STV'nin 'seküler' açılımı: 'Evlilik Okulu'

Birol Güven'in STV'de başlayan yeni dizisi, kanalın muhafazakâr çizgisini daha liberal, uzlaşmacı ve 'barışçıl' mecralara çekme yolunda katkıda bulunabilir.
STV'nin 'seküler' açılımı: 'Evlilik Okulu'

Birol Güven kararlı bir muhafazakâr modernist. ‘Çocuklar Duymasın’dan ‘Seksenler’e, ‘Zengin Kız Fakir Oğlan’dan STV’de yeni başlayan ‘Evlilik Okulu’na kadar bu zihinsel tutum alışın bariz dışavurumları onun filmografisinde takip edilebilir. 

Muhafazakâr modernizm değişmeye evet der ama ‘gelenek’le olmak kaydıyla diye de şerh düşer. Yani sıklıkla sanıldığının aksine muhafazakârlığın değişme ve yenilikle sorunu yoktur. Sadece ‘süreklilik içinde değişme’ talep ve tavsiye edilir. Bu, ne değişmeyi ciddi tehdit sayıp ona karşı geçmişe sığınmakta çare arayan ‘gelenekçilik’le ne de onun çok daha çatık kaşlı formu olan mutaassıplıkla karıştırılmaması gereken bir düşünsel pozisyondur. Bu ayrıma dikkat etmek en çok bugün kabaca dindar-muhafazakâr denilebilecek sosyopolitik iklimimiz içerisinde bir gereklilik. 

STV tam da bu şekilde dindar-muhafazakâr çizgiye sahip bir yayın kuruluşu. Ben onun Türkiye’de toplumsal barışın gerçekleşebilmesi yolunda ihmal edilmemesi gereken önemli bir mecra olduğunu düşünüyorum. Ama buna kanalın yayın politikasını yönlendiren ve belirleyenler ne kadar inanıyor, bilemiyorum. Daha çok toplumun sadece belli (ve tabii muhafazakâr çizgide olduğu varsayılan) bir kesimine hitap etmekle yetinen, onun dışında kalan kesimlerini öteleyen, hatta yer yer iten ‘sekter’ bir tutum daha belirgin. Bu tutumla doğru orantılı olarak da hayli gelenekçi ve mutaassıp, kültürel anlamda ‘liberal’ olamayan bir muhafazakârlık pratiği sergileniyor. 

Bu çerçevede düşünüldüğünde Birol Güven’in yeni komedisi ‘Evlilik Okulu’, STV’ye bir ‘açılım’ imkânı sunabilir. ‘Terminolojik çelişki’ gibi görünme riski taşısa da ifade etmek isterim ki ‘çağdaş bir muhafazakârlığın’ nasıl olabileceği hususunda Birol Güven’in performansını dikkate almakta yarar var. Ve ‘Evlilik Okulu’ da bu bakımdan başlangıç için uygun bir örnek.
Bunu derken dizinin sorunsuz-kusursuz olduğunu söylediğimiz sanılmasın! Çıkış noktası çok vasat. Fikir yeni değil ve TRT 1’deki ‘Böyle Bitmesin’in üstüne gelmesi de talihsizlik. Bir ‘evlilikleri kurtarma timi’nin maceralarını tefrika eden o dizi gibi bu da neredeyse ‘resmen’ kamu yararı gözetilerek tematize edildiğini bağırıyor. 

Fakat şurası kesin ki daha önce izlediğimiz diğer STV dizilerinde olduğundan çok daha ‘profesyonel’ ellerden çıkmış bir çalışma bu. İlaveten, dindar-muhafazakâr kanalın en liberal ve ‘seküler’ atmosfere sahip dizisi olduğu ilk izlenimden hareketle rahatlıkla ileri sürülebilir. Açelya Akkoyun’un, o muhteşem gamzesinden başlayarak, havasıyla, edasıyla, endamıyla ve tabii kilosuyla son derece ‘sahici’ bir mutsuz eş tiplemesini dört dörtlük çıkardığı da söylenmeden geçilemeyecek bir diğer ilk izlenim... 

İlk izlenimde söylenemeyecek olan, dizinin STV’nin havasını değiştirip izlenme potansiyelini ne kadar artırabileceği ve bunun yanı sıra da kanalın ‘kemik’ seyirci kitlesine hitap edip edemeyeceği. Ciddi bir ikilem bu. STV bir yandan mevcut seyirci kitlesinin ötesine geçip toplumun bütününe yönelik bir genişleme ihtiyacında, ama bunu yaparken de o ‘kemik’ kitleyi küstürüp kaybetmeme derdinde. Bakalım bu ‘kilit’in açılması yolunda Birol Güven’in ‘çilingirliği’ ne ölçüde katkıda bulunacak?