Şeref Meselesi keşke 'yaklaşmak'la yetinseydi!

Kanal D, 'Şeref Meselesi'nin takdimini yakın zamanda karşımıza çıkan diğer dizilerine kıyasla daha büyük bir önem ve özenle yaptı. içerisinde bulunduğumuz belirsiz, kaotik ve risk katsayısı hayli yüksek dizi-sunum ortamında böyle abartılı şekilde öne çıkartılan ürünlerin elde patlama ihtimali çok büyük...
Şeref Meselesi keşke 'yaklaşmak'la yetinseydi!

‘Şeref Meselesi’ üzerine, topluma kitap okuma alışkanlığı kazandırmaya yönelik atraksiyonlardan Kerem Bürsin’in ‘baklava’larına kadar konuşulacak, tartışılacak, değerlendirmeye açılacak çok şey var. Bunu art arda bir dizi yazı ile yapmaya çalışacağım. Ama bu ilk yazıda dizinin yayına hazırlanma ve sunulma süreçlerindeki bazı olağandışılıklarla ilgili, ‘sektörel’ çerçevede ve bir ölçüde de ‘ekonomi-politik’ temelli bir yorum-analiz denemesinde bulunmak istiyorum.

Kanal D, ‘Şeref Meselesi’nin takdimini yakın zamanda karşımıza çıkan diğer dizilerine kıyasla daha büyük bir önem ve özenle yaptı. Haftalarca dizinin fragmanları izletildikten sonra yayın tarihinin belli olmasının ardından 14 Kasım itibarıyla (Kanal’ın tarihinde daha önce hiçbir diziye nasip olmamış ayrıcalıkla) özel bir tanıtım filmi yayına sürüldü.

‘Şeref Meselesi Yaklaşırken’ başlıklı 4,5 dakikaya yakın tanıtımda diziden parçalar eşliğinde başrol oyuncuları canlandırdıkları karakterlerle ilgili bizi bilgilendirip görüşlerini paylaştılar.

Bu tanıtım filmi iki gün önce Pazar günü gerçekleştirilen yayına kadar her gün ekrana geldi. Ve son derece ilginç ve de ümit verici şekilde, deyiş yerindeyse ‘boyuna-posuna bakmadan’ 4,5 dakikacık süresiyle reytinglerde öne çıktı! Söz gelimi 17 Kasım’da totalde 14’üncü, AB’de 6’ıncı; ayın 18’inde total ve AB’de 11’inci; 19’unda totalde 24’üncü, AB’de 10’uncu sırada yer aldı.

Bir dizi üzerine hazırlanmış 4,5 dakikalık tanıtım filminin 100’lük reyting listesinde ilk 10-20’de yer bulmasının bile takdire değer başarı olduğu inkâr edilemezken onun dizi yayına girmeden önceki son sunumu daha da şaşırtıcı ve heyecan verici bir durum çıkardı ortaya… ‘Şeref Meselesi Yaklaşırken’, 20 Kasım Perşembe gecesi, yayından iki gece önce AB’de 9’uncu sıraya otururken total izleyicide inanılmaz bir performansla 5’inci sıraya yükseldi.

Dizi yayına bu şekilde ‘yaklaşırken’ her şey mutlu bir gelecek vaat etmekte gibiydi.

Sonra ne mi oldu? Dört buçuk dakikalık tanıtım filmiyle dahi ilk beşe giren dizinin üst üste iki kez yayınlanan ilk bölümü totalde ilk 10’un dışında kalarak kendisine 11’inci sırada yer bulabildi!..

Üstüne üstlük yayın gecesi Kanal D, Türkiye televizyon tarihinde hayli manidar bir ilke imza atarak, beraberinde pek çok spekülasyonu da getirecek şekilde ana haber bülteninin yayınını iptal etti.

Bazıları bunun ‘Şeref Meselesi’nin yayını ile bağlantılı olduğunu iddia ettiler. Ama sonra gördük ki dizi 8.30 civarı yayına girerken ‘Ben Bilmem Eşim Bilir’i normalde ana haber bültenini izlediğimiz saatte karşımızda bulduk.

Neden böyle yapıldı, tam olarak bilemiyoruz. Duyumlarımız, Kanal’ın özellikle hafta sonları ‘prime-time’ dilimlerini önceleyen saatlerde, yani 6-8 arasında şov-eğlence programına yer vermeyi hanidir düşündüğü ve bu tasarrufun da söz konusu düşünceyi işlerliğe sokma yolunda bir deneme olduğu şeklinde… Ama tabii bu doğrulanmış değil.

Bu konuya yazının sonunda, biraz kendi tahminlerim çerçevesinde döneceğim ama şimdi ‘Şeref Meselesi Yaklaşırken’ ile ‘Şeref Meselesi yayındayken’ arasında şüphesiz ki arzu edilmez şekilde ortaya çıkan ‘başarı mesafesi’ üzerinde durmak istiyorum.

