Survivor-3: Bir 'imkânsız illüzyon'

Survivor', ehlileşmiş dünyamızın kurallarını uygulamaktan kaçınamadığı noktada, yani Berna'yı Sahra'ya tekme attığı için saf dışı ettiği an, kendi illüzyonunu kendisi bozuyor.
Survivor-3: Bir 'imkânsız illüzyon'

Meşhur Arap atasözü malûm: Ben, kardeşime karşı; kardeşim ve ben kuzenlerimize karşı; ben, kardeşim ve kuzenlerim, yabancılara karşı… 

Esasen kabile toplumsal örgütlenmesinin ‘psiko-politik’ tavrını özetleyen bu deyişin aslında hemen her tür insan ilişkisinde izdüşümleri bulunabilir. Survivor adasında da durum ve koşullar gereği bunun en ‘çıplak’ örneklerini sık sık izliyoruz. 

Zaten oyunun kurulumu da bunu kaçınılmazlaştırıyor, hatta teşvik ediyor. Takımlar-arası ‘düşmanlık’, yarışmalar bitince yerini hemen takım-içi düşmanlıklara bırakıyor. Gerçekte bu, Survivor formatının en dinamik yanı. Hele ki ‘iç’ ve ‘dış düşmanlıklar’ arasında titreşim ve etkileşim de oluyorsa değmeyin şovu yapan ve sunanların keyfine!.. 

Fakat bazen de iç ve dış ‘enerji nakil hatları’nda karışıklık ya da arıza meydana gelip tüm akış sekteye uğrayabiliyor. Böyle bir ‘arıza’ kendisini şu aralar ‘Sahra’ adı altında göstermekte.
Son Survivor yazımızı ondan söz ederek noktalamıştık; ‘Gönüllüler’ adasında hırs ve hınç küpü bir oyuncu Sahra. Nefret potansiyeli yüksek biri… O önceki yazıda bu potansiyelin ‘Ünlüler’in milli-sporcu kadınları Merve ve Duygu’ya yönelik olarak nasıl fiiliyata döküldüğüne değindik (SURVIVOR 2: 'KADINLIK', 'ERKEKLİK' VE İKTİDAR OYUNLARI -  OKUMAK İÇİN TIKLAYIN). Sahra hem ün arayışında hırslı, hem karşısındaki ünlü kadınlara hınç dolu ve hem de onları madara edip başarılı-sporcu kimliklerini söküp atmak istemekte. 

Ancak o, kendi takımında da Berna ile hasımdı. ‘Gönüllüler’in ‘dişi dinamo’su denilebilecek olan Berna’nın da hırsına diyecek yoktu ama Sahra kadar ‘hınç’la motive olduğu söylenemezdi sanırım… Fakat işte aynı takım içinde Sahra ile aralarında ciddi çekememezlik ve çekişme barizdi. Nihayet bu, önceki hafta patladı ve bir tartışmada Sahra’nın ağır sözleri (ki hakarete varıp ‘bip’lenen kısımlar oldu) karşısında Berna dayanamayıp fiziksel atakta bulunmaktan kendini frenleyemedi. Sonuç, ‘Şov’un kuralları gereği Berna’nın diskalifiyesi, tabii Sahra’nın da muradına ermesi oldu. 

Oldu ama bu, takım açısından da ölümcül bir hasar oluşturdu. Kendi içinde büyük güç kaybına uğrayan ‘Gönüllüler’, rakipleri karşısında ciddi zafiyete düştü. Berna gittiğinden beri oyun kazanamadılar. Sahra’nın hırsı küpüne zarar verdi denilebilir!.. 

Tabii sonuçta Sahra’ya yönelik takım içinde (haftalardır adeta birlikte ‘kral-kraliçe’ modunda oldukları Turabi de dâhil olmak üzere) tepki belirdi. Dahası Acun bile dayanamadı ve ‘Ada Konseyi’nde bu konuya değinip Sahra’yı olabilecek en usturuplu şekilde kınadı; Berna’nın diskalifiyesine neden olan tavrından dolayı ve esas sorun ve ‘suçlu’nun o olduğunu vurguluca ima ederek… E, çünkü Sahra’nın kontrolsüz hınç ve nefreti, şovun dinamizmini de ciddi ölçüde sekteye uğratmış oldu. 

Bu aynı zamanda Survivor’ın tüm doğallık ‘gösterisi’ olma iddiasına rağmen aslında nasıl ‘modernlik’le malûl olduğunu en çarpıcı aksettiren bir örnek olarak da kaydedilebilir. Karşımızda gerçek bir (‘yabanıl’) kabile olsaydı, kendi varlığı ve sürekliliği açısından vaz geçilmez olan Berna’yı harcamak bir yana, Sahra gibi topluluğun bütününü tehlikeye atacak bozguncu bir üyeyi ya hizaya sokar (‘levelling mechanism’ denilen uygulama!) ya da olmuyorsa elimine (hatta ‘lime lime’) ederdi. Bize okyanus ortasında bir adada her türlü ‘modern’ imkân ve nimetten uzak kalmış insan topluluğu yanılsaması sunan Survivor, uygar/ehlileşmiş dünyamızın kurallarını uygulamaktan kaçınamadığı noktada, yani Berna’yı Sahra’ya tekme attığı için saf dışı ettiği an, aslında kendi illüzyonunu kendisi bozmuş oluyor. 

Evet, Survivor, bir ‘imkânsız illüzyon’dur.