıcı şekilde işlenir hale geldi. Öyle de devam ediyor.

Fakat ‘Şefkat Tepe’ye karşı ‘popüler kültür’ bazlı bir mukabelede bulunulamıyor. Aksine ‘politik kültür’ pratiğiyle hareket ediliyor. Tıpkı sosyal medyayı TİB’le zapturapta alma isteğine benzer şekilde dizi de baskılanmaya çalışılıyor. Ve yine tıpkı internet ortamında olduğu gibi adeta ‘buharla dövüşme’ye benzetilebilecek yasakçı uygulamalara burada da işlerlik kazandırılmak isteniyor.

Tabii ki olmuyor. Böyle yaptıkça dizi daha da popülerleşiyor. Deyiş yerindeyse ‘buhar’ yoğunlaşıyor, hatta kristalleşiyor. O herkesin şikâyet ettiği ‘Kara Kurul’ artık ‘Karar Kurulu’ adı altında dizinin en sonuna yerleştirildi ve izleyen herkes büyük bir sabırsızlıkla onu bekliyor.

Dolayısıyla dizi belki de ömrünün en bereketli döneminde. RTÜK Başkanı “Kaldırın bu diziyi” diye çok şikâyet aldıklarını söylemiş ama çokluk, izlenme miktarında da söz konusu. Üstelik televizyon reytinglerinde tepedeki yerini korumanın ötesinde SOMERA tarafından ölçülen sosyal medya reytinglerinde zirvede olmayı bırakın, rakipsiz!..

İktidar popüler kültürün dilinden anlamıyor, bu dili konuşamıyor. ‘Kurgu’ ile böylesi kavganın gölge boksu yapmaya benzediğini, bir bakıma da yangına körükle gitmek olduğunu fark edemiyor. O yüzden dizinin son bölümünde karşı-terör timimiz ‘Sungurlar’ın genç ve yakışıklı üyesi Şahin’in (Mehmet Korhan Fırat) düşmanlarca işkence altında kol ve bacakları gövdesinden ayrılmaya ramak kalmışken sarf ettiği, bölüme de nokta koyan şu söz, her şeyden daha etkili ve çok ‘manidar’ oluyor:

“Bitiremiyceksiniz lan bizi!..”