Strateji açısından mutlaka yetkili ve sorumlular üzerinde düşünecektir, fakat kişisel kanaatim o ki içerisinde bulunduğumuz belirsiz, kaotik ve risk katsayısı hayli yüksek dizi-sunum ortamında böyle abartılı şekilde öne çıkartılan ürünlerin elde patlama ihtimali çok büyük… Aslında Kanal, bunu daha önce de tecrübe etti ama belki hayal kırıklığının düzeyi çok yüksek olmadığı için gerekli ders alınamadı.

İki yıl önce yayına sürülen ‘Revenge’ uyarlaması ‘İntikam’da da sunum aşamasında abartı çok yüksekti. Hatırlayalım, o zaman da etik açıdan hayli tartışmalı bir ilke imza atılmış ve dizinin ilk bölümü yayınlandığı gece iki değil üç kez üst üste seyircinin önüne sürülmüştü. Dizi o dönemde ününün zirvesinde olan Beren Saat faktörü ile yukarılarda başladı ama ne yazık ki oralarda tutunup seyircinin ilgisine istendik ölçüde mazhar olamadı.

Belirsizliklerin hâkim olduğu böyle bir ortamda bence ‘abartı’ya hiç ama hiç yer yok. Mütevazı başlangıçlar daha fazla şansa sahip. Şu an kanallarda devam eden ve yaz döneminde “Ya tutarsa” hesabı yayına sürülmüş birkaç dizinin başarısına bakın, anlarsınız. Bir kere, her şey bir yana, küçük bir ‘pasta’ üzerinde o kadar büyük, yoğun ve hızlı rekabet var ki böyle bir ortamda körebe oynar gibi yol alınıyor. Zaten yayına sürülen diziler, büyük ölçüde mevcut ve çoktan tüketilmiş klişelerin yeni sürümleri (ağa dizileri; taşrada modernlik; metropolde taşra; aile komedileri, vd.) ya da işte bazı yabancı dizi uyarlamaları… Öte yandan nasıl bir izlerkitle ile karşı karşıya olunduğu üzerine sosyolojik, sosyal psikolojik, kültürel antropolojik tahliller, değerlendirmeler ve tartışmalar yapabilmenin imkânı da yok. Böyle bir ‘altyapı’ çalışması, sakinlik, dinginlik ve ‘yavaşlık’ gerektiriyor. Oysa tersine, bir telaş içinde, kaygı ve endişe eşliğinde koştururcasına yol alınıyor.

Böyle olunca ‘L’onore e il Rispetto’ uyarlaması ve tüm uyarlamalar gibi esasen ‘eski’ AB grubunu hedefleyen, yeni reyting sisteminde istense de istenmese de ‘asortik’ kaçacağı belli bir diziye tanıtım için bu kadar kaynak ayırıp abartmanın rasyonalitesi hayli tartışmalı hale geliyor. Çünkü bu kadar alayıvâlâ ile yaptığınız tanıtımla yarattığınız beklentiyi karşılamak gibi bir külfetin de altına giriyorsunuz. Ve işte sonuçta en kötüsü olabiliyor ve dağ, fare doğuruyor!..

Şimdi dizinin yayına girdiği gece ana haber bülteninin iptaline tekrar dönelim. Her şey bir yana, son dakikada yapılan operasyon, seyirciye haksızlık ve etik açıdan kabul edilebilir değil. Bundan öte, Kanal D gibi geleneğine, kurumsallaşmasına kimsenin lâf edemeyeceği, en efsane haber sunucularına yıllarca kucak açmış, konaklık etmiş bir kuruluşun adeta ‘devrim’ (ne yazık ki uygulamaya konuluşu itibarıyla ‘darbe’ de denilebilir) niteliğinde bir uygulama ile haber saatini iptal etmesi nasıl yorumlanabilir, bilemiyorum. Ama bilebildiğim, bunun hiç hayra yorulamayacak bir gelişme olduğu…

Yine de nispeten iyimser bir tahminle başlayalım! Yazının başlangıcında zikrettiğim duyumlarla da örtüşen bir tahmin bu aslında. Kanal’ın CEO’su İrfan Şahin’in zaten bir ‘Doğan Entertainment’ arzusu, ideali, hedefi olduğunu biliyoruz. Bu bakımdan bir ilk adımla karşı karşıya olabiliriz gerçekten de… Kanal’ın artık elden geldiğince haber-bilgi aktarımı kaygısından azade eğlence hüviyetli bir yapılanmaya doğru yol almakta oluşunun işareti sayabiliriz.

En kötümser tahminse, medyaya yansıyan dehşet verici polemiklerden de anlaşıldığı üzere, ‘Holding’in topyekûn korkunç ve gaddar bir ‘iktidar zoru’ ile karşı karşıya olduğu şu günlerde ‘habercilik’ adına yapılanların ‘cendere’yi daha da sıkılaştırma yolunda bahaneler üretebileceği kaygısı olabilir. Ki bu durumda ‘entertainment’, belki de ‘enterne edilme’ karşısında bir opsiyon olarak gündemde.

Birbiriyle ilinti içinde oldukları da akla gelen bu iyimser ve kötümser tahminlerin her ikisinin de, ama özellikle ikincisinin kuruntudan ibaret olmasını diliyoruz!..