'Şeref Meselesi' yükselirken...

Kanal D'nin dizisi Şeref Meselesi toparlandı. Çünkü başarılı bir 'takım oyunu' sergiliyor. 'Kafayı yemiş' anne olarak Tilbe Saran taş gibi bir kaleci. Liberoda Sezin Bozacı, stoperde psikotik esintili ama çekici mafya reisi Kağan Uluca, sağ ve sol bekte Uğur Uzunel ve Baki Çiftçi var. Orta sahada oyun kurucular Şükrü Özyıldız'la Şükran Ovalı. Forvete dönük oyuncu Alma Terziç. Uçlarda Yasemin Allen ve Burcu Biricik'i unutmayalım. Ve tabii santrfor Kerem Bürsin'i doyasıya izliyoruz!

‘Şeref Meselesi’ toparlandı, kıvamını buldu, yere sağlam basar oldu ve güçlü adımlarla yoluna devam ediyor.

Oysa çok sıkıntılı bir başlangıç yapmıştı. Son yılların en şaşaalı tanıtım paketiyle önümüze sürüldü. Sonuç trajikomikti. Dört-buçuk dakikalık tanıtım filmiyle günlerce reyting listesinin zirvesini zorlayan yapımın ilk bölümü listede ilk 10’a giremedi. Alayıvâlâ ile yapılan takdimin ardından “dağ fare doğurdu”.

Bu, daha önce de yazdım, kanaatimce bir strateji hatasının sonucuydu. Gözde İtalyan dizisi ‘L’onore e il Rispetto’nun uyarlaması olan dizinin biraz zamana ihtiyacı olduğunu baştan kestirmek gerekirdi. Bizde dizi enflasyonu, patlaması ve ‘elde-patlaması’nın sıradanlaştığı şu dönemde her yeni yapım için varını-yoğunu ilk bölümde ortaya koymak olmazsa olmaz bir koşul. Tüm aksiyon, entrika, gerilim, şiddet, şehvet, eziyet, acı, öfke vesaireyi hemen öne sürmek durumundasınız. Düşünülmekte ki seyirciyi baştan avladın, avladın! Yoksa gerisi gelmez. Korkunç ve acımasız rekabet, yapımcıyı da, kanal yönetimlerini de bu yönde bir motivasyon içine sokmuş durumda.

Dünyanın her yerinde durum bu bakımdan bizde olduğu kadar keskin ve radikal bir noktaya gelmemiş olsa gerek ki İtalyan uyarlaması ‘Şeref Meselesi’ bu kuralı ihlâl etti. Kanal D’de yayına giren dizide hikâyenin kurulumu neredeyse dört-beş bölüm aldı ve akış, sağlam bir şekilde ama bizim son yıllarda alıştığımızdan hayli düşük bir tempoda ilerledi.

Dizinin güzelim (Salvatore Riccardi şaheseri) müziği bile tempo konusunda fikir veriyor. Bir sinema filmi tadında, destansı ve romantik bir mafya tematiğinin gerektirdiği ahestelik, kaçınılmaz olarak dizinin akışına sinmiş durumda. Tarzın sinemadaki klasiği ‘Baba’ üçlemesinde de, yine tarzın en unutulmazlarından ‘Bir Zamanlar Amerika’da da mevcut havayı, tabii bir dizi olmanın farklı koşullarıyla uyarlı şekilde solutmak hedeflenmiş, bu anlaşılıyor.

Orijinali böyle olduğu ve bizim uyarlama da bu çerçeveye bağlı kaldığı için dizinin hayli ‘sakin’ bir girişi oldu. Ama tanıtım adeta “Gümbür gümbür geliyoruz” nev’inden olduğu için de ilk bölüm izlenince “Bunun için miydi koparılan bunca yaygara” denilerek bir hayal kırıklığı hissiyle kopuldu diziden…

Tabii ‘aport’ta bekleyen çevreler hiç vakit kaybetmeden ‘fiyasko’nun üzerine gittiler. O dönemden en çok “Kerem Bürsin balonu patladı” başlığı aklımda kalmış!..

Yine daha önce yazdığımız üzere, ortalığı ayağa kaldırmayan mütevazı bir giriş, işin başında böyle bir ‘kroşe’ almaktan uzak tutabilirdi çalışmayı. Ama ne olursa olsun ‘boksör’ümüz bu ‘kroşe’yi yedikten sonra ayağa kalkabildi ve yavaş yavaş toparlandı. Şu ara, sağlam bir olaylar örgüsü oluşturup sıkı bir tempo da kazanmış şekilde ‘ring’de kalmaya devam ediyor. Bir gangsterlik fonu önünde kardeşlik, arkadaşlık, aşk ve bağlılık destanı halinde ‘kelebek gibi dolaşıyor-arı gibi sokuyor’!..

Ayrıca memleketimizin yürürlükteki seyirci beklentisi ve beğenisine hitap edecek her şeye de sahip artık… Tahrik edici bir kadın çekişmesi var; adrenalin yükselten bir erkek şiddeti, ama ‘estetize bir maçoluk’ formunda var; duygu üretimine yönelik aşk dolambaçları var; çekişme ve çatışmalardan diyalektik bir devinimle uzlaşma, sarmaş-dolaş olma, dayanışma ve yardımlaşmalara geçişler var.

Bu, bir ‘iktidar mücadelesi’ olduğu kadar, bir ‘iktidarla mücadele’ hikâyesi de aynı zamanda. Hem karşı konulamaz iktidar arzusunun, hem de o arzunun yıkıcı, tahrip edici, yok edici girdabından kaçma çabasının hikâyesi… İnsanın en büyük çaresizliğine ve o çaresizlikten kurtulma yolunda çırpınışına dair bir hikâye!..

Kerem’in balonu da patladıysa eğer, kem gözlere patladı! Aslında kabul etmek gerekir ki ‘Şeref Meselesi’ onun açısından zor bir sınavdı. Düşünsenize, ‘Güneşi Beklerken’de ‘teenage’ kuşağına çığlıklar attıran zıpır bir çocuk noktasından hoppadanak ‘Baba’lık yolunda takır-tukur bir mafya delikanlısına sıçradı. Kolay olduğu söylenemez. Bu değişimi simgeleme yolunda onu başta sanki bir ‘chippendale’ gibi ‘baklava’ları eşliğinde sürdüler önümüze… Buna lüzum var mıydı, emin değilim. Kerem, ses-vurgu kalitesi, vücut-dili kalitesi, yüz-jesti kalitesi ve ağız/burun-yapma, yani mimik kalitesi çok yüksek bir oyuncu. ‘Baklava’ yapmasına gerek yoktu.

Tabii Kerem’in diziyi tek başına ayakta tuttuğunu söylemek büyük haksızlık olur. ‘Şeref Meselesi’nde başarılı bir ‘takım oyunu’ izliyoruz. Hatta nefis bir ‘ilk 11’den dem vurulabilir! Tilbe Saran, muazzam bir inandırıcılıkla hırstan, iktidar arayışından hayatını tarumar edip ‘kafayı yemiş’ bir anne (Zeliha) olarak taş gibi bir ‘kale bekçisi’. Önde ‘libero’ mevkiinde ona aynı renklilikte bir anne rolü (Neriman) ile eşlik eden Sezin Bozacı var. ‘Stoper’e psikotik esintili ama aynı ölçüde de çekici ve sevimli mafya reisi Nihat tiplemesiyle Kağan Uluca’yı yerleştirmekten yanayım. Sağ ve sol beke başkahramanımızın iki ‘kanka’sı Selim ve Ender’i canlandıran Uğur Uzunel ve Baki Çiftçi’yi takdir ediyoruz.

Orta sahada ‘oyun kurucu’ pozisyonda Şükrü Özyıldız’la (Emir) Şükran Ovalı (Derya) çok çalışkan iki oyuncu. Şükran biraz daha defansa dönük çalışırken Şükrü’nün yer yer ileri çıktığını söyleyebiliriz. Onun gibi yine forvete dönük ama çok fazla da göze batmadan, şahsi oynamaktan kaçınarak takımına oldukça yararlı bir başka orta saha oyuncusu da Alma Terziç (Gül)...

Forvette uçlarda Yasemin Allen (Sibel) ve Burcu Biricik’i (Kübra) izliyoruz. Yasemin ‘sol açık’ta yıldızı parladıkça parlayan ve transfer tekliflerine artık fazlasıyla gebe bir oyuncu! (‘Takım’ın göz bebeği olacağını ta en başta Kanal’daki bazı dostlarımıza söylemiştik.) Sağ açıkta ise Burcu, denilebilir ki kendisi için değil takımı için oynayan bir başka yararlı ve ‘emekçi’ bir oyuncu…

Ve tabii ‘santrfor’ mevkiinde Kerem’i (Yiğit) doyasıya izliyoruz! Tüm takım ona çalışıyor. Başlangıçta biraz tutuk da olsa giderek açıldı ve kendisine gönderilen tüm topları gol yolunda gayet güzel değerlendiriyor.

‘Takım’ şimdilik bu formda oyuncularla dört-dörtlük bir mücadele sergilemekte. Mutlaka yorulanlar, bu yönde işaret verenler olacak, onların yerini dolduracak yeni oyuncular gelecektir.

Hasılı, seyri giderek daha çok keyif veren bir ‘takım’ oldu ‘Şeref Meselesi’…